Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
25°

Bir ekran, bir nesil, bir sınır

YAYINLAMA:
Bir ekran, bir nesil, bir sınır

Son yıllarda gençlerin dünyası giderek küçülüyor. Küçülen bu dünyaların merkezinde ise ekranlar var. Peki biz ne yapıyoruz? Saatlerimizi, günlerimizi farkında olmadan telefonların başında geçiriyoruz.

Telefonlar artık sadece bir iletişim aracı mı, yoksa hayatımızın vazgeçilmez bir parçası mı oldu? Evden çıkarken telefonunuzu almadığınız kaç gün oldu? Ya da kaç saat telefonsuz kalabildiniz? Okulda, sokakta, arkadaş ortamında ne kadar teknolojiden uzak durabildik?

Gençler bugün saatlerini, hatta günlerini sosyal medyada geçiriyor. Orada gülüyorlar, öfkeleniyorlar, tartışıyorlar; hatta bazen âşık bile oluyorlar. Kısacası hayatın tamamını küçük bir ekrana sığdırmaya çalışıyorlar. Ancak bu tabloyu sadece gençlerin suçu gibi göstermek büyük bir haksızlık olur. Çünkü bu düzeni yaratan biz gençler değiliz.

Evet, sosyal medyanın ciddi sorunları var. Yanlış bilgiler hızla yayılıyor, linç kültürü büyüyor, sınırlar kolayca aşılıyor. Bunları görmezden gelemeyiz. Ama sormamız gereken bir soru daha var: Sosyal medyanın hiç mi iyi yanı yok?

Bu mecraların hayatımıza kattıklarını tamamen yok saymak da doğru değil. Bugün öğrenmek istediğimiz pek çok bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Dünyada olup biteni anında görebiliyor, çevremizde yaşananlara kayıtsız kalmıyoruz.

Bana sorarsanız, ben sosyal medyayla çok içli dışlı biri değilim. İlgimi çeken şeyleri takip ederim, zaman zaman paylaşımlar da yaparım. Ancak son dönemlerde sosyal medyada yapılan paylaşımlar nedeniyle yaşanan olaylar toplumda ciddi bir tedirginlik yaratıyor. Gençler artık sadece “ne yazalım” diye değil, “ne yazmayalım” diye de düşünüyor. Burada durup sormak gerekiyor:

Bir ülkenin gençleri korkutularak mı bilinçlenir?

Sosyal medya çoğu zaman bir tehdit olarak görülüyor. Oysa sosyal medya aynı zamanda bir ayna görevi görür. Beğenilmeyen görüntüyü, aynayı kırarak düzeltebilir miyiz? Gençlerin öfkesi, umutsuzluğu ve tepkisi bir gecede ortaya çıkmadı. Ekranlarda gördüğümüz şey, aslında sokakta konuşulamayanların yansıması değil midir?

Gençler çok mu ekran başında kalıyor? Evet. Ama neden?

Kendini ifade edebileceği alanları daraltılan bir gençlik, çareyi dijital dünyada arıyor. Yasaklarla, cezalarla, gözdağıyla bir düzen kurulabilir mi? Aksine bu yaklaşım, gençleri daha içine kapanık, daha öfkeli ve daha kontrolsüz biri hâline getirmez mi?

Eleştiriye tahammül, demokrasinin en temel ihtiyacıdır. Elbette herkes yazdığının sorumluluğunu bilmeli. Hakaretle eleştiriyi, özgürlükle sorumsuzluğu ayırmak zorundayız.

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, gençlerinin sessizliği değil; özgürce ve sorumlulukla konuşabilmesidir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız