47 Yıl Sonra En Çok Oy Alan CHP Kemal Kılıçdaroğlu'yla 14. Seçim Yenilgisini Yaşayabilir
Kadir İnanır'ın 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'ni yapan Kenan Evren ile ilgili söyledikleri cenaze töreninde yayınlandı: “17 yaşında çocuğu yaşını bile bile asan bir şerefsize saygı mı duyacağım?”
Erdal Eren, Türkiye'de 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nin ardından yaşı büyütülerek 17 yaşında idam edilen ve Türkiye devrimci hareketinin sembol isimlerinden biri haline gelen Halkın Kurtuluşu üyesi bir lise öğrencisidir. 25 Eylül 1961 tarihinde Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde doğdu.30 Ocak 1980'de, ODTÜ öğrencisi Sinan Suner'in öldürülmesini protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriye katıldı. Gösteri sırasında çıkan çatışmada askerî inzibat eri Zekeriya Önge hayatını kaybetti. Erdal Eren, er Önge'yi vurduğu iddiasıyla olay yerinde gözaltına alındı. Sıkıyönetim mahkemesinde jet hızıyla yargılandı. Kendisini savunan avukatların delil toplama ve otopsi raporuna itiraz talepleri reddedildi. Yaş Büyütme: Suçun işlendiği tarihte 18 yaşından küçük (17 yaşında) olduğu için yasal olarak idam cezası alması mümkün değildi. Ancak mahkeme kararıyla nüfustaki yaşı büyütüldü.13 Aralık 1980 Cumartesi sabahı Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde asılarak idam edildi...Sinan Suner, 30 Ocak 1980 tarihinde Ankara'nın Yukarı Ayrancı semtinde afiş ve duvar yazısı çalışması yaparken dönemin MHP'li Sağlık Bakanı Cengiz Gökçek'in koruması tarafından vurularak öldürülen ODTÜ öğrencisidir.
Kadir İnanır, Ahmet Kaya'nın (1957-2000) üzerine çatal bıçak atanlara inat o gece dimdik durmuş, Ahmet Kaya'nın elini sıkıca kavramıştı. Elbette o el Ahmet Kaya şahsında Kürt halkının eliydi. O eli hiç bırakmadı. Bu kadarı bile Kadir İnanır'ı güzel anmak için yeter de artar...
Ahmet Kaya'nın "olaylı gece" olarak bilinen ve Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük linç girişimlerinden biri kabul edilen olay, 11 Şubat 1999 tarihinde Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) ödül töreninde yaşanmıştır... Gecede "Yılın En İyi Protest Müzik Sanatçısı" ödülünü almak üzere sahneye çıkan Ahmet Kaya, ödülünü aldıktan sonra şu sözleri dile getirdi: "Önümüzdeki kasette Kürtçe bir şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum. Yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum."
77 yaşında vefat eden Kadir İnanır 'ın geçmişte verdiği bir röportaj: 'Hayatımı belirleyen annemin bir sözü var. 'Seni düşürmek için bildiğim bütün yolları uyguladım oğlum ama ölmedin' dedi.'
GAZETECİ TİMUR SOYKAN: "MUTLAK BUTLAN GİRİŞİMİ ÖLÜ DOĞDU VE HÜKÜMETİN EKMEĞİNE YAĞ SÜREMİYOR! ÖZGÜR ÖZEL İNANILMAZ BİR PERFORMANS SERGİLİYOR VE BİR LİDER DOĞUYOR!"
Gazeteci Timur Soykan, CHP içindeki kurultay ve mahkeme süreçleri (mutlak butlan) ile Özgür Özel'in kuracağı iddia edilen "Yeni Parti" hamlesi üzerinden Saray'ın büyük bir panik yaşadığını öne sürdü.
Soykan, muhalefetin bölünmesi beklenirken tam tersi bir tablonun ortaya çıktığını belirterek şu dikkat çeken analizleri yaptı:
"Özgür Özel inanılmaz bir performans sergiliyor. Bir lider doğuyor. Çok ciddi bir lider doğuyor. Şimdi bu çok büyük endişe yaratıyor. Saray da bunu görüyor."
"Şimdi ilk başta şunun şevkini yaşadılar: ‘Aha CHP’yi böldü görüntüsü yaptık. CHP kavga ediyor görüntüsünü yarattık.’ Bizim için işler iyi gidiyor gibi düşündüler. Ama baktılar Kılıçdaroğlu’na geçiş tam olmadı. Paniklediler."
"İşte bazı zübükler geliyor AKP’ye katılıyor. Ama Kılıçdaroğlu’na giden bile yok. Çünkü Kılıçdaroğlu baraj altında kalacağı belli. Bir yandan da Özgür Özel yükseliyor."
"Saray da diyor ki ‘ya biz bunu yaptık ama yeni bir parti kurulursa, Özgür Özel’in halktaki karşılığı böyle giderse, İBB davası bu kadar çökmüşken Ekrem İmamoğlu’nun bir anlamıyla sesi de dışarılara taşarsa planladığımız gibi gitmeyecek bu iş’ diyor. Bunun korkusunu yaşıyorlar."
KEMAL KILIÇDAROĞLU'YLA GİRİLECEK SEÇİMDE CHP ÇOK AĞIR BİR SEÇİM YENİLGİSİ ALABİLİR!
2019'da AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş görevini devrettiği Ekrem İmamoğlu'na 4 milyar doların üzerinde bir borç bataklığı bırakmıştı...
19 Mart 2025'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve birçok kişi toplu bir şekilde gözaltına alındı. Ekrem İmamoğlu 23 Mart 2025 tarihinde tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi.
21 Mayıs 2026'da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP kurultay davası için "mutlak butlan" kararı verdi. Karara göre, CHP'nin 47 yıl sonra birinci parti olmasını sağlayan Özgür Özel ile yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırılırken, Kemal Kılıçdaroğlu ile ekibinin yeniden göreve geleceği açıklandı...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı için 21 Mayıs'ta iptal kararı verdi. Kararın ardından, 24 Mayıs günü CHP Genel Merkezi’ne polis marifetiyle girildi. CHP’nin seçilmiş yönetimi partinin genel merkezinden çıkarıldı. 24 Mayıs'ta CHP Genel Merkezi'nde, kamuoyunun tepkisini çeken görüntüler yaşandı.
Mahkemenin, “Mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı’na getirildi. 24 Mayıs itibarıyla delegelerin olağanüstü kurultay iradesinin görmezden gelinmesi ve ihraçlar başta olmak üzere çok sayıda tartışmalı karara imza atan Kılıçdaroğlu yönetimi, kamuoyunun nabzını da yokladı.
Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı ile CHP Genel Başkanlığına getirilmesinin ardından CHP Genel Merkezi tarafından yaptırılan ilk anketten dikkati çeken sonuçlar çıktı. CHP Genel Merkezi’nce yaptırılan anketin, “Toplumdaki mutlak butlan öfkesini yansıttığı” görüldü.
Mahkeme kararı ile CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kılıçdaroğlu’nun masasına konulan ilk ankette, CHP'nin oyunun Mart 2024’e göre altı puan düştüğü belirtildi. Ankete yönelik değerlendirmelerde bulunan CHP kaynakları, oyların yüzde 30 seviyesinin altına ineceği görüşünü ileri sürdü.
Özel destekçisi CHP’liler, yola yeni partide devam edilmesi durumunda Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin baraj altında kalabileceği uyarısını yineledi.
CHP Genel Merkezi kaynakları ise oylardaki düşüşün, “Sıcak tepkinin” sonucu olduğunu ileri sürdü. Süreç ilerledikçe ve “Normalleşme başladıkça” oyların toparlanacağını savunan Kılıçdaroğlu’na yakın kurmaylar, “CHP seçmeni, partisinden vazgeçmez” iddiasını dile getirdi.
ZÜLFÜ LİVANELİ'NİN CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL'LA İLGİLİ ÇARPICI ANALİZİNİ HATIRLAYALIM!
Zülfü Livaneli'nin 19 yıl önce CHP Genel Başkanı Deniz Baykal için yazdıklarını da hatırlamak lazım...Baykal 1992-2010 yılları arasında (toplamda 15 yıl 8 ay boyunca) Cumhuriyet Halk Partisinin genel başkanlığını yaptı.
ZÜLFÜ LİVANELİ:
Birisi Deniz Baykal’la Bülent Arınç’ın akraba olduğunu öne süren bir şeyler yazmış, internette bana aitmiş gibi yayınlamış. Ne üslup bana benziyor ne de iddialar tutarlı. Ama durmadan sorular geliyor. Bunlara karşı facebook sayfamızda yayınlanan bir açıklamayı, burada da duyurmak istiyorum:
“B. Arınç ile D. Baykal’ın teyze çocukları olduğuna ilişkin kamuoyunda yayılan iddialarla Zülfü Livaneli’nin hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu iddialar Zülfü Livaneli’nin olduğu iddia edilen bir yazıdan hareketle ileri sürülmektedir. Zülfü Livaneli’nin bu tür bir yazısı yoktur.’’
Umarım artık kimse sormaz.
DENİZ BAYKAL gerçekte kim...?
Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi!
Seçimler öncesi CHP'ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.
Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.
Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım.
Bunu bir borç olarak görüyorum:
“İKİ AY DAYANAMAZ” DEMİŞTİNİZ
Deniz Bey lütfen hatırlayın: 19 Aralık 2002 Perşembe tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen'in evindeydik.
Ben Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüşmeden geliyordum.
Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan'ın ise Meclis'e girme umudu kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan'ın "milletvekili olmadan başbakan olma" önerisini reddetmişti.
Türkiye'nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz "Tayyip Erdoğan başbakan olacak!" diye tutturdunuz.
Sizi "Çok tehlikeli bir oyun bu!" diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, "Hayır!" dediniz "İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz."
Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim:
"Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan'ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında ABD ve Avrupa desteği de var. Program Türkiye'yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı.
Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek."
İki ay dayanamaz iddianızı, görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar," tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi...
ÇÜNKÜ siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz.
Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu.
Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.
O zaman ben sizin TAYYİP ERDOGAN'LA seçim öncesinde Beylerbeyi’nde GİZLİCE BULUŞTUGUNUZU ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
TÜRKİYE’nin kaderiyle oynayacak böylesine bir hareketin içinde olacağınıza İhtimal vermedim.
Bu gecenin tanıkları var:
ÖNDER SAV,
EÇREF ERDEM,
MEHMET SEVİGEN
BÜLEND TAN
VE YAŞAR NURİ ÖZTÜRK...
Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar.
Yani tanıklar var.
Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir.
Siz de bilirsiniz.
Tartışmanın sonunda dediniz ki:
Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik.
İki ay sonra çıkarıp bakalım.
Ama rotuş yapmadan.
Hangimiz haklı çıkmışız?"
Evet yıllar geçti fakat 2007 seçimlerinden sonraki o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.
Ve düşünün; Meclis grubunda "Erdoğan'ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!" diye bas bas bağırmanıza değdi mi?
Söyle DENİZ BAYKAL DEĞDİ Mİ?
Erdoğan'la Beylerbeyi'nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi?
Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.
Başbakan olmak, elbette Erdoğan'ın demokratik hakkıdır.
Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP'nin birinci görevi değildir.
Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.
Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa'yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan'ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu.
Size o gün söylediğim gibi, O gün Türkiye'nin kaderini değiştirdiniz.
Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin.
"Öyle değildi. Böyle konuşmadık," deyin.
SIKIYSA DEYİN...
Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.
HODRİ MEYDAN...
Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.
Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım.
O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.
Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.
“YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK”
Tayyip Erdoğan'ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin SEBEBİ sizsiniz...
Daha önce Refah Partisi'nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti...
Tayyip Erdoğan'ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek'lerin en büyük şansı sizdiniz.
CHP'nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.
Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.
Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP'lileri, eski ANAP'lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.
Size defalarca "Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!" dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.
Sağcıları ve sekreterinizi Meclis'e sokarken, Avrupa Konseyi'nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren İsmet İnönü'nün torunu Gülsün Bilgehan'ı Meclis dışında bıraktınız.
NEDEN?
İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum.
Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı...
Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.
Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de...
SELAHATTİN DEMİRTAŞ'IN ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMASI BEKLENİRKEN
Tutuklu eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, stand-up gösterisinin ardından hakkında soruşturma açılan komedyen Deniz Göktaş’a bir mektup yazdı.
Göktaş, ‘Ölü Deniz’ adlı yeni gösterisiyle gündemde. YouTube’da 24 Haziran akşamı yayınlandığından bu yana, beş günde yaklaşık 6 milyondan fazla izlendi.
32 yaşındaki komedyen hakkında ‘dini değerleri aşağılama’ gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Göktaş, özellikle iktidar yanlısı isimlerin ve medyanın hedefindeydi.
4 Kasım 2016’dan bu yana cezaevindeki Demirtaş’ın esprili bir dille Göktaş’a yazdığı mektup şöyle:
“Avukatlarım dediler ki “Deniz Göktaş diye genç bir adam var, siyasi mizah yapmak suretiyle çaktırmadan senin koltuğuna göz dikmiş, haberin olsun!” Dedim “şu andaki koltuğuma mı?”, “evet” dediler “öyle görünüyor ki bugün yarın tutuklanır.”. “Hadi inşallah, hayırlısı” dedim. O hapse girerse ben bu defa kesin çıkarım, nitekim hapishaneler aynı anda iki adet böyle mahpusu kaldıramaz. Az kaldı!
Böylesi genç yetenekleri teşvik ve tahrik etmek de boynumuzun borcudur. Bak, güzel kardeşim; kesinlikle doğru yoldasın, aynen devamke. Bu arada bana bazen “Selo” diyenler oluyor, ben de sana kısaca “Denyo”, diyebilir miyim? Gerçi bu olmadı, senin ismini kısaltamıyoruz. Hatta assalar da, kesseler de olmuyor; Deniz her zaman Deniz olarak kalıyor. Neyse, ben sana mecburen kısaca Deniz diyeceğim.
Bak, Deniz kardeş; koltuğuma göz dikmeni takdirle karşıladım hatta tatlı bir telaş, fazlaca umut da var. On yıldır bugünü bekliyorum; Yılmaz, Cem falan benim yerime gelirler diye düşünmüştüm de denyolar beni hayal kırıklığına uğrattılar. Fakat sen öyle değilsin canım kardeşim, sende o ışık var, başaracaksın illaki. Çaban, mücadelen, gayretin mutlaka sonuç verecek, vazgeçme lütfen.
Baktın sabahın köründe kapına dayanmıyorlar, ki en kötüsü bu şekilde beklemektir, durma sen git. Taksim’e git mesela, avukatlarımın sana ileteceği iki tane sağlam sloganı sol yumruk havada, hançereni yırtarcasına meydanın ortasında haykır, akşamına koltuğum senindir inşallah.
Sana bir de Abi tavsiyesi; “Yurt dışına kaçmadım ki, iki şort, iki tişörtle yurt dışına mı kaçılır”, şeklindeki argümanın pek sağlam olmamış. Sanırsın kıyafet yeryüzünde bir tek Türkiye’de satılıyor, dünyanın geri kalanı halen incir yaprağıyla geziyor! Öyle olmaz, yemezler bunlar. Misal şöyle inandırıcı bir şeyler uydur “ya yeminle altın fiyatları dip yapınca daha dün bi çeyrek aldım, haftaya yine tavan yapınca satcam. Çeyreği Türkiye’de bırakıp kaçar mıyım ya!”.
Takdir yine de senindir Deniz kardeş, bu halk her halükârda Deniz’leri sever. Üstelik tuhaftır ki dönmeyen Deniz’leri daha çok severler. Olan bana olacak ya neyse, yapacak bir şey yok.
Son olarak yetkililere de seslenmek isterim; bu genç arkadaşımız tam olarak neler söylemiş bilemiyorum ama bırakın da gençler korkmadan, özgürce düşünüp, konuşsun, gülsünler bari. Toplumsal gelişme, ilerleme için özgürlükler şarttır, olmazsa olmazdır, gençleri engellemeyin lütfen.
Not: Eğer ki gösterisinde bana da giydirmişse tutuklayın tabi, o ayrı. Selam, sevgilerimle.”