Aleviler Oyuna Gelmez, Oyunu Bozar
CHP’nin Özgür Özel yönetiminde elde ettiği seçim başarısı ve yeniden iktidar seçeneği hâline gelmeye başlaması, Türkiye siyasetindeki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Özgür Özel’in öncülüğündeki CHP’nin güç kazanması, Ekrem İmamoğlu’nun da geleceğin güçlü cumhurbaşkanı adaylarından biri olarak öne çıkması, iktidar çevrelerinde ciddi bir siyasal kaygı yaratmıştır.
Bu süreçte CHP’nin seçilmiş yönetimini görevden uzaklaştıran ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden parti yönetimine taşıyan mahkeme kararı, hukuki yönü kadar siyasal sonuçları bakımından da tartışılmaktadır. Kararın hukuken doğru veya yanlış olduğuna bağımsız yargı mercileri karar verecektir. Ancak böyle bir müdahalenin CHP’yi kendi içinde parçalama, muhalefetin iktidar yürüyüşünü durdurma ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğini zayıflatma ihtimali göz ardı edilemez.
Bu gelişmelerin Alevi seçmen üzerinden kurulmuş daha geniş bir siyasal hesabın parçası olduğu yönünde de ciddi kuşkular bulunmaktadır. Bazı sağ, muhafazakâr ve milliyetçi çevrelerin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği nedeniyle Alevilerin bütünüyle onun yanında yer alacağını ve Özgür Özel yönetiminden uzaklaşacağını düşündükleri anlaşılmaktadır. Böylece CHP’nin en sadık toplumsal dayanaklarından biri olan Alevilerin iki ayrı siyasal tutum arasında bölüneceği hesaplanmış olabilir.
Bu hesabı yapanlar, Alevilerin Atatürk’e ve Cumhuriyet’e duyduğu bağlılığı yeterince anlayamamıştır. Alevilerin Atatürk sevgisi, yalnızca bir siyasi parti genel başkanına veya belirli bir kişiye bağlılık değildir. Bu sevda, Leyla ile Mecnun’un aşkına benzetilebilecek kadar derin ve vazgeçilmezdir; ancak kişilere değil, Atatürk’ün bağımsızlık, laiklik, çağdaşlaşma, akıl, bilim ve halk egemenliği anlayışına yönelmiştir.
Bu nedenle bir siyasetçinin Alevi olması, Alevilerin onu koşulsuz biçimde desteklemesi için yeterli değildir. Aynı şekilde bir siyasetçinin Sünni olması da onun Aleviler tarafından dışlanacağı anlamına gelmez. Aleviler için temel ölçü kişinin mezhebi değil; demokrasinin, hukukun, laikliğin, Cumhuriyet’in ve halk iradesinin yanında durup durmadığıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden bütün Alevilerin onun çevresinde toplanacağı düşüncesi bu nedenle karşılık bulmamıştır. Alevilerin önemli bir bölümünün Özgür Özel’in yanında saf tutması, mezhep dayanışması yerine seçilmiş iradeyi, siyasal aklı ve Cumhuriyet’in geleceğini esas aldıklarını göstermiştir.
Aleviler cüzdanlarıyla değil, vicdanlarıyla; mezhepçilikle değil, akıl ve adalet duygusuyla hareket eden bilinçli bir toplumdur. Ülkenin geleceği, Cumhuriyet’in bekası ve Atatürk devrimlerinin korunması söz konusu olduğunda kişinin dini, mezhebi, dili veya etnik kökeni ikinci planda kalır. Doğru kimden gelirse gelsin desteklenir; yanlış da kim tarafından yapılırsa yapılsın reddedilir.
Alevilerin Özgür Özel’in yanında yer alması, onları mezhep kimliği üzerinden yönlendirebileceğini düşünen siyasal anlayışa açık bir cevap olmuştur. Bu tutum, Alevilerin hazırlanmış hesaplara kolayca teslim olmayacağını ve kendileri adına kurulan oyunları siyasal bilinçleriyle bozabileceklerini göstermiştir.
Aleviler oyuna gelmez; gerektiğinde oyunu bozar.
Ancak CHP içinde yaratılan bu ayrışmanın Türkiye’nin demokratik geleceği açısından ağır sonuçlar doğurma ihtimali de bulunmaktadır. Muhalefetin kendi içinde bölünmesi, enerjisini iktidar mücadelesi yerine iç çatışmalara harcaması ve seçmenin umudunu kaybetmesi, en çok mevcut iktidarın işine yarayacaktır.
Bu nedenle benim kanaatime göre, CHP’de yaşanan bu parçalanma Recep Tayyip Erdoğan’a önemli bir siyasal alan açmıştır. Muhalefet yeniden birleşemez, halkın güvenini koruyamaz ve güçlü bir iktidar seçeneği oluşturamazsa Erdoğan’ın iktidarını yeni bir dönemde sürdürme ihtimali güçlenebilir. Bunu şimdiden “beş yıl daha kesin olarak garanti edildi” biçiminde söylemek doğru olmasa da muhalefetin parçalanmasının iktidarın elini kuvvetlendireceği açıktır.
Türkiye siyasetinde oyun kurma ve rakiplerinin zayıflıklarından yararlanma konusunda büyük bir deneyime sahip olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, CHP içindeki bu çatışmadan siyasal kazanç sağlamaya çalışması şaşırtıcı olmayacaktır. Muhalefet kendi içinde kavga ederken iktidar, seçmen tabanını yeniden toparlamak ve siyasal üstünlüğünü sürdürmek için gereken zamanı ve imkânı kazanabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki bir genel başkanlık tartışması değildir. Mesele, Türkiye’de halkın seçme iradesinin korunması, ana muhalefet partisinin bütünlüğünün sürdürülmesi ve demokratik iktidar değişikliğinin mümkün olup olmayacağı meselesidir.
Aleviler de bu tartışmaya bir kişinin mezhebinden hareketle değil, ülkenin geleceğini düşünerek yaklaşmaktadır. Onların tercihini belirleyen, kimin Alevi veya Sünni olduğu değil; kimin halk iradesine, hukuka, laikliğe, demokrasiye ve Atatürk’ün Cumhuriyet’ine gerçekten sahip çıktığıdır.
Bu tutum, Alevilerin siyasal olgunluğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Aleviler, kendi inanç kimliklerinin siyasal hesapların aracı hâline getirilmesine izin vermemiş; mezhep üzerinden kurulmak istenen saflaşmanın karşısına aklı, vicdanı ve demokratik iradeyi koymuştur.
Alevileri mezhep kimliği üzerinden yönlendirebileceğini düşünenler yanılmıştır. Çünkü Aleviler, kendilerinden olanın değil; haklı, adaletli ve doğru olanın yanında durmayı esas alırlar.