Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
30°

“Tecrübenin Sesi Yüksek Çıkmaz”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Tecrübenin Sesi Yüksek Çıkmaz”

Geçen gün bir ortamda biri büyük bir özgüvenle,

"Ben o işi biliyorum."  dedi.

 

Öyle emin söyledi ki...
İnsan, bir an gerçekten bildiğine inanıyor.

Sonra nedense aklıma yıllardır aynı işi yapan eski ustalar geldi.

 

Dikkat ettim de...

Gerçekten bilen insanlar, bildiklerini anlatmak için pek acele etmiyor.

 

Çünkü tecrübe ilginç bir şey.

İnsanın sesini yükseltmiyor.
Reflekslerini değiştiriyor.

 

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

 

Bir video...
Birkaç makale...
Bir eğitim...
Üç yabancı terim...

 

Ve bazen insan, bilgiyle tanışmayı ustalık sanabiliyor.

Oysa bilgi ile tecrübe aynı masaya otursa bile aynı kişi değiller.

Bilgi sana ne yapılacağını anlatır.

Tecrübe, neyi yapmaman gerektiğini öğretir.

Çünkü bazı derslerin kitabı yoktur.

Bir yanlış kararın nelere mal olacağını...

Küçük görünen bir ayrıntının nasıl büyüyebileceğini...

Yanlış zamanda söylenen tek bir cümlenin nelere sebep olacağını...

Bunları ancak yük omzundayken öğreniyorsun.

 

Belki de bu yüzden eski ustalar bazen sonucu en başından görebiliyor.

Çünkü ilk kez karşılaşmıyorlar.

Aynı virajı yıllar önce dönmüşler.

Aynı hatanın daha ağırını yaşamışlar.

Ve bazı riskleri, risk olduğu için değil...
Bedelini bildikleri için sevmiyorlar.

 

Eskiden bunu biraz abartı sanırdım.

 

Hallederiz.

Bir şey olmaz.

Abartıyorsunuz.

 

Galiba gençliğin en büyük özgüveni, hayatın henüz faturasını kesmemiş olması.

 

Sonra zaman geçiyor.

Ve insan yavaş yavaş şunu fark ediyor:

Bazı cümleler bilgiyle kuruluyor.

Bazıları ise ödenmiş bedellerle.

 

İkisi kulağa aynı gelebilir.

Ama biri konuşur...

Diğeri yaşanmıştır.

 

Ben Aslı.

Sizce bir insanın gerçekten bildiğini gösteren şey anlattıkları mı,

yoksa sustuğu yerler mi?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız