“Tecrübenin Sesi Yüksek Çıkmaz”
Geçen gün bir ortamda biri büyük bir özgüvenle,
"Ben o işi biliyorum." dedi.
Öyle emin söyledi ki...
İnsan, bir an gerçekten bildiğine inanıyor.
Sonra nedense aklıma yıllardır aynı işi yapan eski ustalar geldi.
Dikkat ettim de...
Gerçekten bilen insanlar, bildiklerini anlatmak için pek acele etmiyor.
Çünkü tecrübe ilginç bir şey.
İnsanın sesini yükseltmiyor.
Reflekslerini değiştiriyor.
Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.
“Bir video...
Birkaç makale...
Bir eğitim...
Üç yabancı terim...”
Ve bazen insan, bilgiyle tanışmayı ustalık sanabiliyor.
Oysa bilgi ile tecrübe aynı masaya otursa bile aynı kişi değiller.
Bilgi sana ne yapılacağını anlatır.
Tecrübe, neyi yapmaman gerektiğini öğretir.
Çünkü bazı derslerin kitabı yoktur.
Bir yanlış kararın nelere mal olacağını...
Küçük görünen bir ayrıntının nasıl büyüyebileceğini...
Yanlış zamanda söylenen tek bir cümlenin nelere sebep olacağını...
Bunları ancak yük omzundayken öğreniyorsun.
Belki de bu yüzden eski ustalar bazen sonucu en başından görebiliyor.
Çünkü ilk kez karşılaşmıyorlar.
Aynı virajı yıllar önce dönmüşler.
Aynı hatanın daha ağırını yaşamışlar.
Ve bazı riskleri, risk olduğu için değil...
Bedelini bildikleri için sevmiyorlar.
Eskiden bunu biraz abartı sanırdım.
“Hallederiz.”
“Bir şey olmaz.”
“Abartıyorsunuz.”
Galiba gençliğin en büyük özgüveni, hayatın henüz faturasını kesmemiş olması.
Sonra zaman geçiyor.
Ve insan yavaş yavaş şunu fark ediyor:
“Bazı cümleler bilgiyle kuruluyor.
Bazıları ise ödenmiş bedellerle.”
İkisi kulağa aynı gelebilir.
Ama biri konuşur...
Diğeri yaşanmıştır.
Ben Aslı.
Sizce bir insanın gerçekten bildiğini gösteren şey anlattıkları mı,
yoksa sustuğu yerler mi?