Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
30°

Sarı İnek

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Sarı İnek

Farkında mısınız son yıllarda toplum olarak ne kadar da duyarsızlaştık! Üzerimize ölü toprağı serpilmiş sanki? Halbuki eskiden olsa genele teşmil eden her hadisede toplumsal duyarlılık gösterir olumlu-olumsuz tepkimizi çekinmeden ortaya koyar, Ülke idaresindeki makamlara, bireysel ve toplumsal sesimizi duyurarak ‘’Olumlu anlamda’’ baskı unsuru oluştururduk.

 

Son yıllarda bir bezginlik hali var üzerimizde! Herhangi bir konuda toplumdan çıkan ses ve yapılan itirazlar çok cılız kalıyor. Dolayısıyla, ipi elinde bulunduranlar da istedikleri gibi at koşturuyorlar!

 

Sizi bilmem ama ben bu durumu yıllardır süre gelen ekonomik sıkıntılara ve oluşturulan ‘’korku imparatorluğu’’ algısına bağlıyorum…

 

Beni tanıyan hemen herkes; ‘’aman ha, yazdıklarına dikkat et lütfen… Yoksa seni de alıp götürürler’’ diyor…

 

‘’Susma, sustukça sıra sana gelecek’’ duruşundan, ‘’Sakın konuşma, yanarsın!’ anlayışına evrildik git gide!

 

‘’Bizdensen iyisin, aksi halde tu kaka!’’ yaklaşımının vahim bir neticesidir geldiğimiz nokta.

 

Öyle olmasa gömlek değiştirir gibi parti değiştiren milletvekilleri, belediye başkanları çoğalır mıydı bu kadar?

 

Yahu arkadaş ben sana falanca partiye geç diye mi oy verdim? Haram zıkkım olsun diyesim var…

 

Ama demiyorum... Diyemiyorum!...

 

Neden?

 

‘’Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ anlayışının getirdiği bezginlik halidir bu.

 

O halde gelin sarı inek hikayesini bir daha hatırlayalım:

 

Geniş bir otlakta yaşayan bir inek sürüsü vardı. Siyahı, beyazı, alacalısı… Hepsi yıllardır birlikte otlar, birlikte uyur, tehlike geldiğinde yan yana dururdu. Aralarında sarı renkli bir inek de vardı; diğerlerinden biraz farklı görünse de sürünün bir parçasıydı.

 

Bir gün aç bir aslan ortaya çıktı. Sürüye uzaktan baktı, saldırmadı. Çünkü biliyordu ki inekler birlikte durursa ona geçit vermezlerdi. Bunun yerine konuşmayı seçti.

 

“Benim sizinle bir sorunum yok,” dedi. “Ama şu sarı inek… Rengi gözüme batıyor. Onu bana verirseniz size dokunmam.”

 

İnekler önce itiraz etti. Ama aslan günlerce gidip geldi, aynı şeyi tekrarladı. Zamanla fısıltılar başladı:

 

— “Zaten hep farklı duruyordu.”

 

— “Bir tanesinden ne çıkar?”

 

— “Yeter ki aslan bize karışmasın.”

 

Sonunda sarı inek yalnız bırakıldı. Aslan söz verdiği gibi onu alıp gitti. Sürü derin bir nefes aldı; bir süre gerçekten de aslan ortalıkta görünmedi.

 

Günler sonra aslan tekrar geldi. Bu kez daha rahat konuşuyordu.

 

“Şimdi de şu alacalı inek huzurumu bozuyor,” dedi.

 

Sürü sessiz kaldı. Karşı çıkmak isteyenler oldu ama kimse ilk sözü almak istemedi. Alacalı inek de yalnız kaldı.

 

Bu böyle devam etti. Aslan her seferinde farklı bir bahane buldu, sürü ise her seferinde biraz daha küçüldü. Yan yana duruyorlardı ama artık birlikte değillerdi. Korku, aralarındaki bağı sessizce kemiriyordu.

 

Bir gün aslan yine geldiğinde geriye çok az inek kalmıştı. Direnecek güç de ses çıkaracak cesaret de kalmamıştı. Aslan uzaklaşırken sürünün en yaşlı ve bilge ineği başını öne eğdi. Kimseye bir şey söylemedi. Sadece kendi kendine, içinden geçirdi:

 

“Keşke sarı ineği vermeseydik!”

 

Umarım; bana dokunmayan bin yaşasın deyip toplumsal hadiselere duyarsızlaşan bizler, bir gün gelip ah vah etmeyiz kaybettiklerimize!

 

Yoksa, sarı ineği verenlerin vay haline!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız