Bir ekran, bir nesil, bir sınır
Son yıllarda gençlerin dünyası giderek küçülüyor. Küçülen bu dünyaların merkezinde ise ekranlar var. Peki biz ne yapıyoruz? Saatlerimizi, günlerimizi farkında olmadan telefonların başında geçiriyoruz.
Telefonlar artık sadece bir iletişim aracı mı, yoksa hayatımızın vazgeçilmez bir parçası mı oldu? Evden çıkarken telefonunuzu almadığınız kaç gün oldu? Ya da kaç saat telefonsuz kalabildiniz? Okulda, sokakta, arkadaş ortamında ne kadar teknolojiden uzak durabildik?
Gençler bugün saatlerini, hatta günlerini sosyal medyada geçiriyor. Orada gülüyorlar, öfkeleniyorlar, tartışıyorlar; hatta bazen âşık bile oluyorlar. Kısacası hayatın tamamını küçük bir ekrana sığdırmaya çalışıyorlar. Ancak bu tabloyu sadece gençlerin suçu gibi göstermek büyük bir haksızlık olur. Çünkü bu düzeni yaratan biz gençler değiliz.
Evet, sosyal medyanın ciddi sorunları var. Yanlış bilgiler hızla yayılıyor, linç kültürü büyüyor, sınırlar kolayca aşılıyor. Bunları görmezden gelemeyiz. Ama sormamız gereken bir soru daha var: Sosyal medyanın hiç mi iyi yanı yok?
Bu mecraların hayatımıza kattıklarını tamamen yok saymak da doğru değil. Bugün öğrenmek istediğimiz pek çok bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Dünyada olup biteni anında görebiliyor, çevremizde yaşananlara kayıtsız kalmıyoruz.
Bana sorarsanız, ben sosyal medyayla çok içli dışlı biri değilim. İlgimi çeken şeyleri takip ederim, zaman zaman paylaşımlar da yaparım. Ancak son dönemlerde sosyal medyada yapılan paylaşımlar nedeniyle yaşanan olaylar toplumda ciddi bir tedirginlik yaratıyor. Gençler artık sadece “ne yazalım” diye değil, “ne yazmayalım” diye de düşünüyor. Burada durup sormak gerekiyor:
Bir ülkenin gençleri korkutularak mı bilinçlenir?
Sosyal medya çoğu zaman bir tehdit olarak görülüyor. Oysa sosyal medya aynı zamanda bir ayna görevi görür. Beğenilmeyen görüntüyü, aynayı kırarak düzeltebilir miyiz? Gençlerin öfkesi, umutsuzluğu ve tepkisi bir gecede ortaya çıkmadı. Ekranlarda gördüğümüz şey, aslında sokakta konuşulamayanların yansıması değil midir?
Gençler çok mu ekran başında kalıyor? Evet. Ama neden?
Kendini ifade edebileceği alanları daraltılan bir gençlik, çareyi dijital dünyada arıyor. Yasaklarla, cezalarla, gözdağıyla bir düzen kurulabilir mi? Aksine bu yaklaşım, gençleri daha içine kapanık, daha öfkeli ve daha kontrolsüz biri hâline getirmez mi?
Eleştiriye tahammül, demokrasinin en temel ihtiyacıdır. Elbette herkes yazdığının sorumluluğunu bilmeli. Hakaretle eleştiriyi, özgürlükle sorumsuzluğu ayırmak zorundayız.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, gençlerinin sessizliği değil; özgürce ve sorumlulukla konuşabilmesidir.