ARMAĞAN
Bazı insanlar hayatımıza bir armağan gibi girer. Varlıklarıyla içimizi ısıtır, bir bakışlarıyla günümüzü güzelleştirirler. Onlarla paylaştığımız kahkahalar, sırlar, sessizlikler bile anlam kazanır. Fakat zamanla, bu armağanlar sıradanlaşır. Alışırız. Ve alıştığımız şeyin kıymetini unuturuz.
İnsan, sahip olduğu şeyin değerini çoğu zaman onun yokluğunda anlar. Bir dostun sesi kesildiğinde, bir sevginin sıcaklığı çekildiğinde, bir paylaşımın yerini sessizlik aldığında… O zaman fark ederiz ne kadar kıymetli olduğunu. Ama bazı insanlar, yokluklarıyla daha az acı verirler; varlıklarıyla sürekli incitmektense sessizce çekip gitmeyi seçerler.
Bir dostluk, sürekli ihmal edildiğinde; bir sevgi, karşılık bulmadığında; bir güven, defalarca kırıldığında… Varlıkları acı verir hale gelir. Ve insan, kendini korumak için vazgeçmeyi öğrenir.
Belki de insan doğası, elde ettiğini sorgulamadan tüketmeye meyillidir. Belki de “hep var olacak” sanrısı, bizi körleştirir. Oysa hiçbir şey sonsuz değildir. Ne bir dostluk ne bir sevgi, ne de bir insanın sabrı.
Kıymet bilmek, sadece teşekkür etmek değil; var olanı görmek, anlamak ve ona emek vermektir. Bir dostun yanında olmak, bir sevgiyi beslemek, bir paylaşımı canlı tutmak… Bunlar kıymet bilmenin sessiz ama güçlü eylemleridir.
Sonuç olarak, insanın en büyük yanılgısı, kıymeti yoklukta aramasıdır. Oysa gerçek olgunluk, varlıkta değer bilmektir. Çünkü bir gün, üzerine titrediğimiz insanlar sessizce çekip gidebilir. Ve geriye sadece “keşke”ler kalır. Hatta, internette yaygın olarak yayınlanan reels söylemi ile; yokluklarına üzülmek yaptıklarına üzülmekten çok daha kolay olur.
Saygılarımla…