Antalya Faydalı Ömrünü Bitirdi, Bu Göçü Durdurun
İlgililere, yetkililere ve etkililere 34 yıl önce gerekli hatırlatmalarda bulunmuştuk. 81 il içinde göç alma bakımından Antalya'nın 1 numara olduğunu söyleyerek, bir gün bu kentin sosyal tufanlara maruz kalacağını, günü geldiğinde toplumsal yaşam bakımından telafisi mümkün olmayan darboğazların oluşacağını, süratle çalışmalar yapılarak iç ve dış göçlerin Antalya'ya yönelmemesi için alınması gereken caydırıcı tedbirlerin alınması gerektiğini durmadan kentin gündemine getirerek gereğinin yapılmasını anlatmıştık.
Dinleyen olmadı. Şehir tıkandı, trafik Arap saçına döndü. Egzoz kökenli hava kirliliği kamu sağlığını etkiler hâle geldi. Su kaynaklarımız risk altında. Kıyı kirliliği ne durumda bilen var mı? Kaldırım ve kıyı işgalleri aldı başını gidiyor.
Kaldırımlarda yayaların ve engellilerin evrensel yürüme ve seyahat etme özgürlüğü kalmadı. İlgili yasaların yasaklıyor olmasına rağmen kıyılarımız ciddi anlamda işgal hâlinde ve kentimizi çevreleyen, her bir metrekaresi birer oksijen fabrikası olan ormanlarımız ile yeşil doku hızla inşaat alanlarına dönüştürülerek betona teslim ediliyor.
Muhtemel depremlerde kaçıp kurtulacak toplanma alanları olağanca daraltılarak halkın can güvenliği endişelere mahal bırakıyor. Kent meydanları için gereken alanlar bırakılmadığından, insanların bir araya gelebileceği meydan kavramından söz edilemeyecek noktalara geliniyor.
Milyonlarca insanın yaşamından kaynaklanan katı atık dünyası gün geçtikçe çevreyi tehdit etmeye yönelik kapasitelere doğru yol almakta, insanlarımızı sağırlaştıran semt pazarlarında kontrolsüz ve denetimsiz gürültü atmosferi, adeta kurtarılmış bölge misali kalabalık, plansız, araba ve yaya trafiğinin kilitlendiği semt pazarları, içinde araştırmanın ve planlamanın olmadığı, hesap kitap dışı, gelişigüzel imal edilmiş kaldırımların oluşturduğu sıkıntılar ve çarpık kentleşme modeli... Ne isterseniz hepsi mevcut.
Bütün bunların temelinde ne var? Elbette düzensiz göçler ve özellikle Büyükşehir Kanunu, taşımalı eğitim projeleri, çiftçinin toprağı bırakarak şehirlere göç etmesi var. Üreten toplum değil, tüketen toplum olmanın arka planındaki yoğun çaresizlik ve işsizlik var. Barınma ve doyma taleplerinden kaynaklanan çaresizce bir arayış var bu gidişatın temelinde.
Bütün bunlara rağmen söz konusu sınırsız göç ve yer değiştirmeler hız kesmeden devam ediyor. Bize göre Göç İdaremizin bazı kararları revize edilerek yukarıdaki bilgiler ışığında hareket sağlanmalı, seyahat hürriyeti ve yerleşim hürriyeti gibi insan haklarına ilişkin kararlar yeniden gözden geçirilerek içinden çıkılmaz hâle gelmiş göç hadisesi, güncellenecek statü ve bilimsel kriterler çerçevesinde yeniden düzenlenmeli, kentimizin göç vanası kapatılmalıdır.
Bütün bunların ötesinde "özel Antalya" konusu çıkarılmalıdır.