Arsız, Pişkin ve Vurdumduymaz Tipler!
Güzel dilimizde ilginç deyimlerle sözler vardır ya hani, bir çırpıda anlatmak istediklerimizi tanımlar. İşte bu da onlardan biri; “Vurdumduymaz”. Bu söz kimleri tanımlar derseniz;
“Hiçbir şeye aldırmayan, söyleneni duymayan, olup biteni görmek istemeyen, uyarılara kulak asmayan, son derece sorumsuz ve duyarsız kimseleri tanımlamak için kullanılan, kalıplaşmış bir sözcüktür. Aslında bir deyimin içinde geçer;
“Vurdumduymaz, kör ayvaz” sözlüğe göre;
Anladığı halde anlamamış gibi davranan umursamaz kişileri ifade eder. Günlük hayatta bu tip sorumsuz kişileri tanımlamak için kullanılır.
Bu doğrudan pişkinlik ve başkalarının ne hissettiğini veya ne düşündüğünü zerre kadar umursamamakla ilgilidir. Kişi, yaptığı hatayla yüzleştirilse bile istifini bozmaz, durumu arsızlığa vurur ve adeta bir duvar gibi davranır. Bu ruh halini ve davranışı destekleyen diğer yaygın Türkçe ifadeler ya da benzer anlama gelen deyimler şunlardır:
_ Arsızlığa Vurmak: Ayıbını, suçunu veya hatasını pişkinlikle gizlemeye çalışmak.
_ Yüzü Kızarmamak: Utanılacak bir durum karşısında bile, hiç bozuntuya vermemek.
_ Üzerine Alınmamak: Kendisine yönelik açık eleştirileri bile görmezden gelmek.
_ Kulağının Üstüne Yatmak: Duyduğu, bildiği bir şeyi, duymazlıktan gelmek.
Güzel Türkçe’mizin pişkinlik ve duyarsızlık üzerine de güzel ifadeleri vardır:
_ “Dünya yansa bir kalbur samanı yanmaz”: Çevresinde ne büyük felaket olursa olsun, sadece kendi küçük çıkarını düşünür.
_” Nuh der, peygamber demez”: Kendini haklı çıkarmak için, her türlü kanıta rağmen, inatla ve pişkinlikle kendi bildiğini okur.
Arsız, pişkin ve vurdumduymaz insanlar, toplumun temelini oluşturan “güven ve adalet” duygusunu zedeleyerek, derin bir huzursuzluk yaratırlar. Kendi çıkarları veya rahatları için, kuralları çiğnerken, yakalandıklarında bile sergiledikleri rahat tavırlar, çevrelerindeki insanlarda, adaletsizlik ve çaresizlik hissi uyandırır.
Topluma verdikleri zararlar ve huzursuzluklar saymakla bitmez;
_ Öncelikle güven krizine yol açarlar: Kurallara uyan dürüst insanların “enayi” gibi hissetmesine neden olarak, toplumsal yozlaşmayı hızlandırırlar.
_ Empatiyi yok ederler: Diğer bireylerin haklarını ve sınırlarını yok sayarak, toplumsal dayanışma ruhunu baltalarlar.
_ Haksızlığı normalleştirirler: Hatalarından pişmanlık duymadıkları için, kötü davranışların toplumda kanıksanmasına ve sıradanlaşmasına yol açarlar.
_ Öfke ve stres yaratırlar: Bu kişilerin arsız tavırlarıyla karşılaşan diğer bireyler, haklarını arayamadıkları için, sürekli bir gerginlik ve çaresizlik yaşarlar.
Eskiden ayıplanan arsızlık, pişkinlik ve vurdumduymazlık, şimdi neden bu kadar prim yaptı ve kimdir bu tipler derseniz; bunu psikolojik ve toplumsal boyutlar açısından inceleyebiliriz:
_ Empati Yoksunluğu: Bu tipler, başkalarının acılarını, haklarını veya hislerini anlama yeteneğinden (duygusal zekadan) yoksundur.
_ Narsisistik Savunma Mekanizması: Pişkinlik aslında kişinin kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçmak için kullandığı bir kalkandır. Suçluluk hissetmek yerine, zeytinyağı gibi üste çıkmayı tercih ederler.
_ Aşırı Egoizm (Bencillik): Dünyanın merkezine sadece kendi arzularını koyarlar; sınırların kendileri için değil, sadece başkaları için geçerli olduğuna inanırlar.
Kendilerinden başka hiç kimseye faydaları olmaz. Bu konuda:
“Hiç kimseye faydalı olmamak, tam manasıyla kıymetsiz olmak demektir.” diyor Rene Descartes.
Friedrich Schiller ise şöyle demiş:
“Sevgi insanı birliğe, bencillik (vurdumduymazlık) de yalnızlığa götürür.”
Öyleyse, bu tipler çoğalmasın diye, onları yalnızlığa mahkûm edelim. Çünkü ancak, uzak durmak, mesafeli olmak, bizi onlardan koruyabilir!