Dinimizi Anlayarak Mı Yaşayacağız, Ezberleyerek Mi?
Dünyanın hemen her ülkesinde insanlar inançlarını kendi ana dillerinde öğrenir, kutsal metinlerini kendi dillerinde okur ve ibadetlerini anlayarak yerine getirmeye çalışırlar. Türkiye'de ise milyonlarca insan namazda okuduğu surelerin, duaların ve birçok dini ifadenin anlamını bilmeden ibadet etmektedir.
Elbette Kur'an'ın dili Arapçadır ve bu dil İslam dünyası için önemlidir. Ancak burada sorulması gereken soru şudur: İnsan okuduğunu anlamadan mı daha güçlü inanır, yoksa anlayarak mı?
Bugün birçok vatandaşımız Fatiha'nın, İhlas'ın, duaların ve namazda okunan diğer bölümlerin anlamını tam olarak bilmemektedir. Oysa dinin özü; düşünmek, anlamak, kavramak ve bilinçli olarak yaşamaktır. İnanç korkuyla değil, bilgiyle güçlenir.
Bir insanın kendi dilinde dua etmesi, okuduğu ayetlerin anlamını öğrenmesi veya dinini anlayarak yaşamak istemesi neden rahatsızlık konusu olsun? Eğer bir ibadetin anlamını öğrenmek imanı zayıflatıyorsa, o zaman eğitimin ve bilginin de sorgulanması gerekir. Oysa tarih boyunca bilgi, insanı hem özgürleştirmiş hem de bilinçlendirmiştir.
Bu konu yalnızca din meselesi değildir. Aynı zamanda dil, kültür ve ulusal kimlik meselesidir.
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin kendi diline, kültürüne ve kimliğine sahip çıkmasını istemiştir. Bu nedenle Türkçe'nin gelişmesine, anlaşılır olmasına ve toplumun eğitim yoluyla bilinçlenmesine büyük önem vermiştir.
Bugün dikkat çekici olan bir başka gerçek ise bazı çevrelerin Atatürk'ün adını anmaktan dahi çekinmesidir. Oysa Atatürk'ün adı yıllarca okullarda, liselerde, üniversitelerde, havaalanlarında, hastanelerde, kütüphanelerde, caddelerde, bulvarlarda, parklarda ve birçok kamu kurumunda yaşatılmıştır. Çünkü o isim, yalnızca bir kişiyi değil; bağımsızlığı, çağdaşlaşmayı, bilimi ve ulusal egemenliği temsil etmektedir.
Dinini anlayan, diline sahip çıkan ve tarihini bilen bir toplumdan korkmaya gerek yoktur. Tam tersine, güçlü toplumlar böyle oluşur.
Ben inanıyorum ki gelecek kuşaklar dinlerini daha bilinçli öğrenecek, okuduklarını daha çok sorgulayacak ve inançlarını daha sağlam temeller üzerine kuracaktır. Çünkü insan ancak anladığı şeye gerçek anlamda sahip çıkabilir.
Bu nedenle korkulacak olan, insanların dinlerini kendi dillerinde anlamaları değil; anlamadan yaşamaya mecbur bırakılmalarıdır. Gelecek, bilimin, aklın ve bilinçli inancın olacaktır. Ve er ya da geç bu millet, inancını da tarihini de kendi diliyle daha iyi anlayarak yaşayacaktır.