Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
24°

“Bu Düşünce Kimin?”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Bu Düşünce Kimin?”

Geçenlerde kendi kendime bir şey düşündüm.

Bazı fikirlerin sahibi gerçekten var mı?

İlk bakışta cevabı çok kolay gibi geliyor.

Bir fikri kim düşündüyse onundur.

Kim yazdıysa onundur.

Kim söylediyse onundur.

 

Ama insan biraz durup düşününce iş karışıyor.

Çünkü bugün bize ait sandığımız birçok düşünce, belki de yüzyıllardır insanların zihninden geçip duruyor.

 

Bir şair aynı duyguyu başka kelimelerle anlatmış.

Bir filozof aynı soruyu başka taraftan sormuş.

Bir yazar aynı düşüncenin etrafında dolaşmış.

 

Sonra yıllar geçmiş.

İsimler değişmiş.

Şehirler değişmiş.

Hayatlar değişmiş.

Ama bazı fikirler kaybolmamış.

Sadece başka insanların zihninde yeniden görünmüş.

 

Bazen bir cümle duyarız ve garip bir şekilde tanıdık gelir.

İlk kez duyduğumuz hâlde sanki çok eskiden beri biliyormuşuz gibi hissederiz.

Bazen bir kitap okuruz ve altını çizdiğimiz cümle aslında yıllardır içimizde duran ama adını koyamadığımız bir düşüncenin karşılığı olur.

Belki de bu yüzden bazı fikirler bize yabancı gelmez.

 

Çünkü onları ilk kez duymuyoruzdur.

Belki sadece ilk kez fark ediyoruzdur.

 

Geçenlerde yaşadığım küçük bir olay da beni tam olarak bunu düşünmeye itti.

Birkaç gün önce bir yazı yazmıştım.

Yazının içinde şöyle bir cümle vardı:

"İki, bire borçludur varlığını. Bir hiç’e."

 

Sonra bir arkadaşımla sohbet ederken konu dönüp dolaşıp bu cümleye geldi.

Bir anda durdu.

 

Ve bana ilginç bir şey anlattı.

 

“Tam bir yıl önce, yine aynı tarihte, küçük not defterine birkaç satır yazmış.

Konu da hiçlikmiş.

Ne benim yazımdan haberi varmış.

Ne de bir yıl sonra o notu hatırlayacağını düşünmüş.

Sadece o gün aklına gelen bir düşünceyi birkaç satırla kaydetmiş.

Aradan tam bir yıl geçmiş.

Ve bugün, benim yazdığım tek bir cümle onu dönüp o sayfaya götürmüş.”

 

İşte o an durup düşündüm.

Bu sadece bir tesadüf müydü?

Belki öyleydi.

Ama asıl dikkatimi çeken şey bu değildi.

Dikkatimi çeken şey, aynı düşüncenin farklı zamanlarda iki insanın kapısını çalmış olmasıydı.

 

Sanki o fikir bir yıl boyunca bir yerde beklemiş de zamanı gelince yeniden ortaya çıkmış gibiydi.

Belki de bazı fikirler gerçekten ölmez.

Belki de zamanı gelince başka insanların zihninde yeniden görünürler.

Belki de düşünceler sandığımız kadar bize ait değildir.

Belki biz, onları kısa bir süreliğine ağırlayan misafirhanelerizdir.

 

Bugün bana ait sandığım bir fikir, yıllar önce başka birinin zihninden geçmiş olabilir.

Yıllar sonra da başka birinin.

 

Ve belki hepimiz, aynı büyük hikâyenin farklı sayfalarında, aynı düşünceleri yeniden keşfediyoruzdur.

Kim bilir...

 

Belki de yeni bir fikir bulduğumuzu sandığımız anlarda bile, aslında çok eski bir düşüncenin sıradaki durağı oluyoruzdur.

 

Peki sizce bazı düşünceleri gerçekten biz mi buluyoruz, yoksa zamanı geldiğinde onlar gelip bizi mi buluyor?

 

Ben Aslı.

Bazı hikâyeler tek bir cümleyle başlar.

Biz de… Bir sonraki cümlede görüşürüz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız