Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
24°

Mehmet Akif'in İstiklal Ahlakı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Mehmet Akif'in İstiklal Ahlakı

Mehmet Akif’in,

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım…

Boğamazsın ki!

Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.”

Mısraları, 

Türk edebiyatında haysiyet, vicdan ve istiklâl duygusunun en güçlü ifadelerinden biridir.

 Bu mısralar, yalnızca bir şairin öfkesi değildir; bir karakterin, bir ahlakın ve bir milletin bağımsızlık ruhunun ifadesidir.

Ne var ki son yıllarda bu şiirin tarihî bağlamından koparılarak farklı amaçlarla yorumlandığı görülmektedir. 

Bazı çevreler, Mehmet Akif’in bu mısralarını Atatürk’e veya Millî Mücadele kadrolarına yöneltilmiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa bu yorum hem şiirin ruhuna hem de Akif’in 1920’deki açık tarihî tavrına aykırıdır.

Bu mısraların arkasındaki dönem; Osmanlı Devleti’nin yıkılış yılları, İstanbul’un işgali, mandacılık tartışmaları ve Anadolu’da yükselen Millî Mücadele günleridir. Bir yanda işgal kuvvetleri, diğer yanda teslimiyetçi İstanbul çevreleri vardır. Mehmet Akif’in öfkesi de işte bu teslimiyetçi zihniyete, işgalciye yarananlara, menfaati uğruna geçmişine sövenlere ve hak adına haksızlığa hizmet edenlere yöneliktir.

Şairin kullandığı “zağarlık” kelimesi önemlidir.

Zağar, av köpeği demektir. “Zağarlık yapmak” ise birinin arkasına takılıp onun çıkarları için koşmak, ona yaranmak, onun hizmetine girmek anlamına gelir. 

Akif’in reddettiği şey yalnızca siyasî bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki bir düşüştür. O, zalimin yanında yer almayı, haksızlığa hizmet etmeyi, menfaat uğruna şahsiyetini kaybetmeyi reddeder.

Bu nedenle “üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam” mısraını Cumhuriyet’e veya Millî Mücadele’ye karşı söylenmiş gibi değerlendirmek tarihî gerçeklerle bağdaşmaz. Çünkü Mehmet Akif, işgal altındaki İstanbul’da kalmayı değil, Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’nin yanında yer almayı seçmiştir. 

16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden kısa süre sonra, 11 Nisan 1920’de gizlice İstanbul’dan ayrılmış; Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı günlerin hemen ardından Ankara’ya ulaşmıştır. Nitekim 28 Nisan 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesi onun Ankara’ya geldiğini duyurmuş,

 3 Mayıs 1920’de ise Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’deki görevine son verilmiştir. Aynı yıl Kastamonu’da verdiği vaazlarla halkı Millî Mücadele’ye çağırmış, Nasrullah Camii’nde yaptığı konuşmalar cephelere kadar ulaştırılmıştır. 

1921’de İstiklâl Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından millî marş olarak kabul edilmesi, Akif’in bu tarihî yürüyüşte nerede durduğunu açıkça gösterir.

Mehmet Akif’in Kastamonu’daki faaliyetleri de onun tavrını berrak biçimde ortaya koyar. Nasrullah Camii’nde verdiği vaazlarda halkı işgale karşı birlik ve beraberliğe çağırmış, Sevr Antlaşması’nın ne anlama geldiğini anlatmış, milletin esarete razı olmaması gerektiğini vurgulamıştır. 

Bu vaazlar yalnızca cami cemaatine söylenmiş sözler olarak kalmamış, Anadolu’ya ve cephelere ulaştırılarak Millî Mücadele ruhunun güçlenmesine katkıda bulunmuştur.

Bütün bunlardan sonra Akif’in “zağarlık yapamam” mısraını Atatürk’e veya Ankara’daki Millî Mücadele kadrolarına karşı söylenmiş gibi yorumlamak, tarihî bağlamı tersine çevirmektir. Akif’in hedefinde Atatürk değil; işgalciye boyun eğenler, mandacılar, geçmişine söven köksüz aydın tipi ve haksızlık adına hak iddia edenler vardır. Yani bu ifade İstanbul hükumetin karşı tavır alıştır

 Bu şiirde dile gelen ruh ile İstiklâl Marşı’ndaki ruh aynıdır. Birinde şahsiyet konuşur, diğerinde millet.

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam” diyen şair, İstiklâl Marşı’nda şöyle haykırır:

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”

Burada artık yalnızca Mehmet Akif değil, Türk milletinin sesi konuşmaktadır.

 Esareti kabul etmeyen, önüne çıkan engelleri aşan, zincir tanımayan bir millet tasviri vardır. “Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım” mısrası, 

Millî Mücadele’nin ruhunu birkaç kelimeyle özetleyen eşsiz bir ifadedir.

Bu mısralarda Türk milleti durgun bir kitle değildir. Kükremiş sel gibidir. Önüne set çekilirse bendini yıkar. Dağlar karşısına dikilirse dağları yırtar. Enginlere bile sığmaz, taşar. Bu imge, Millî Mücadele’nin içindeki büyük tarihî enerjiyi anlatır.

Aynı anlayış İstiklâl Marşı’nın şu mısrasında da karşımıza çıkar:

“Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?”

Mehmet Akif’in Arnavut kökenli olması zaman zaman bu mısra üzerinden tartışma konusu yapılmıştır. Oysa Akif’in hayatına ve eserlerine bakıldığında bunun ne kadar anlamsız olduğu görülür. Çünkü Akif, Türk milletinin kaderini kendi kaderiyle birleştirmiş, onun bağımsızlık mücadelesini kendi davası kabul etmiş bir şairdir.

Buradaki “ırk” kelimesi, bugünkü biyolojik veya dar etnik anlamıyla kullanılmamıştır. Şairin kastettiği şey; tarih boyunca kahramanlık göstermiş, bağımsızlığı uğruna mücadele etmiş Türk milletidir. Bu mısra, bir etnik üstünlük iddiası değil, milletine duyulan güvenin, sevginin ve kader ortaklığının ifadesidir.

Akif’in Arnavut asıllı olması bu hitabı zayıflatmaz; aksine daha anlamlı kılar. Çünkü o, Türk milletinin istiklâl mücadelesine dışarıdan bakan biri değildir. Bu milletin acısını, yıkımını, direnişini ve haysiyetini kendi ruhunda duymuş bir şairdir. İstiklâl Marşı’nı yazarken de herhangi bir kavmin değil, Anadolu’da ölüm kalım savaşı veren Türk milletinin sesi olmuştur.

Mehmet Akif’in şiirlerinde dikkat çeken temel özelliklerden biri, zulüm ile hak, esaret ile istiklâl, şahsiyet ile teslimiyet arasındaki kesin ayrımdır. Onun dünyasında zalimin karşısında susmak yoktur. Haksızlığa alkış tutmak yoktur. Geçmişe sövmek, ecdadı inkâr etmek, menfaat için şahsiyetini satmak yoktur.

Bu yüzden onun şiirlerinde sık sık şu kelimelerle karşılaşırız: zulüm, zalim, hak, haksızlık, ecdat, istiklâl, hürriyet, kahramanlık…

Bunlar yalnızca birer kelime değildir. Akif’in dünya görüşünün temel taşlarıdır.

Bugün Mehmet Akif’i anlamak isteyenlerin onu günlük siyasetin dar kalıpları içine hapsetmemesi gerekir. Onu yalnızca bir ümmet şairi gibi görmek de eksiktir; yalnızca bir milliyetçi şair gibi görmek de eksiktir. Akif’te din, millet, haysiyet, ahlak ve istiklâl fikri birbirinden kopuk değildir. Onun şiirinde iman ile vatan, hak ile hürriyet, millet ile ahlak aynı büyük duygu içinde birleşir.

Bu nedenle Akif’i Atatürk’e karşı kullanılan bir sembole dönüştürmek, onun Millî Mücadele’deki gerçek yerini inkâr etmektir. Akif, İstanbul’un işgal günlerinde Anadolu’ya geçmiş, Birinci Meclis’te görev almış, Kastamonu’da halkı direnişe çağırmış ve sonunda Türk milletinin İstiklâl Marşı’nı yazmıştır.

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam” sözü, bir insanın zalime boyun eğmeyi reddedişidir. İstanbul’un işgalinden isyanları.

“Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım” sözü, bir milletin esarete başkaldırışıdır.

“Kahraman ırkıma bir gül” hitabı da Türk milletine duyulan güvenin ve sevginin ifadesidir.

Bu üç söyleyiş bir araya geldiğinde karşımıza çıkan Mehmet Akif; teslimiyetçi değil istiklalci, çıkarcı değil haysiyet sahibi, işbirlikçi değil şahsiyetli bir fikir ve dava adamıdır.

Bugün de onun şiirlerinden yükselen ses aynıdır:

Hak karşısında eğilme.

Zulme alkış tutma.

İstiklâlinden vazgeçme.

Milletinin haysiyetini kimsenin ayakları altına bırakma.

Mehmet Akif’i doğru anlamak, onun şiirini tarihinden koparmamakla mümkündür.

 Çünkü Akif’in “zağarlık yapamam” haykırışı, Atatürk’e değil; işgale, mandacılığa, zalimin ardında sürüklenen işbirlikçi ahlaka yöneltilmiş bir haysiyet reddiyesidir. Aynı ruh, İstiklâl Marşı’nda “Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım” diye Türk milletinin boyun eğmeyen iradesine dönüşür.

KAYNAKÇA

Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Asım bölümü.

Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı.

Millî Eğitim Bakanlığı, Mehmet Akif Ersoy Kronolojisi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yayınları, Millî Mücadele ve Ankara Yıllarında Mehmet Akif.

Sebilürreşad, “Nasrullah Kürsüsünde”, C. XVIII, S. 464, 22 Kasım 1920.

Hüseyin Çelik, “Millî Mücadele Döneminde Mehmet Akif Ersoy’un Kastamonu’daki Faaliyetleri”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2017.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız