Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
14°

Yeni dünyalar, yeni savaşlar, yeni siyasetler.

YAYINLAMA:
Yeni dünyalar, yeni savaşlar, yeni siyasetler.

Altmış sekiz kuşağının Kemalist emekli subayları kendi aramızda Amerika-İran savaşını değerlendiriyoruz. İster istemez, nedeni ve niçinine dokunmadan askeri tarafına bakıyoruz. Bir arkadaş diyor ki, “Artık savaş ile muharebe kavramları birbirine karıştı, muharebe sahası, yurt içi sahası, etki sahası, yetki sahası hiç biri yok artık.” Bir başka emekli arkadaş, “Artık istihbarat savaşları var.” diyor. Bir başkası ise daha açık giriyor topa: “Bu savaşlar puşt savaşlarıdır. Yurt içindesiniz, zaten cephe tutmuş da değilsiniz. Beklenmedik yerde ve beklenmedik anda kafanıza nokta atışıyla füzeler yağıyor, bu puştluk değil de nedir?” diyor.

“Peki eskiden savaşlar dürüstçe mi yapılırdı?” diyorum. “Sütre gerisindeki bir bataryanın düşman üstüne ateş toplaması kalleşlik değil miydi? Hani karşı karşıya kahramanca dişe diş mücadele?” Biz askerlerce bu savaş, bizim taktik ve operatif hayallerimizi aşan, şahane bir teknoloji savaşı. Dünyadaki teknolojik gelişmelerin tamamı, öldürmek ya da yaşatmak için meydana gelmiştir. Örneğin İnternet ilk kez Pentagon tarafından kullanılmıştır. Ancak Pentagondaki generaller buna, bu puşt savaşa nasıl evet dedi, düşünülmelidir. Olay daha da genişleyecek, bölgesel belki de küresel bir hal alacaktır. “Evet” diyor emekli general devre arkadaşım, “Bütün savaşlarda “aldatma” yani kalleşlik vardır. Ama savaşı çıkartanlar ya da başlatanlar puştlardır.”

Böylece hayatın puştluklarına dalıp savaşı unutuyoruz. Başka da çaremiz yok. Beş yüz yıllık bir yeni dünya devleti beş bin yıllık kadim İran’a saldırdı. Sinsi istihbarat kaynakları ve uzaktan komutalı bombalarla İran’da 40 yıldır yönetimde olan mollaları sülaleleriyle birlikte yok etti. Bugün için Tahran ayakta. İnsanlar vatanlarını sevdikleri, devletlerini saydıkları için liderleri kim olursa olsun, Özgürlük Meydanlarında miting yapıyorlar, tapınıyorlar, ağlıyorlar, ant içiyorlar. İnsanların arasına dini, milliyeti, devleti sokanlar onları birbirlerinden nefret eder hale getiriyorlar. Ölenler ölüyor ama asıl felaket burada başlıyor.

Bu durumda Türkiye ne yapmalıdır? Bu soruyu şöyle de sorabiliriz: Milletin adamı dünya liderimiz, kızışan ve giderek dünya savaşına dönüşebilecek Israil kudurganlığına karşı ne yapmalı? Bence hiç konuşmamalı ve gerek fiili ve gerek diplomatik taraf olmamalıdır. Dış politikada bitaraf olmak her zaman bertaraf olmak demek değildir. (Bakınız, İkinci Adam İnönü)

Nokta operasyonlarıyla devlet başkanları çekilip alınıyor ya da öldürülüyorsa ve bunun sonucunda o ülkede iyi kötü yaşanan bir sosyal düzen değiştiriliyorsa bunu yapan devlete “Haydut devlet!” demezsek ne dememiz gerekir?

Evet, Trump bir delidir tamam. Peki, onun çılgınca verdiği kararları uygulayan ABD'nin asker ve sivil bürokrasisi nedir? Haydut devlet Israil'in hedefi, Hameney ve üst düzey İran yönetiminin sülalelerinin kökünü kazıyarak yok etmekti, gerçekleştirdi. Peki bu hedef neden seçilmişti? Uygun ve akla yakın gerekçeler var mıydı bu puşt savaşı açmak için? İran’daki rejim hoşunuza gitmiyorsa size ne? Siz mi yaşıyorsunuz orada? O rejim size mi musallat olmuştu? Tarihte dinlerin birbirine düşman olması gibi bir bağ mı kuruyordunuz? Yoksa insanlık tarihini hiçe sayıp, göz diktiğiniz yer üstü ve yer altı kaynaklarını ABD’ye götürecek, Yahudi ırkının emrine mi vermek istiyorsunuz?

Bir anımsatma: İncirlik Hava Üssü, Türkiye'nin egemenliği altında olan ve mülkiyeti Türk Ordusuna ait bir Türk Hava Kuvvetleri üssüdür. Kamuoyunda sanılanın aksine bir Amerikan üssü değil, NATO savunma planları çerçevesinde ABD kullanımına izin verilmiş bir “Ortak tesis” statüsündedir. Üs Komutanı Türk subayıdır. İncirlik üssünü vuran, Türkiye’yi vurmuş sayılır. Üstte konuşlu silahlar da ancak NATO Komutanlığı kararıyla kullanılır.

Dünyadaki tek kutuplu çılgınlığa dur demenin tek çaresini Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Türkiye'nin ittifakında görmekteyim. Nasıl mı olacak? NATO nasıl oluşmuş ve Sovyetler yıkıldığı halde hala nasıl sürdürülüyorsa öyle olabilir. ABD-Israil ilişkilerinde kimin kimi kullandığını gözleyebilenler, batının ekonomik, askeri ve kültürel emperyalist emellerini görebilirler. Türkiye’nin Dış politikadaki stratejik durumunun buna göre çizilemediği bir gerçektir. Ayrıca Türkiye coğrafi ve kültürel olarak durduğu yeri bilir ve bu bilinçle davranırsa dünya devleti olmayı sürdürebilir.

“Medeniyet dediğin, hala tek dişi kalmış canavardır” Buna rağmen dünya yeni bir çağa girmektedir. Türkiye çok dikkatli olmalı, politik olarak Atatürk gibi davranmalı ve dik durmalıdır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız