CHP'nin En Büyük Sınavı
DIŞARIDAKİ RAKİP Mİ, İÇERİDEKİ KAVGA MI?
Demokrat Parti döneminden sonra geçen uzun yılların ardından, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeniden Türkiye'nin birinci partisi olması milyonlarca insan için büyük bir umut olmuştu.
Cumhuriyetçiler...
Sosyal demokratlar...
Sosyalistler...
Devrimciler...
Laik yaşam tarzını savunanlar...
Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetin geleceği için kaygı duyan milyonlar...
Herkes aynı soruyu soruyordu:
"Acaba bu kez iktidar değişecek mi?"
Yerel seçimlerde elde edilen başarı, yalnızca bir seçim zaferi değildi.
Bir umut dalgasıydı.
Bir moral üstünlüktü.
Ve belki de uzun yıllar sonra ilk kez iktidarın değişebileceğine dair güçlü bir işaretti.
Ancak siyasette bazen seçim kazanmak yetmez.
O seçimin ardından ortaya çıkacak fırtınaları da öngörmek gerekir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki CHP'nin önündeki en büyük engel yalnızca dışarıdaki rakipleri değildi.
Asıl tehlike içeride başlayan tartışmalar, kırgınlıklar ve hesaplaşmalardı.
- Kurultay sonrasında ortaya atılan iddialar, tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar partinin enerjisini içeride tüketmeye başladı.
Kimilerine göre kurultayda usulsüzlükler vardı.
Kimilerine göre bütün iddialar siyasi bir tartışmadan ibaretti.
Gerçek ne olursa olsun, kamuoyunun gördüğü manzara şuydu:
Birinci parti olmuş CHP, iktidara yürümeyi konuşmak yerine kendi içinde kavga ediyordu.
İşte tam da bu noktada birçok CHP seçmeninin zihninde aynı soru oluştu:
Bu tartışmalar kime yarıyor?
Muhalefetin enerjisinin kendi içinde harcanması kimin işine geliyor?
Siyaset deneyimi yüksek olan herkes bilir ki iktidarlar yalnız seçim sandığında mücadele etmez.
Siyaset aynı zamanda strateji işidir.
Sabır işidir.
Rakibin zayıf noktasını görüp onu büyütme sanatıdır.
Bugün yaşananlara bakan birçok insan, CHP'nin kendi içinde yaşadığı bu büyük kırılmanın Türkiye'nin geleceği açısından ağır sonuçlar doğurabileceğini düşünüyor.
Çünkü seçmenin beklentisi kavga değil.
Çözüm.
Tartışma değil.
Umut.
Hesaplaşma değil.
İktidar alternatifi görebilmektir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun yıllarca verdiği emeği inkâr etmek mümkün değildir.
Uzun yıllar boyunca CHP'yi yönetti.
Zor dönemlerden geçti.
Büyük baskılarla karşılaştı.
Ancak siyasette bazen haklı olmak yetmez.
Zamanı doğru okuyabilmek de gerekir.
Bugün birçok CHP'li seçmenin eleştirisi tam da bu noktada yoğunlaşıyor.
"Geçmişte yaşananlar ne olursa olsun, artık geleceğe bakılmalıydı" diyorlar.
"Parti içi mücadele yerine Türkiye'nin geleceği konuşulmalıydı" diyorlar.
Belki de toplumun önemli bir kesiminin görmek istediği tablo şuydu:
Tecrübeli isimlerin genç kadroların arkasında durduğu...
Kırgınlıkların değil ortak hedeflerin konuşulduğu...
Geçmiş hesapların değil geleceğin planlandığı bir siyaset anlayışı...
Çünkü Türkiye'nin önünde ekonomik sorunlar var.
Hukuk tartışmaları var.
Demokrasi tartışmaları var.
Gençlerin gelecek kaygısı var.
İnsanlar siyasetçilerin birbirleriyle kavgasını değil, ülkenin sorunlarına çözüm üretmesini bekliyor.
Bugün gelinen noktada herkes kendi siyasi penceresinden farklı değerlendirmeler yapabilir.
Ancak bir gerçek değişmiyor:
Cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği ve hukuk devletini savunduğunu söyleyen bütün kesimlerin en büyük sorumluluğu birbirlerini tüketmek değil, ortak hedeflerde buluşabilmektir.
Tarih bazen liderleri kazandıkları seçimlerle değil, vazgeçebildikleri koltuklarla hatırlar.
Bazen en büyük zafer mücadele etmekte değil, doğru zamanda geri çekilip yeni kuşakların önünü açabilmektedir.
Belki de bugün ihtiyaç duyulan şey budur.
Daha fazla kavga değil...
Daha fazla birlik...
Daha fazla öfke değil...
Daha fazla akıl...
Çünkü Türkiye'nin geleceğini belirleyecek olan şey geçmişin kırgınlıkları değil, geleceğin umutlarıdır.
Ve siyaset tarihinde hiçbir parti, kendi içinde parçalanarak iktidara yürüyememiştir.