Güçlü İnsanlar Değil, Güçlü Kurumlar Kazandırır
Son zamanlarda "devlet aklı" kavramı daha sık kullanılmaya başlandı. Ancak bu kavramın neyi ifade ettiği ve gelecekte nasıl bir yönetim anlayışına zemin hazırladığı üzerinde dikkatle düşünmek gerekiyor.
14 yaşından itibaren devlet koruması altında eğitim almış, hayatının önemli bir bölümünü kamu hizmetinde geçirmiş biri olarak şunu açıkça ifade edebilirim:
Devlet aklı bir kişiye ait olamaz. ‘’Sizin bilmediğiniz bir şeyler var’’ cümlesi bu işin sloganıdır.
Gerçek devlet aklı; kurumların, kurulların, bağımsız yargının, hukukun üstünlüğünün ve birbirini denetleyen mekanizmaların ortak ürünüdür.
Bir devleti güçlü yapan şey, yöneticilerin kişisel yetenekleri değil; yürütme, yasama ve yargı arasındaki dengeyi koruyan sistemlerdir. Çünkü kişiler değişir, şartlar değişir, dönemler değişir. Kalıcı olan ise kurumlardır.
Bu nedenle ihtiyacımız olan, kişilere duyulan güven üzerine kurulu bir yapı değil; kurallara dayalı, denetlenebilir ve hesap verebilir bir sistemdir.
Devlet, önce insanı koruyacak şekilde tasarlanmalıdır. İnsan haklarını, ifade özgürlüğünü, adaleti ve fırsat eşitliğini güvence altına alan bir düzen kurulmadıkça, güç zamanla sadakati liyakatin önüne geçer. İtaat ödüllendirilirken, yetkinlik geri plana düşer. Bunun bedelini ise toplumun tamamı öder.
Bugün kamuoyunda birçok kişi yaşanmış olayları yorumluyor, bitmiş senaryoları açıklıyor ve geçmiş hamleleri anlamlandırmaya çalışıyor. Oysa asıl dikkat edilmesi gereken yer burası değildir.
Çünkü oyunun nasıl oynandığını zamanla herkes görebilir.
Önemli olan, yeni oyunun nasıl kurulduğunu görebilmektir.
Toplumlar çoğu zaman tamamlanmış senaryoları tartışırken, gelecek dönemin kuralları çoktan yazılmaya başlanmıştır. Gerçek mesele geçmişi açıklamak değil, geleceği şekillendirecek sistemin hangi ilkeler üzerine inşa edildiğini sorgulamaktır.
Bu nedenle tartışmamız gereken şey kimin yöneteceği değil, nasıl bir sistemle yönetileceğimizdir.
Çünkü güçlü devletler güçlü insanlardan değil, güçlü kurumlardan doğar.