Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
34°

Darısı Antalya’nın Başına

YAYINLAMA:
Darısı Antalya’nın Başına

Her ne kadar aksi iddia edilse de İstanbul’da Büyükşehir de dahil olmak üzere belediye başkanları ile belediye bürokratlarının çoğu tutuklu olmasına rağmen mega kentte hizmetler aksamadan tıkır tıkır yürüyor. Çünkü sistem oturmuş.

Peki eskiden İstanbul nasıldı? Ben 1991’den 1995 yılının sonbaharına kadar İstanbul’da Üniversite öğrencisiydim. O yıllarda ulaşım çok sıkıntılıydı. Alt yapı sorunları nedeniyle şehir çok berbat durumdaydı. Musluktan akan sular kokuyordu. Yemekte bile kullanmaya cesaret edemiyordum. O yıllarda şimdiki gibi metro da yok. Boğazın altından tüp geçitle İstanbul’un iki yakasını bağlayan Marmaray’ın yapılıp yapılamayacağı tartışılıyordu. Çöplükler rezaletti. Hatta 1993’te Ümraniye’deki çöplükte biriken metan gazının patlaması sonucu 39 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamadan sonra kaybolan 12 kişinin cansız bedeni ise aradan geçen süreye rağmen halen bulunamadı.

Oysa o yıllarda İstanbul’un nüfusu şimdikinin yarısı kadar bile değildi. Hatta seçmen sayısı bile 5 milyonun altındaydı. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 1994 seçimlerinde İstanbul’daki toplam 4 milyon 941 bin 880 seçmenden 973 bin 704’ünün oyunu alarak Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.

İstanbul’u çöpten çukurdan ce çamurdan kurtaracağını söyleyerek belediye başkanı seçilen Erdoğan’a oy verenlerden biri de bendim. Bunu söyleyince üniversitedeki arkadaşlarım bana çok kızmışlardı. O tarihlerde ben Kadırga erkek öğrenci yurdunda kalıyordum Sonra aynı yurtta kaldığım Mimar Sinan Üniversitesinden Balıkesirli arkadaşım Hakan Ataman ile Üsküdar’dan bir ev kiralamıştık. Giriş kat bir daireydi. Üsküdar’dan Beşiktaş’taki okula artık feribotla gidip geliyorduk.

Yıllar önce babam Almanya’dan daktilo getirmişti. ‘Alanya’daki Türk Eserleri’ başlıklı Tezimi o daktiloyla kendim yazmıştım. Tezimin danışmanı Anadolu Türk Mimarisi dersimize giren Prof. Dr. Gönül Cantay’dı. Gönül hoca dersinden geçilmesi en zor hocalardan biriydi. Hatta yıllardır Gönül hocanın derslerini geçemediği için yıllarca mezun olamayan çok sayıda öğrenci vardı. Tezimin son teslim günü ise İstanbul yaz yağmuruna teslim olmuştu. Hatta 1995 yılının yaz aylarında yağan o yağmurda evini su basan bir kadın da boğulup ölmüştü. Bizim Üsküdar’daki evi de su basmıştı. Hatta o su baskını esnasında evi akrepler de istila etmişti. İstanbul’un göbeğindeki tezimi ıslanmaktan zor kurtarmıştım. O yağmurlu günde hava muhalefeti nedeniyle feribot seferleri de iptal edilmişti. Ama tezimi karşıya geçip teslim etmek zorundaydım. Bir balıkçı teknesine durumu anlatmıştım. Adamcağız benim durumuna üzülüp dev dalgaların arasında bata çıka teknesiyle beni karşıya geçirmişti. Ardından tezimi Beşiktaş’taki bir özalitçi de ciltletip teslim edebilmiştim. Tamamen el emeği olan o tezden 100 üzerinden 99 alarak mezun olmuştum.

Aradan 31 yıl geçmiş. Bu süreçte İstanbul’a günü kısa süreli seyahatler dışında İstanbul’da hiç yaşamamıştım. 2025 yılında kızım Yüksek lisans eğitimi için İstanbul’u tercih edince Şişli’den bir ev kiraladık. İstanbul bir kazan, ben bir kepçe misali nüfusu 20 milyona dayanan şehrin dört bir yanını dolaşmaya başladım: Aradan geçen süreçte İstanbul biraz arabeskleşmiş. Eskiden istiklal caddesinde en son çıkan şarkıların melodilerini duyardık. Sokak şarkıcıları da olurdu caddenin iki yanında. Onlardan eser kalmamış. Şimdi nargile kokusundan ve Arapça müziklerden geçilmiyor İstiklal Caddesi. Güvenlik ise had safhada. Özellikle Taksim ve Sultanahmet meydanı gibi turistik yerlerde resmi ve sivil ekipler kuş uçurtmuyor. Öte yandan eskiden sokağa çöp atmak çok ayıplanırdı İstanbul’da. Ya şimdi? Millet sokaktaki çöp konteynerine götürüp atmaktansa evinin önüne koyuyor. Hayret ettim bunları görünce. Ama belediyeler çok iyi çalışıyor. Hiçbir hizmet aksamıyor. O sokaklara atılan çöpler tek tek belediye ekipleri tarafından toplanıp çöp kamyonlarına yükleniyor. Birçok belediye başkanı ve bürokrat hapiste olmasına rağmen sistem oturmuş. Yağmur yağıyor kar yağıyor ama su baskınları yaşanmıyor. Sular drenaj kanalları sürekli temizlendiği için akıp gidiyor. Metro ve Marmaray Hava muhalefetinden etkilenmediği için ulaşım kesintisiz yapılabiliyor. Eskiden bir yerden diğerine gitmek işkenceydi. Şimdi Metroyla her yere kısa sürede ulaşmak mümkün. İddia edildiği gibi arıza falan da yaşanmıyor. 1990’lı yıllardan sonra İstanbul’da alt yapıya yapılan yatırımlar sayesinde ulaşım sorunları büyük ölçüde çözülmüş. Yapılanlar kimin eseri bilmem. Ama her kim yapmışsa, hangi kurum kazandırmışsa ellerine sağlık. Antalya’ya gelince. Nüfusu 3 milyona dayanan Antalya’da Büyükşehir Belediye başkanı tutuklu. Ama Antalya’da her yağmurda yollar göle dönüyor. Su baskınları yaşanıyor. Trafik kilitleniyor. Araçlar yollarda kalıyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız