SÖĞÜTLER KADAR YEŞİLLENEN TÜRKÇE ADLAR
Hemen her yaz olduğu gibi, Gazipaşa yaylalarında dolaştım bu yaz da…
Şu sıralar, bu yayla gezisinden esinli kimi şiirler yazıp bunları kimi edebiyat dergilerinde yayınlıyorum. Ankara’da çıkan bir edebiyat dergisi olan Patika bunlardan biri. Bu dergide yayınladığım bir şiirde Gazipaşa yaylalarının bazılarını adlarıyla anmayı denedim…
Bu yaylaların insanı derin düşünceye çağıran görkemli güzelliğini yazma isteğimin önünde duramazken, yazdıklarımın duygucu bir izlenimcilik ya da ya da basmakalıp bir folklorculuk olmamasına özen gösterdim. Ne kadar başarabildiğim zamanla ortaya çıkacak. Acizane, yapmaya çalıştığıma; edebiyatımızın Cumhuriyet çağdaşlaşması ile ulaştığı doruğundan, biraz Dağlarca’ya, biraz Kansu’ya yaslanarak, elimiz, obamız ve yurdumuzun doruklarına sıçrama denemeleri denilebilir.
Genellikle güncel politika yorumları ve yerel haberler okunan bir yerel gazetede böylesi bir yazı ya da şiirle karşılaşmak okurun alışık olmadığı bir durum olsa gerek. Bu gazete bir edebiyat gazetesi değil nihayet! Ama beni bu ‘uygunsuzluğa’ teşvik eden, gazete genel yayın yönetmenidir. Geçen yıl bu vakitlerde yayınlanan üç şiir kitabım (Sepya, Kaçış Rampası ve Cehenneme Doğru) vesilesi ile buluştuğumuz Songül hanım, gazete yazılarımın seyrekliğinden yakınıp, içinizden ne geçerse onu yazın, ama yazın lütfen demişti. Verilmiş bu geç cevabı okuyunca umarım, söylediklerine pişman olmaz.
KILCAL
Okuduğum son kitabı unutmuşum dağlarda
Beğenmiştim oysa…
Bir kaya başından bulutlara bakarak kaval çalan bir çoban görmüştüm
Bitmeyen bir cümle gibiydi melodi, eski çağlardan akan, bu zamanlara
Adını söylemişti çoban, çaldığı havanın; ama onu da unuttum…
Sonra, bir avuç tohum serptim yol boyunca bize aldırışsız akan suya
İhtimal, bugüne kadar hiçbir şiirde adı geçmeyen, kimyon tohumlarıydı bunlar
Tozluyurt adında, hiç savaşılmamış bir yaylada devşirmiştim onları, çalılardan
Dilimle dünya arasında bir yavru kedi kurulmuştu o zaman
Hırıldayıp dururdu, ne dediği bir türlü tam anlaşılamadan
Sumak, Belbaşı, Maha, Sokmaardı, Kaplanhanı, Çayarası filan…
Mevsim yazdı; yine yeşillenmişti yayla söğütleri kadar, Türkçe adlar
Ellerindeki çubuklarla haritada bir yerleri işaret edenlere rastlamadım o yaz
Hançeri tam yerine saplayanlar, yaramı deşmek isteseler de beni bulamadılar
Kederli-lirik türküler de söyledim orada zaman zaman, fakat ağlamadan…
Ne çok kılcal yollar bulmuştum, çok sık kaybolsam da o yaz dağlarda!
Not tutmadım, çoban ateşleri tutuşturmak için yaktığım cep defterime
Toprağa sapladım kurşun kalemlerimi belki bir gün filizlenirler diye
-Bu yazdıklarım hatırladıklarım; asıl sözlerim unuttuklarımdı.
“Yaşam adlı şirket hisselerinden birkaç lot daha alacağım” dediğimde
Ancak anladılar, İstanbul’dan arayıp da ara sıra, hatırımı soran arkadaşlar.
(W. Woolf, Bir Yazarın Güncesi, İletişim Yayınları, 2008)