Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
33°

SÖĞÜTLER KADAR YEŞİLLENEN TÜRKÇE ADLAR

YAYINLAMA:
SÖĞÜTLER KADAR YEŞİLLENEN TÜRKÇE ADLAR

Hemen her yaz olduğu gibi, Gazipaşa yaylalarında dolaştım bu yaz da…

Şu sıralar, bu yayla gezisinden esinli kimi şiirler yazıp bunları kimi edebiyat dergilerinde yayınlıyorum. Ankara’da çıkan bir edebiyat dergisi olan Patika bunlardan biri. Bu dergide yayınladığım bir şiirde Gazipaşa yaylalarının bazılarını adlarıyla anmayı denedim…

Bu yaylaların insanı derin düşünceye çağıran görkemli güzelliğini yazma isteğimin önünde duramazken, yazdıklarımın duygucu bir izlenimcilik ya da ya da basmakalıp bir folklorculuk olmamasına özen gösterdim. Ne kadar başarabildiğim zamanla ortaya çıkacak. Acizane, yapmaya çalıştığıma; edebiyatımızın Cumhuriyet çağdaşlaşması ile ulaştığı doruğundan, biraz Dağlarca’ya, biraz Kansu’ya yaslanarak, elimiz, obamız ve yurdumuzun doruklarına sıçrama denemeleri denilebilir.

Genellikle güncel politika yorumları ve yerel haberler okunan bir yerel gazetede böylesi bir yazı ya da şiirle karşılaşmak okurun alışık olmadığı bir durum olsa gerek. Bu gazete bir edebiyat gazetesi değil nihayet! Ama beni bu ‘uygunsuzluğa’ teşvik eden, gazete genel yayın yönetmenidir. Geçen yıl bu vakitlerde yayınlanan üç şiir kitabım (Sepya, Kaçış Rampası ve Cehenneme Doğru) vesilesi ile buluştuğumuz Songül hanım, gazete yazılarımın seyrekliğinden yakınıp, içinizden ne geçerse onu yazın, ama yazın lütfen demişti. Verilmiş bu geç cevabı okuyunca umarım, söylediklerine pişman olmaz.

KILCAL

Okuduğum son kitabı unutmuşum dağlarda

Beğenmiştim oysa…

Bir kaya başından bulutlara bakarak kaval çalan bir çoban görmüştüm

Bitmeyen bir cümle gibiydi melodi, eski çağlardan akan, bu zamanlara

Adını söylemişti çoban, çaldığı havanın; ama onu da unuttum…

Sonra, bir avuç tohum serptim yol boyunca bize aldırışsız akan suya

İhtimal, bugüne kadar hiçbir şiirde adı geçmeyen, kimyon tohumlarıydı bunlar

Tozluyurt adında, hiç savaşılmamış bir yaylada devşirmiştim onları, çalılardan

Dilimle dünya arasında bir yavru kedi kurulmuştu o zaman

Hırıldayıp dururdu, ne dediği bir türlü tam anlaşılamadan

Sumak, Belbaşı, Maha, Sokmaardı, Kaplanhanı, Çayarası filan…

Mevsim yazdı; yine yeşillenmişti yayla söğütleri kadar, Türkçe adlar

Ellerindeki çubuklarla haritada bir yerleri işaret edenlere rastlamadım o yaz

Hançeri tam yerine saplayanlar, yaramı deşmek isteseler de beni bulamadılar

Kederli-lirik türküler de söyledim orada zaman zaman, fakat ağlamadan…

Ne çok kılcal yollar bulmuştum, çok sık kaybolsam da o yaz dağlarda!

Not tutmadım, çoban ateşleri tutuşturmak için yaktığım cep defterime

Toprağa sapladım kurşun kalemlerimi belki bir gün filizlenirler diye

-Bu yazdıklarım hatırladıklarım; asıl sözlerim unuttuklarımdı.

“Yaşam adlı şirket hisselerinden birkaç lot daha alacağım” dediğimde

Ancak anladılar, İstanbul’dan arayıp da ara sıra, hatırımı soran arkadaşlar.

(W. Woolf, Bir Yazarın Güncesi, İletişim Yayınları, 2008)

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız