Her Yakınlığı Bir Geleceği Olmak Zorunda Mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Her Yakınlığı Bir Geleceği Olmak Zorunda Mi?

Bazen biriyle çok güzel konuşursunuz.

Öyle saatlerce değil. Belki on dakika. Belki yarım saat.

Sonra ayrılırsınız.

Ve nedense zihnimiz hemen devamını aramaya başlar:

“Bir daha karşılaşır mıyız?”

“Numarasını alsa mıydım?”

“Acaba sosyal medyada bulabilir miyim?”

Sanki güzel geçen her karşılaşmanın bir sonraki bölümü olmak zorundaymış gibi.

Geçenlerde sosyal medyada Xeno diye tarif edilen bir ifadeye rastladım.

“İki yabancının, kısa bir süreliğine birbirinin yalnızlığını hafiflettiği küçük insani temas.”

Kelimenin gerçekten tam olarak bunu ifade edip etmediği ayrı mesele. İnternet zaman zaman kelimelere sözlüklerin haberi olmadan yeni hayatlar verebiliyor.

Ama tarif ettiği hâli biliyoruz.

Bir yolculukta yanınıza oturan biriyle konuşursunuz.

Hastane koridorunda beklerken hiç tanımadığınız biri size bir şey anlatır.

Uçağınız gecikmiştir; yanınızdaki yolcuyla önce gecikmeden şikâyet eder, yarım saat sonra kendinizi hayattan konuşurken bulursunuz.

Bir kafede başlayan küçücük bir sohbet, hiç beklemediğiniz bir anda iyi gelir.

Adını bazen öğrenirsiniz.

Bazen öğrenmezsiniz bile.

Sonra herkes kendi hayatına gider.

Ama tuhaf olan şudur:

Bir daha hiç görmediğiniz o insanın söylediği bir cümleyi yıllar sonra hâlâ hatırlayabilirsiniz.

Çünkü bazı karşılaşmalar uzun sürmez.

Ama tam yerine denk gelir.

Biz ise böyle şeyleri pek rahat bırakamıyoruz.

Bir şey güzelse devam etsin istiyoruz.

İyi bir sohbet arkadaşlığa dönüşsün.

Bir yakınlık doğduysa ilişkiye dönüşsün.

Bir insan bize iyi geldiyse hayatımızda kalsın.

Hatta bazen daha ortada ikinci buluşma yokken zihnimizde üçüncü sezonun senaryosunu yazıyoruz.

Belki sorun biraz da burada.

Sürekliliği değerle karıştırıyoruz.

Uzun süreni önemli, kısa süreni geçici sanıyoruz.

Oysa yıllardır tanıdığımız biri bize kendimizi hiç anlatamamış olabilir.

Hiç tanımadığımız biri ise tek bir cümleyle tam da görmemiz gereken yere dokunabilir.

Demek ki yakınlığın ölçüsü her zaman ‘zaman’ değil.

Bazen yalnızca isabet.

Üstelik yabancıların tuhaf bir avantajı vardır.

Geçmişinizi bilmiyordur.

Sizden beklediği bir rol yoktur.

Kim olduğunuzla ilgili zihninde yıllardır tuttuğu bir dosya bulunmaz.

Eski kararlarınızı açıklamanız gerekmez.

Daha önce söylediğiniz sözlerle bugünkü hâlinizi uzlaştırmak zorunda değilsinizdir.

O insan sizi yalnızca o anda gördüğü kişi kadar bilir.

Belki de bu yüzden bazen bir yabancıya anlatmak,

en yakınımıza anlatmaktan daha kolay gelir.

Çünkü tanıdıklarımız bizi sadece bugün olduğumuz kişi olarak görmez.

Eski hâllerimizi de yanımızda taşırlar.

Bir yabancıysa size geçmişsiz bakar.

Ve bazen insanın tam da buna ihtiyacı vardır.

Kendisine ait bütün eski cümlelerden birkaç dakikalığına kurtulmaya.

Belki o yüzden bazı kısa karşılaşmalar bu kadar hafifletici gelir.

Karşınızdaki insan sizden yarın bir şey beklemeyecektir.

Siz de ona yarın için bir söz vermek zorunda değilsinizdir.

O an vardır.

Siz varsınızdır.

O vardır.

Hepsi bu.

Ama biz hemen sonrasını merak ederiz.

Çünkü hikâyelerin yarım kalmasından hoşlanmayız.

Tanıştıysak görüşelim.

Görüştüysek yakınlaşalım.

Yakınlaştıysak bunun bir adı olsun.

Adı varsa bir geleceği olsun.

Olmayınca da yaşanan şeyi eksik sanırız.

Oysa belki ortada eksik kalmış hiçbir şey yoktur.

Belki o karşılaşma zaten olması gerektiği kadar sürmüştür.

Bir yolculuk kadar.

Bir kahve kadar.

Bir bekleme salonu kadar.

Ve belki kıymeti de tam oradadır.

Her insan hayatımıza yerleşmek zorunda değil.

Bazıları yalnızca geçer.

Ama geçerken bir şey bırakır.

Bir düşünce.

Bir cesaret.

Bir rahatlama.

Ya da sadece o gün, o saatte dünyada biraz daha az yalnız olduğumuz duygusu.

Belki de yakınlığı sürekli gelecekle ölçmekten vazgeçmek gerekiyor.

“Sonra ne olacak?” sorusu bazen gereğinden fazla yer kaplıyor.

Oysa bazen asıl soru çok daha basit:

“Şimdi ne oldu?”

Çünkü her karşılaşmanın bir sonrakine bağlanması gerekmiyor.

Bazı insanlar bizimle uzun bir yol yürümeye gelmez.

Yalnızca birkaç metre yanımızda yürür.

Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey de tam olarak budur.

Bazen bir insan hayatınızda kalmaz; yalnızca geçtiği yeri değiştirir...

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız