Din Tüccarları
Günlerdir televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında çarşaf çarşaf yayınlanan külçe altınları, deste deste paraları izliyor gözaltına alınan cemaat liderlerinin ev ve iş yerlerindeki gizli bölmelerde bulunan kasaların ağzına kadar dolu olduğunu hayretle görüyoruz.
Kim bunlar?
Büyük sanayici ve iş adamları mı? Yoksa binlerce dönüm arazilere sahip aşiret ağaları mı?
Hayır!
‘’Din Ticareti’’ yapan -sözüm ona- alimler, şeyhler, eli-eteği öpülen muhterem zatlar!
Daha bu gördüklerimiz buz dağının tepesi… Varın geri kalanını siz düşünün…
Gerçek İslamiyet bu mu Allah aşkına?
Düşünün bir defa…
Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz böyle ihtişamlı, debdebeli, servet içinde bir hayat mı sürmüştü? İnsanlığı inanca davet ederken bir taraftan da küpünü mü doldurmuştu?
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de uyarılar yapılmamış mıydı din istismarcılarına?
Örneğin, Tevbe Suresi 34 Ayette mealen; ‘’Ey iman edenler! Bilin ki Yahudi din bilginlerinin ve Hristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!’’ demiyor mu Yüce Yaradan?
Peygamber Efendimiz ise bir hadis-i şerifinde şu öğütte bulunmamış mıydı bizlere; "Kim Kur'ân okursa (isteyeceğini) Allah'tan istesin. Zira birtakım insanlar zuhur edecek, onlar Kur'ân okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler." (Tirmizî, Sevabu'l-Kur'ân 20)
Ee, şimdi bakıyoruz da…
Allah’ın açık ayetleri, Peygamber Efendimizin konuyla ilgili uyarıcı hadislerine rağmen din ticareti ile servetine servet katanlar var…
Tezgahlarını böyle kurmuşlar…
Binler, on binler hatta milyonlarca kişi onların peşinden gitmiyor mu?
Elbette gerçek Allah dostlarına, alim din büyüklerine değil sözümüz…
Düşünün bir defa; yüce dinimizde affetme yetkisinin sadece ve sadece Yüce Allah’ta olduğu açıkça belirtilmesine rağmen…
Uzatılan ipe dokunup ‘tövbe aldığına’’ inananlar, ‘’Mübarek’e’’ dokunmanın kutsallığına kendisini adayan milyonlar var bu ülkede…
Yıllarca birisine ‘’muhterem hoca efendi’’ dediler… Sonra yollar ayrılıp, ihanetle karşılaşınca; ‘’sümüklü terörist başı’’ diye nitelendirdiler.
Bakın, ülkemizin önde gelen din tüccarlarından bir örnek daha vereyim size…
Babaları vefat edince 3 oğlu İslamiyet’e hizmet etmenin derdine değil önce mal kavgasına düşmediler mi?
Camilerini ayırdılar… ‘’Alınan tövbeler geçerliliğini kaybetmiştir. Yeniden tövbe almak için üçümüzden birinin camisini seçerek gelip ipi tutun’’ dediler.
Servet o kadar büyük ki… Paylaşamayınca da mahkeme kapılarına düştüler!
Bu din simsarları ülkeyi öyle bir hale getirdiler ki…
Siyasette, ticarette, kamuda bir yere gelebilmek için bu yapıların ‘’sadık müşterisi’’ olduğunu göstermen gerekiyor…
Alınan icazet, gösterilen sadakat, ‘’liyakatten’’ daha önemli hale gelmedi mi sizce?
Menfaatleri uğruna ‘’ateist’’ olduğunu iddia ettikleri Atatürk, Allah’a inanmaktaydı ve İslâm dinine bağlı gerçek bir Müslümandı…
Gazi Mustafa Kemal birçok söylevinde, Allah’tan, İslamiyet’ten, saygı ve bağlılıkla söz etmişti.
Örneğin bir konuşmasında; “Müslümanların toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık sınıfı yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz.” demişti.
Yine devamında şunları söylüyordu; “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî çıkar temin edenler, iğrenç kimselerdir.”
İnsan ister istemez merak ediyor; gerçek İslamiyet’i Atatürk mü anlatmış bu topluma yoksa ‘’Harun gibi gelip Karun gibi zenginleşen’’ din tüccarları mı?
Varın siz karar verin!