Olsun mu? Olsun….
67 numaralı otobüsle toptancı halden Demirgül'e giriyoruz. Durağa 20-30 metre mesafede birisi ısrarla otobüsü durdurmaya çalışıyor. Şoför aldırış etmeyip nizami durakta duruyor. Şahıs şoföre kafa tutuyor, “beni oradan alacaksın” diyor.
Adamın mobinginden rahatsız olup, merak edip soruyorsunuz “neden? “
”30 yıllık otobüs şoförüyüm. O kadarlık ayrıcalığımız olsun” diyor. Olsun mu? Olsun…
Meydan’dan 55'e biniyorsun, otobüs şoförü yolcu düğmeye basmasına rağmen durakta durmuyor, bağır çağır anca. Kulağında kulaklık, sürekli konuşuyor yaşı da muhtemelen 70 falan. 3 kez tekrarlandı ya, tedbir alıyorsun, erkenden kapıya yürüyorsun, düğmeye basıyorsun. Gene aynı hikaye. Yetkiliyi arayıp soruyorsun: “Bu arabanın sahibi kim, bu yaşta adam çalıştırıyor? Oobüsün sahibiymiş, arada bir çıkarmış. Nasıl bir fantaziyse artık.
Olsun mu? Olsun.
Dedeman ile evin arasına sadece 55 numara var. Akra Caz Festivali’ne gidiyorsunuz. Son otobüs saat 22.00’de Ecevit Bulvarı’ndan kalkıyor. Ortala 15 dakika da Dedeman’da. Fazıl Say’ı saat 21.45 de bırakıp yola çıkıyorsun. Saat 22.00. bakıyorsun sisteme, otobüs gitmiş. Ararsın ulaşımı, “erken çıkmış” der. 2 yıl geçer yine Akra, yine Fazıl Say. Bakarsın sisteme. Aaa. Saat 23.15’e sefer koymuşlar. Tecrübelisin ya, ararsın ulaşımı. “Arıza vermiş araç. Sefer iptal.” Aktarmalı gelirsin ama gene konser yarım kalmıştır.
Olsun mu? Olsun…
Hafta sonu sistemdeki otobüs sayısı sanırım yarıya düşüyor bunu kabul eder miyiz? Ederiz. Uygulamada bakarız otobüs saatine göre kendimizi hazırlarız kaldı ki orada hafta içi, cumartesi ve Pazar diye seçenekler var saate göre ayarlıyorsunuz, yola çıkıyorsunuz otobüs yok. Arıyorsunuz “arıza verdi”
Olsun mu? Olsun…
Antalya trafiği malum. Otobüslerin her durağa istediği saatte giremeyeceğini de biliyoruz. Çıkış noktasından varış noktasına saatine varabilirse hepimiz şükrediyoruz.
Olsun mu? Olsun…
Son dönemde güzergahlar uzatıldı. Düşünün, Göksu Mahallesi’nde oturan bir kadın ikide çocuğu olduğunu öğrenci düşünelim, Meltem’de çalışıyorsa bindiği 67 numaralı otobüs bir buçuk saatte götürüyor kendisini oraya..
Olsun mu? Olsun…
Durakta bekliyorsunuz, sistemde otobüsün durağa gelmesine 7 dakika var. Elinizde fileniz, var çantanız var durağa koymuşsunuz gözünüz yolda. Elinizde telefon takip ediyorsunuz çünkü biliyorsunuz olabilecekleri. İki üç tane otobüs geliyor onların arkasından beklediğiniz otobüs hızla geliyor. Siz bu arada çantanızı almaya yöneliyorsunuz ama siz yönünüzü dönene kadar otobüs durağı geçiyor hızlı bir şekilde.
Son anda farkedip duruyor durağı geçtikten sonra. “Keşke biraz yavaşlasaydın durağa gelince” diyorsunuz tebessümle. Evladınız yaşındaki şoför “el kaldırmayana durmayacağız. Karar var” diyor. Zaten tansiyon hastasısınız, şartel atıyor. “Mehmet ince o açıklamayı neden yaptı bilmiyorum ana Büyükşehir Belediyesi yalanladı. Biz de gazeteci olarak bunun haberini yaptık” diyorsun. Aldığın yanıt net: “Sesini yükselme yerine geç.”
Gazetecisiniz, rahatsız oluyorsunuz. Kendiniz için değil, istemin kötü olmasından, birilerinin kaybettiği güçten beslenmeye çalışmasından. Empati yapıyorsunuz, yaşlı bir insanın yerine koyuyorsunuz, bir yabancının yerine koyuyorsunuz kendinizi. Sosyal medyada tepkinizi dile getiriyorsunuz.
Büyükşehir hemen altına açıklama yapıyor tekrar. Oda Başkanı Facebook’da susup X platformunda kararları Büyükşehir’in verdiğini hatırlatıyor. Akabinde kaosun mimarı Mehmet İnce'nin şakşakçıları tarafından liçleniyorsunuz. Olsun mu? Olsun…
İnsanı düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralıyor bazen.