Antalya Sıcaktan Değil, Alışmaktan Yoruluyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Antalya Sıcaktan Değil, Alışmaktan Yoruluyor

Antalya’da yaz artık sadece bir mevsim değil. Bir yaşam biçimi. Sabah dışarı çıktığımızda yüzümüze vuran sıcaklık, öğlen saatlerinde yürümeyi zorlaştıran hava, akşam saatlerinde ise sahillerde oluşan kalabalık…

Antalya yine bildiğimiz Antalya.

Ama galiba biz artık bunların hiçbirine şaşırmıyoruz.

Hava 39 derece oluyor.

“Antalya işte” diyoruz.

Sahiller doluyor.

“Turizm sezonu” diyoruz.

Trafik yoğunlaşıyor “Yaz geldi” diyoruz.

Bir süre sonra şehirde yaşadığımız sorunların tamamını normal kabul etmeye başlıyoruz.

Bence asıl tehlikeli olan da bu çünkü bir şehirde sorunların varlığından daha tehlikeli bir şey varsa, o da insanların sorunlara alışmasıdır.

Antalya’nın sıcağına alıştık.

Kalabalığına alıştık.

Yoğunluğuna alıştık.

Hatta zaman zaman sahillerde gördüğümüz çevre sorunlarına bile alışmaya başladık.

Oysa Antalya’nın en büyük değerlerinden biri doğasıdır.

Denizi, Kumsalı, Dağları, Yeşili… ve bütün bunlar sadece turistlerin fotoğraf çekmesi için bize bırakılmış güzellikler değildir. Bu şehirde yaşayan insanların hakkıdır. 

Turizm sezonunun ortasındayız. Antalya yine milyonlarca insanı ağırlıyor. Oteller doluyor, işletmeler hareketleniyor, şehir ekonomik olarak canlı kalıyor.

Bunların hepsi güzel.

Ama Antalya’yı sadece tüketilecek bir şehir haline getirmemeliyiz.

Denizimizi tüketmemeliyiz.

Sahillerimizi tüketmemeliyiz.

Doğamızı tüketmemeliyiz.

Çünkü Antalya’nın geleceği yalnızca kaç turist ağırladığıyla ölçülmeyecek.

Deniz hâlâ aynı temiz deniz mi? 

Mesela Çocuklarımız hâlâ aynı sahillerde oynayabiliyor mu?

Kentte yaşayan insan hâlâ kendi şehrinde nefes alabiliyor mu?

Asıl mesele burada.

Bugün Antalya’nın önünde büyük bir turizm potansiyeli var.

Ama büyük potansiyel, büyük sorumluluk da getiriyor.

Artık “turist geliyor” demek yetmiyor.

“Bu şehir turist geldikten sonra nasıl değişiyor?” diye de sormamız gerekiyor.

Çünkü Antalya sadece otellerden ibaret değil.

Antalya’nın mahalleleri var.

Esnafı var, gençleri var, emeklileri var, çocukları var….

Ve bütün bunların üzerinde ortak bir şehir var.

Biz bazen Antalya’yı dışarıdan gelenlerin gözünden değerlendiriyoruz.

Otel doluluklarını konuşuyoruz.

Turist sayılarını konuşuyoruz.

Döviz girdisini konuşuyoruz.

Ama Antalya’da yaşayan insanın günlük hayatını konuşmuyoruz.

Belki de biraz bunu değiştirmemiz gerekiyor.

Antalya’nın geleceğini konuşurken sadece turistleri değil, Antalyalıları da merkeze koymalıyız.

Çünkü şehirler sadece ziyaretçilerle değil, içinde yaşayan insanlarla anlam kazanır.

Ve bana göre Antalya’nın en büyük sınavı tam da burada başlıyor.

Bu şehir büyürken kendisini kaybetmemeli.

Turizm gelişirken doğasını kaybetmemeli.

Kalabalıklaşırken insanını kaybetmemeli.

Ve en önemlisi…

Sorunlara alışıp onları normalleştirmemeli.

Çünkü Antalya’nın sıcağı geçer.

Sezon biter.

Kalabalık azalır.

Ama bugün yaptığımız tercihler bu şehirde yıllarca yaşamaya devam eder.

O yüzden artık sadece “Antalya ne kadar büyüdü?” diye sormayalım.

Antalya büyürken, biz bu şehri ne kadar koruyabildik diye sormak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca bugün ne kadar büyüdüğümüz değil; yarın çocuklarımıza nasıl bir Antalya bırakacağımızdır…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız