Siyasi Partiler Kanunu Değişmeli!
Siyasi parti yöneticilerinin davranışları, demokratikleşme düzeyine ve parti içi güç dengelerine bağlı olarak, “sadakat” i, “liyakat”ın önüne koyma eğilimindedir. Lider odaklı ve merkeziyetçi yapılarda yöneticiler, makamlarını korumak veya yükselmek için, liderliğe bağlılığı (sadakat) en güvenli strateji olarak görürler. İşte bu yüzden, partideki siyasi hesaplaşmalar; ideolojik vizyonu geri plana itip, “güç ve kadro çatışmalarını” merkeze alarak, parti içi dengeleri kökünden sarsar ve hizipleşmeleri tetikler.
Bu döngüyü kırmak adına Türkiye’deki veya dünyadaki siyasi partiler kanununda değişiklik tartışmaları hep gündemdedir. Ülkemizdeki mevcut 2820 sayılı “siyasi partiler kanunu” lider fetişizmini ve merkeziyetçiliği koruduğu gerekçesiyle sürekli eleştirilmektedir.
Günümüzde genel başkan ve merkez yönetimin parti içindeki mutlak gücü, milletvekili ve belediye başkan adaylarının büyük bir kısmının bunlar tarafından belirlenmesi yüzünden; siyasetçilerin, seçmenden ziyade genel başkana sadakat göstermesine yol açar. Oysa değişim talebi; adayların tümünün belirlenmesinde, “hâkim denetiminde ön seçim zorunluluğunun” getirilmesidir. Böylece liyakat sahibi ve tabanda karşılığı olan isimlerin önü açılacaktır.
Bir başka değişim isteği de “delege sistemi ve kurultay ağalığının” son bulmasıdır. Çünkü genel başkanlar, kendilerine sadık il ve ilçe başkanlarını seçtirir; bu başkanlar da genel başkanı seçecek delegeleri belirler. Bu “yansımalı döngü”, liderlerin koltuğunu neredeyse sarsılmaz kılar.
Oysa istenen; delege sisteminin tamamen kaldırılarak, genel başkan ve parti meclisi seçimlerinin “doğrudan tüm parti üyelerinin oyuyla” (aktif üyelik sistemi) yapılmasıdır.
Önemli bir konu da; “siyasi finansman ve şeffaflık” tır. Günümüzde partilerin gelirleri, hazine yardımları ve bağışlar üzerindeki denetim mekanizmaları yetersizdir. Güçlü finansal kaynaklara sahip klikler, parti içindeki dengeleri, “sadakat” parantezinde kontrol edebilmektedir.
Bu duruma karşılık; Parti içi harcamaların, adaylık yarışı bütçelerinin ve bağışların tamamen şeffaf hale getirilmesi, harcama limitleri konulması talep edilmektedir.
En önemli konulardan biri de; “genel başkanlık süresi ve barajlar” konusudur. Mevcut kanunda bir kişinin ne kadar süre genel başkanlık yapabileceğine dair bir üst sınır bulunmamaktadır. Bu durum, parti içi yenilenmeyi ve liyakatli genç kadroların yükselmesini engellemektedir.
Ama buna itiraz edip, değişim isteyenler; bir kişinin genel başkanlık süresine (örneğin en fazla üç veya dört dönem) yasal sınır getirilmesini istemektedir.
Dünya genelinde de partilerin iç demokrasisini (sadakat / liyakat) dengesini düzenlemek için çeşitli yaklaşımlar vardır. Mesela bunlardan biri; ALMAN MODELİ’dir. (Sıkı yasal denetim): Almanya İkinci Dünya Savaşı sonrasında, totaliter rejimlerin tekrar doğmasını engellemek için, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu ile partilerin iç işleyişini sıkı kurallara bağlamıştır. Liderin mutlak gücünü kırmak amacıyla, adayların gizli oyla ve taban delegeleriyle seçilmesi yasal zorunluluktur.
Bir de ANGLO- SAKSON MODELİ (sıfır müdahale) vardır: İngiltere, İsveç ve Hollanda gibi ülkelerde partilerin iç işlerini düzenleyen spesifik bir “ Siyasi Partiler Kanunu” yoktur. Partiler birer “özel dernek” veya “sivil toplum kuruluşu” kabul edilir. Devlet yasayla müdahale etmez; liyakat, şeffaflık ve üye katılımı doğrudan partilerin kendi tüzükleri ve seçmen baskısıyla çözülür.
Dünyadaki bir diğer küresel trend; liyakat tanımının sadece “eğitimli erkek teknokratlar” ile sınırlı kalmaması ve “temsilde adalet” ilkesiyle bağdaşması için “kadın ve gençlik kotaları” ile çeşitlendirilmesidir. Bu konu aslında bizim ülkemiz için de çok önemlidir. Eğer “Siyasi Partiler Kanunu” değişir ve daha adil bir kanun olursa, bugün yaşadığımız pek çok sorun da sona erer.