Siyasetin Kökleri Köklerin Siyaseti
Anadolu'da derler ki, "su akar yolunu bulur". Evet, Türkiye'de de siyaset kazanı kaynar kaynar soğur.
Her ne kadar ülke Siyasetini sağı kendi içinde de kaynasa da Ak Parti'nin yeterince deneyimli kadroları bir şekilde bir yolunu bulup, herkesi ve her şeyi yola sokmaktadırlar.
Bu yaşam göstermiştir ki, siyaset ülke gündemine hâkim olmaktır.
Türk tarihinde yaşamın geleneksel yapısını görürüz. Ortada bir OBA, başında da OBA BEYİ vardır. Oba Beyi, geleneksel aile terbiyesi olan, gelenek, görenek ve boyun/ soyun geçmişini bilen ve sahip çıkıp sonraki nesillere taşıyan bir ULU Kişidir.
Bu, Türk tarihindeki GOKTANRI inancının bir sonucudur.
Altıncı ve Yedinci yüzyıllardır deniz ticaretinin önem kazanması, Filistin ve Arap yarımadaları ve bölgelerinin ticarette önemli bir değiş- tokuş alanı olması, Arapların Dünyanın bir çok bölgelerine akınlar düzenlemelerine sebep olmuştur.
Bu istilacı ve talancı akınlardan TÜRKİSTAN da nasibini almıştır. İslamiyet’in ortaya çıkması, zamanla da Halifeliği ele geçirmeleri bu yörelerde Arap-İslam hegemonyasının yayılmasına sebep olmuştur.
Bu süreci çok iyi gözlemleyen Osmanlı Saray uleması ile Yavuz Sultan Selim, Halifeliği kendi hegemonyaları altına almışlardır.
Tarih, yönetimlerin iki önemli argümanlarını öne çıkartır, birisi boy- soy bağını, diğeri de inanç sistemini.
Sanayi Devriminin etkisi ilk başta İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa gibi Avrupa Ülkelerinde yeni bir sınıf (işçi) ortaya çıkmış ve zamanla da ideolojilerini yaratmışlardır.
Feodal toplum, kendi içinden Burjuvasını da Proletaryasını yaratmıştır.
İlk başta sosyalist, komünist sendika ve partiler olarak ortaya çıksa da 1917 Rus Bolşevik Devrimi ile bu yaşananlardan bütün dünya etkilenmiştir.
Dönemin Osmanlısında bile, özellikle Paris'e eğitim için giden aydınlarca Komünist Partisi bile kurulmuştur.
Osmanlı yıkılıp, parçalanıp, yok olunca bir Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan TÜRKİYE CUMHURİYETİ, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Dünyada ilk anti-emperyalist bir ideoloji ile siyasi olarak da örgütlenmiştir.
Bu da hem yeni kurulan Cumhuriyetin;
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik ilkelerini de taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olmuştur.
Özellikle Hilafet'in kaldırılması bir kısım Osmanlı ulemasında rahatsızlık yaratsa da o günün koşulları da pek bir etkinlik yaratmamıştır.
Hem toplumsal hem de kamudaki Feodal yapıdan kurtulmak isteyen Cumhuriyet kadroları, bir çok reformun yanında Toprak Reformunu da yapmak istemiştir.
İşte Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en önemli siyasi kırılma bununla başlamıştır. Hilafetin kalkmasından rahatsız kadro ve kitleler bu toprak reformuna karşı çıkan kadrolar ile de birleşerek ilk Cumhuriyet karşıtı olmasa da bir kısım temel ilkelerine karşı bir siyasi yelpaze oluşturmuşlardır.
Devletin ve Cumhuriyetin kurucu partisi CHP 9 Eylül 1923,
Çok Partili siyasi döneme geçiş ve ilk kitlesel muhalif parti Demokrat Parti (DP) 7 Ocak 1946,
DP Genel Başkanı Adnan Menderes'in Cumhuriyetin temel değerlerine ve kişilere (Başta İsmet İnönü) kaşı yürüttüğü süreç, o zamanlar Cumhuriyetin ve değerlerinin koruyucu unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ilk yönetime el koymuştur.
Askeri darbenin ülke tarihinde açtığı onarılmaz yaralar olsa da yaptığı 1961 Anayasası, ülkenin bugüne kadar sahip olduğu en demokratik Anayasasıdır.
DİSK, TİP, DEV-GENÇ gibi sol sosyalist örgütlenmelere bu Anayasa izin vermiştir.
Feodal düzen oyuncuları ve sermaye bu örgütlenmelerden ve yurttaşlarının uyanışlarından rahatsız olurlar ve 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası ile yönetimi belirlerler.
1961 Anayasasının yarattığı özgürlük ve örgütlenme ortamı. 1971 darbesi ile ortadan kaldırılmak istense de halkın nezdinde CHP Genel Başkanı olan Bülent Ecevit farklı bir karşılık bulmuştur.
Alparslan Türkeş ise 1969 yılında kurduğu Milliyetçi Hareket Partisini 1981 yılında Askeri Cuntanın bütün partileri kapatmaları kadar açık tutmuştur.
İslami kesimin parlayan yıldızı Necmettin Erbakan 1970'de MNP, 1972’de de. Milli Selamet Partisini Kurar.
12 Eylül 1980 darbesi ile bütün siyasi partiler kapatılır. Yurtiçi ve yurtdışı kamuoyunun baskıları ile yeni partiler kurulur. Bunların en etkini ülke siyasetinin dört eğitimini temsil eden Anavatan Partisi (ANAP) olacak ve uzun yıllar ülkeyi yönetecektir.
Özellikle 1980 Askeri darbesinden sonra tüm siyasi partiler kapatılmıştır ama yeniden açılan partiler, kapatılan partilerin etkin siyasilerince yeni adlar ile kurulsa da, 1980 öncesi belirgin dört siyasi eğilim toplum nezdinde bir karşılık bulmuştur.
Bugün bile solda CHP'NİN, merkez sağda AP'NİN, Ülkücü- Milliyetçi kanatta MHP'NİN, İslamcı kanatta da Erbakan Hocanın MSP'NİN etkisi dışında yaşayan, var olan siyasi parti yoktur.
Sol kanatta, TİP etsinde partiler kurulmuş olsa da ideolojik yarışmalar, kitlesel bir birliktelik oluşturamamışlardır.
Bu yüzden, son zamanlarda siyasi partilerde yaşanan siyasi dalgalanmalar da daha önceki yaşananlardan farklı olmayacaktır.
Ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi sıkıntılar kitleler nezdinde bir başkaldırı ve isyan sebebi olabilir ama bunu asla bir siyasi partinin kitlesi ve örgütlemesi olarak düşünmemek gerekir.
Geçmişte ANAP, bugün de AKP'NİN iktidarda olmaları ile, iktidardan gittiklerinde tabanlarını ne olacağını herkes çok iyi bilmektedir.
Bu yüzden ülkenin geleneksel toplum anlayışının, siyasette de yaşadığını, sağ kanattaki ve sol kanattaki siyasiler unutmasa iyi olur.
Ne dersiniz!..