Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
29°

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev!

YAYINLAMA:
Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev!

"Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev…" Bu kitap, hümanist ve reformcu yanı ile bilinen, Etienne de La Boetie’nin temel eseridir. Boetie, modern siyaset biliminin temellerini atan Fransız yazar, düşünür, yargıç ve siyasetçidir. Bu eser sadece o dönemin özelliklerini taşımaktan öte her döneme ışık tutan güçlü görüşler içeriyor.

Boetie, kitabında diyor ki: "Eğer iki kuşak köleleştirilirse, bundan sonra gelen kuşak özgürlüğü hiç tanımadığı, görüp bilmediği için pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir." Yani fikri olmadan yanlışa alkış tutar. Aklını kullanamadığı için eğri ile doğruyu ayırma kabiliyeti kaybolur.

Boetie, akıl ve ahlakını kiraya veren bireylerin özgürlüklerini de gönüllü olarak yitirdiklerini anlattığı eserinde; yalana sahip çıkan ya da savunan insanların ahlakının da olmadığını ileri sürer.

Boetie eserinde; iktidar ve devlet olgusunu inceleyerek, iktidarın meşruiyetini sorgular. Özellikle devlet egemenliğinin niteliğini ve kendisini nasıl yeniden yenilemesi gerektiğini vurgular.

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’in ana sorunu, insanların niye siyasal iktidara itaat etmeyi sürdürdükleri ve boyun eğmeyi arzuladıklarıdır. Gerçekten de kapalı kapılar arkasında iktidara demediğini bırakmayan mihraklar, güç ve iktidar karşısında sus pus olmakta, hatta övgüler dizerek dalkavukluk sanatını doruklara çıkarmaktadır.

Boetie, siyasal iktidarın hangi şartlarda ne şekilde ortaya çıktığı, nasıl kurulduğu, insanların liderleri neden tirana dönüştürdüklerini pek önemsemez. Zira iktidarı bir şekilde inanarak ya da ikna edilerek seçmiş olabilir. Bunu “ilk günah” olarak görür. Onun için anlaşılamaz olanı, insanların kulluğu-köleliği neden sürdürdükleri, hala niçin kötü duruma tepki göstermedikleridir.

Günümüzde siyasi literatürde sıkça kullanılan “TİRAN” nedir? Tiran: “Eski Yunan’da siyasal gücü tek başına elinde tutan kimse” olarak kullanılmasına rağmen, tarihsel süreç içerisinde “siyasal erki zorla ele geçiren ve onu kötüye kullanan kimse” olarak da tanımlanır. Halk dilinde ise Tiran: acımasız, gaddar, despot kimse olarak adlandırılır. Her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın Tiran kavramının demokrasilerde yeri yoktur.

Demokrasilerde iktidarın kaynağı dinsel buyruklar ya da tek adam iradesi değildir. İktidarın kaynağı millettir. Yani halkı meydana getiren bireylerin özgür iradeleridir. İktidar meşruiyetini halkın iradesinden ve anayasadan alır. Halkın ortak iradesine ve yasalara uymayan veya onu doğru biçimde temsil etmeyen iktidarlar meşru değildir.

Boetie’nin eserinde “siyasal iktidarın ve kurumsallaşmış hali olan devletin nasıl işlediği ele alınarak, insanların nasıl kul haline getirildiği anlatılmaktadır. Yazarın tüm düşüncelerine katılmamakla birlikte, o dönemin şartlarında böyle düşüncelerin filizlenmesi ve geçerliliğini yitirmemesi şaşırtıcı ve anlamlıdır. Zira Boetie, 1530-1563 yılları arasında yaşamıştır.

Söylev' in en dikkat çeken özelliği; “La Boetie'nin de insanı, insanlık olarak düşünmesi ve Fransız halkına değil, esaret altında yaşayan tüm insanlara seslenmesidir.”

Eşit ve özgürce yaşama hakkı elinden alınmış ve kul hale getirilmiş bireylerin tekrar özgürleşme ihtimali var mıdır? Bunun olabilmesi için bireylerin, evrensel haklarına sahip çıkması, doğal hak ve hukuk anlayışından haberdar olarak iktidarı sorgulaması ve hesap sorması gereklidir. Biat ve sadakat kültürü ile yetişmiş bireyler bunu yapabilir mi?

Yazımızı bir hikâye ile sonlandıralım:

Dört tavuk, bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çalarlar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşünürler. Zaman geçer, yumurtayı getirenler de unuturlar, onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inanırlar.

Günün birinde kuluçkaya yatan bir tavuğun altındaki o yumurta kırılır. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıkar... Herkes şaşkın, mutludur; böylesini ilk defa görmüşlerdir.

Anne tavuk, yavrusuna dersler vermeye başlar: "Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye! Arpayı buğdayı böyle ye." Anne tavuk her geçen gün yeni şeyler öğretir yavrusuna; tehlikelere karşı nasıl davranılacağını da...

Büyük yumurtadan çıkan ilginç gagalı yavru tavuk, annesinin her söylediğini yapmakta, büyüdükçe de güzelleşmektedir. Oldukça uzun kanatları vardır. Diğer tavuklar onun kanatlarına kıskançlıkla bakmaktadır.

Bir gün anne tavuk yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı kendini nasıl savunacağını anlatırken yavrunun gözü, gökyüzünde çok yukarılarda süzülerek ihtişamla uçan başka bir canlıya ilişir. "Anne bu ne?" diye sorar. Anne tavuk; "Ha o mu? O kartal yavrum, kuşların padişahı."

"Ne de güzel uçuyor!.." deyip iç geçirir yavru tavuk... "Evet yavrum. Ama sen sakın ona özenme! Asla onun gibi olamazsın. Senden önce baban, deden, amcan hepsi ona özendi ama hiçbiri onun gibi uçamadı. Sen bir tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın."

O günden sonra küçük tavuk, ömrü boyunca arka bahçede kartalın ihtişamlı geçişini izleyip iç çeker ve her defasında, "Keşke ben de bir kartal olup uçabilseydim." diye hayıflanır. Ve bir gün siyah uzun kanatlı büyük tavuk, ihtişamlı kartalı izlerken ölüp gider.

Onu bir tavuk gibi defnederler. Oysa ölen bir kartaldır.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız