Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
33°

VAR OLMAK İÇİN NE YAPMALI

YAYINLAMA:
VAR OLMAK İÇİN NE YAPMALI

İnsan, doğada gerçekten çok garip bir yaratık. Düşünüyor, üretiyor, savaşıyor, yetiştiriyor, okuyor, öğreniyor, geziyor, tozuyor vs, vs.

Peki bütün bunları neden yapıyor, bunca çaba niçin?

Evreni hiç karıştırmadan yaşadığımız Dünyada kaç çeşit, kaç tür canlı var, bunların insanlar ile ilişkisi ne durumdadır. İnsanı oturduğu yerde "huzur teper" ya, beni de bu aralar ne tepti bilmiyorum ama bayramı ve aileyi bahane ederek yine güneye gittim.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk de, 1930 Mart'ının başlarında İzmirdedir. Havalar soğuyunca, Antalya'ya gitmeyi düşünür ve 4 Mart'ta İzmir`den Aydın treni ile 5 Mart'ta Aydın'a, oradan da aynı gün akşamı Denizli'den kara yoluyla Isparta'dan, Burdur'a, 6 Mart öğleden sonra da Antalya'ya gelir.

Ankara'dan güneye giden birisi için tanıdık yollar.

Antalya'nın her yerini görmek ister, Vali ve resmi heyet de vapur ile Antalya sahillerini gezdirirler ve yerler ile ilgili olarak da bilgi verirler. Özellikle Düden Çayının denize döküldüğü Aşağı Düden Şelalesini çok beğenir.

Karadan da Lara yolu üzerinden giderken, “Rumkuş” semtine gelir ve denizi, karşı sahilleri, karla örtülü Beydağlarını uzun uzun seyreder ve “Hiç şüphesiz ki Antalya, dünyanın en güzel yeridir” der.

Daha sonra bulunduğu balkonundan baktığı yerin adının “Rumkuş” olduğunu öğrenince üzülür, Türk topraklarında isimlerin artık Türkçe olmasını söyler ve buraya da “Erenkuş” adını verir.

İnsan Mart ayında Antalya'ya gelince de aklına Atatürk'ün bu anısı geliyor. Her neyse.

İnsan, bilgi ve öğrenme konuları açılınca insanın aklına neler gelmiyor ki. Birden Yeryüzünde bizlerden başka neler var, ya da yaşamış diye düşündüm.

Birden aklıma bir zamanlar okuduğun Tübitak Bilim Teknik dergisinden bir bilgi geldi. Dünyanın oluşumundan bu güne kadar yaşayan canlı türlerinin %99'undan fazlasının soyunun tükendiği yazılıydı. Günümüzde ise yeryüzünde 2 milyon ile 1 trilyon arasında canlı türlerinin yaşadığı düşünülüyor.

Doğada yaşamak, savaşmak demek olduğundan; bu da bilgi, beceri ve deneyim gibi niteliklere gereksinim duyar.

Hoş deyimler sözlüğü "Çok gezen, çok yer gören, çok şey öğrenir. Çok yaşayan, çok okuyan onun bildiklerini bilmez." dese de, biz hem okuyup hem de gezip görmeye devam edelim.

Bazı özel işlerim olsa da, yine gittiğim yerlerde insanları, çevreyi, yaşamları gözlemlemeye çalıştım.

Ne yazık ki, ülkemin insanlarının, yurttaşlarının yüzleri asık, mutsuz ve kaygılı; daha düne kadar isimleri bile bilinmeyen ülkelerin insanları, bir çok şehir, kasaba ve köylerin sahillerinde yiyip, için geziyorlar; hem de belli bir yaşın üstünde.

O zaman da insan düşünüyor, ülke neden bu hale geldi, diye.

Çevrenize bakıyorsunuz ve üzülüyorsunuz; birçok sebepten dolayı toplumun çoğu artık bir şey üretmiyor ve yaşamda başarısız.

Aklı başında, düşünen insanlar ise mutsuz. Ortalıkta aptalca söz ve davranışlardan geçilmiyor. Bilenler ve bilgeler artık seslerini kısmışlar, ortalıkta "cahil cesaretinden geçilmiyor".

Gazetelere bakın, televizyonları izleyin uluorta toplumdaki tartışmalara bakın ne kadar sığ ve yüzeysel olduğunu göreceksiniz.

Biz zamanların duygu yüklü, yürek hoplatan, sızlatan sevgi, özlem dolu şarkı ve türkülerinin yerini:

".... ....Bandıra bandıra ye beni/ Hiç doyamazsın tadıma/ Bütün numaralar bende/ Sen de var benim farkıma/ Kalma sakın başka yerde/ Ne işin var başka yerde/ Bandıra bandıra ye beni/ Hiç doyamazsın tadıma..."

Buyrun burdan yakın . Eğlence şarkısı mı, pazarlama şarkısı mı, anlayan beri gelsin.

Bu anlamsız şarkılar milyonları dans ettirip, şarkıya eşlik ettirirken; yazan, çizen, aydın, bilim insanları çoğu kimsenin umurunda bile değil. Akılları uyuşturan, saçmalıklarla güldürenler, gerçekleri yazan, çizen, söyleyenlerden daha öncelikliler. İşte tam da burada cahillerin birlerince neden çok sevildiği ortaya çıkıyor.

Dahası, cahil toplumlarda demokrasi, sadece adamının adamını, madanının madamını seçmenin yolu oluyor; çünkü sizin gelecek ve kaderinize karar verecek olanları, bu cahil çoğunluk seçince, bütün bunlar yaşanıyor.

O yüzden artık nereye nasıl giderseniz gidin, kafanız çalışıp, düşündükçe, hüzün sırtınıza sarılı, hazır duruyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız