Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°

Gölge etme, başka ihsan istemem

YAYINLAMA:
Gölge etme, başka ihsan istemem

Antik Yunan filozofu Diyojen, Büyük İskender’in karşısına çıktığında ondan bir lütuf istemedi. Ne para istedi, ne makam, ne de koruma. Sadece şunu söyledi:
“Gölge etme, başka ihsan istemem.”

Bu söz, iktidara karşı söylenmiş en sade ama en onurlu cümlelerden biridir. Çünkü Diyojen’in derdi güçten pay almak değil, özgür kalmaktı.

Bugün Alevîlerin devlete söylediği söz de tam olarak budur.

Alevîler para istemiyor.

Makam istemiyor.

Unvan istemiyor.

Devlet sofrasından pay talep etmiyor.

Sadece şunu söylüyorlar:

Gölge etmeyin.

Ama devlet aklı yüz yıldır bu cümleyi duymuyor. Çünkü Alevîliğe bakarken aynı refleksi sürdürüyor:

Denetle, böl, ehlileştir.

Bugün dedelere maaş bağlama girişimi bu politikanın yeni versiyonudur. Buna “sosyal destek” deniyor. Oysa bu bir destek değil, asimilasyonun rafine hâlidir. Yolu, yoksulluk üzerinden terbiye etmeye çalışmaktır.

Alevîlik, devletle uyumlu hâle getirilecek bir inanç değildir.

Diyanet’e eklemlenecek bir yol hiç değildir.

İlahiyat kürsülerinde tanımlanacak bir öğreti de değildir.

Cumhurbaşkanı hak, hukuk, insan hakları ve demokrasiden söz ediyorsa, en başta şunu söylemelidir: Her yurttaş kendi dini ve inancı karşısında özgürdür. Devletin görevi inançları dizayn etmek değil, eşit yurttaşlığı güvence altına almaktır.

Bu ülkede Diyanet’e yedi bakandan fazla bütçe ayrılıyor. Buna rağmen dönüp dolaşıp Alevîleri devletin “sorun alanı” hâline getirmeyin. Alevîler yetimin hakkını da, fakirin hakkını da istemiyor. Kimsenin malında, makamında gözü yok.

Türkmen, Kürt ve Zaza Alevîleri gerçekten seviyorsanız, yapacağınız şey çok basit:
Cemevlerini tanıyın, yeter.

Alevîlikte dedelik memuriyet değildir.

Dede devletten değil, Hak’tan sorumludur.

Talibe maaş için değil, Yol için gider.

Dedeye maaş bağladığınız an, yolda eşitliği bozarsınız. Bir “resmî dede” sınıfı yaratırsınız. Oysa Alevîlikte fetva makamı yoktur. Buna ihtiyaç da yoktur.

Devletin çelişkisi ortadadır:

Cemevini ibadethane saymaz.

Cemi ibadet kabul etmez.

Ama cemi yürüten dedeye maaş bağlamak ister.

Bu ne demektir?

İbadeti inkâr et, yol göstereni kontrol altına al.

Bu tanıma değildir.

Bu, inkârın kurumsallaştırılmasıdır.

Alevîlerin talebi yıllardır aynıdır:

Eşit yurttaşlık.

Ne fazla ne eksik.

Diyojen’in dediği gibi:

Gölge etmeyin.

Başka ihsan istemiyoruz.

Çünkü mesele maaş değildir.

Mesele kadro değildir.

Mesele, Hak–Muhammed–Ali Yolunun devlete teslim edilmek istenmesidir.

Ve bilinmelidir:

Alevîlik sekiz asırdır asıldı, kesildi, yakıldı; ama teslim olmadı.

Bundan sonra da olmaz.

O yüzden soruyu açık soralım:

Siz neyin peşindesiniz?

Aşk ile

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız