Kalleşçe Öldürülen Türk Başbuğları -16
Şimdi ben burada, birkaç cümleyle şu şu sebeplerden dolayı bu cinayet işlendi, der cinayetin ayrıntılarına geçebilirim. Ancak şunu biliyorum; insanlarımızın büyük bir çoğunluğu, kısaca (birkaç cümleyle) yazacağım sebepleri, ne yazık ki kavrayamazlar çünkü okumadıkları için Türk tarihini bilmezler. Böylesi konularda, gerçek yazarlarımızca okuyuculara sunulacak bilgiler de ne yazık ki yeterince yayınlanmamakta, okuyuculara ulaştırılamamakta, ulaştırılmamaktadır.
Cinayetin sebeplerini anlayabilmek için iki konuda yeterli bilgi sahibi olunmalı. Bunlardan birisi Başbuğ II. Mehmet Han’ı tanımak, diğeri ise konu ile ilgili olan bölümleriyle Türk tarihini bilmek gerekir. Öncelikle Türk tarihinin ilgili bölümlerine bir bakalım: Son yıllardaki tarihi, arkeolojik ve dil bilimce yapılan araştırmalar sonucunda; Sümer Uygarlığının bir Türk Uygarlığı olduğu, Neşili (Hitit) uygarlığının da öyle olduğu itirazsız kabul görmektedir. Neşili Uygarlığının bir kolu olan Luvilerin uygarlık merkezi konumundaki Turıya halkının da Asya kökenli Turani bir ırk olduğu (yani Türk oldukları) artık anlaşılmıştır. Homer’in destan şeklinde yazarak uzun uzun anlattığı Turıya savaşı, insanlık tarihi açısından çok önemlidir. Şöyle ki: Bir tarafta Asya kökenli, tek Tanrılı Türk Töresi temeline dayalı uygarlığın temsilcisi olan Turıyalılar. Artı Turıyalılarla aynı töreye sahip olan, yine Orta Asya kökenli 18 il sahibi devlet ve devletçik, Turıyalıların yanında yer almışlardı. Bu devlet ve devletçiklerden bazıları şunlar: … Karialılar, kıvrık yaylı Palonlar, … Lelegler, Kaukonlar, Tanrısal Pelakslar, Lykialılar, Mysialılar, Thymbre çevresindekiler, Phrygialılar, atlı arabalarla döğüşen Malonialılar (İlyada – Homer)… Karşı tarafta ise, yine bir Türk ülkesi olan Pelaksların ülkesine, başlangıçta sığıntı olarak yerleşen, sonradan o bölgenin sahibi gibi davranan (Yunanistan toprakları) Akalar ve Ispartalılar ile batıyı temsil eden, o günün bütün kavim ve devletlerinin birleşmesinden oluşan (tıpkı binlerce yıl sonraki haçlılar gibi) barbarlar ittifakı vardı. Aslında bu iki karşıt taraf; iyi ile kötünün, hatta Tanrısal güçlerle şeytani güçlerin karşı karşıya gelmesidir. Bu iki karşıt gücün Turıya savaşından önceleri yani insanlık tarihinin çok eski devirlerinde de defalarca savaştıkları muhakkaktır. Turıya savaşı; Aka/Yunan – Turıya/Asya, dolayısıyla doğu ile batının en büyük savaşlarından biridir.
Bir bakıma bilinen ilk dünya savaşıdır. Bu mücadeleye, zaman boyutunu hesaba katmadan evrence bakılırsa şu durum açıkça anlaşılır; yerlikçe (şeytani) güçlerle Tanrısal güçler ezelden beri savaş halindedir. Bazen din savaşı şeklinde, bazen çıkar savaşı hatta çok basit nedenlerle savaşılıyormuş gibi olur. Genelde ise doğu ile batının savaşı şekline bürünür. Gerçekte savaşın ve düşmanlığın ana sebebi hep aynıdır; Tanrıca ve yerlikce inanç ve anlayışların karşılaşmasından başka bir şey değildir. Turıya savaşında; Akhalar ve yandaşları kötü tarafı, Turıyalılar ve onların yanında yer alanlar ise iyi tarafı temsil etmişlerdir. Bu saptamayı sadece ben yapmıyorum; başta Turıya destanını yazan Homer, çeşitli vesilelerle yazıyor. Ayrıca Birgit Brandau gibi tarafsız olamaya çalışan batılılar da bu hususu açıkça yazmışlardır. Turiya savaşında, batının sapık ve barbar medeniyetini temsil edenler, şeytana hizmet için savaşırken insanlıklarını hep unutmuşlardır. Fırsat ellerine geçtiğinde nasıl birer vahşi yaratıklar haline dönüştüklerini, içlerindeki albız duygularının nasıl ortaya çıktığını kavrayabilmek için şu iki örnek yeterli olacaktır sanırım: Irmak kıyısında yakaladıkları, daha çocuk yaştaki Turıyalı gençleri, askerlerinin ve komutanlarının karşısında diri diri boğazlarını keserek öldürmüşlerdir. İkinci örnek ise;
DEVAMI VAR…