YÜZ YILDIR UYUYAN HÜCRELER UYANDIRILIYOR
Türk/Turan budunlarının ortak değerleri, iki bengü temel üzerine kurulmuştur. İlki: ‘TENGRİ TEK’ inancıdır. İkincisi ise: ‘TÖRE’ dir. İnançla törenin birleşimi Turan/Türk budunlarını kutlu kılar. İnsanlığın, ‘ACUN’ dediğimiz bu gezegendeki serüveninde; ‘Tengrice Töre’ kapsamında, Türk’lerce belirlenen temel ilkeler vardır. Konumuz gereği yalnızca biri ele alınacak: ‘YARATILANI HOŞ GÖR YARADAN’DAN ÖTÜRÜ’…İnsanlar, hayvanlar, bitkiler hatta cansız varlıklar bile korunur, kollanır ve yok olmaları önlenmeye çalışılır. Bütün varlıklara saygı duyulur…
Kenger (Sümer) devletini yönetenler, kendilerinden yardım isteyen hatta Kenger ülkesine sığınıp çalışmak isteyen ‘Semitik’ kökenli bazı topluluklara kapılarını açtılar. Onlara aş verdiler, barınacakları ev verdiler, iş verdiler. Gelenler cahil, vahşi, akılarınca kurnaz ve puta tapan kişilerdi. Olsun, Yaratılanı hoş görmek gerekiyordu Yaradan’da ötürü… Onlara temizlik öğrettiler, okuma yazma öğrettiler… Zamanla bazıları önemli görevlere gelmeye başladı… Hızla ürediler… Birkaç asır sonra neler olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Bilmeyenler araştırıp öğrenebilirler.
Bu konuda ikinci örnek: OY – URUM ATIN konfederasyon Devletine bağlı Pelasg Devleti vardı. Konfederasyon bozulduktan sonraki asırlarda M.Ö. 1300 – 1200 yıllrında, nereden geldikleri günümüzde bile tam bilinemeyen ‘Akha’ (Helen/Grek/Yunan) denilen topluluk Pelasglardan yardım istedi. Yerleri, yurtları yoktu, zor durumdaydılar. Pelasglar onların tam anlamıyla barbar olduklarını duymuşlardı ancak; yaratılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü… Barbarlar, Pelasgların ülkesi dahil her şeye sahip çıkmaya başladılar. Duruma göre aslan, yine duruma göre kedi olabiliyorlardı… Aslında onları en iyi batılılar tanımlamış: İç Üy Ök’e (Yunanistan’a) gelerek yerleşen Akhalar batılılara göre: Savaşçı, vuran – kıran, yağmalayan, çalan, zorbalıkları ile her türlü çıkar elde etmeyi meslek edinen, hileci, dalavereci vb. kötü özellikleri olan bir topluluktur. Onların bu özelliklerinden ötürü bazı batılı topluluklar (özellikle Fransa yöresindeki halklar) Akhalılara ‘Greece - Greek – Grek’ demişler. (NOT:Latince sözlüklerde "grek" kelimesinin karşılığı; "fripon, escroc/hilekâr, dolandırıcı)". Fransizca Larousse Ansiklopedisinde de ayni anlam yazılıdır. Bu yazılanlar Yunanlıların ısrarlı karşı çıkmaları sonucu. II. dünya savaşından sonra, "grek" kelimesinde düzeltme yapılmıştır… Sığıntı olarak ülkeye alındıktan birkaç asır sonra başlayan nankörlüğün sonuçları ortada… Bilmeyenler araştırıp öğrensinler.
Konu ile ilgili son bir örnek daha vereyim. Yıl 1101, Haçlı Seferleri Aralıksız sürmektedir. Selçuklu ordusu, İznik’ten Kudüs’e kadar, özellikle Adana, Hatay ve Kudüs’e kadar olan sahalarda çok kanlı bir savaşın içindedir. Bu savaşta Haçlılar yalnız değildir Arap Kardeşlerimiz!!! De Haçlılara her türlü yardımı yapmaktadır. İşte tam da o günlerde; Raymond St. Gilles, bazı komutanlarına da emir vererek 20000 (yirmibin) savaşçıdan oluşan bir ordu hazırlar. Avrupadan sefere çıkan her Haçlı ordusunun hedefi Kudüs’tür. Ancak Raymond St. Gilles Anadolu’nun her tarafını işgal etmek için yola çıktı. Nasıl olsa Selçuklu ordusunun savaşçıları, İznik- Konya – Hatay – Kudüs hattında diğer haçlı ordularıyla baş etmeye çalışıyor, yani Anadolu’nun doğusuna kadar meydan boş!.. Raymond St. Gilles ordusunun başında Ankara’ya geldiğinde durdu ve kendince bazı idari düzenlemeler yaptıktan sonra doğuya doğru harekete geçti. Bu durumu haber alan Kılıç Aslan yanına az bir savaşçı alarak Raymond St. Gilles’ın peşine düştü. Bu arada Sivas tarafında olan Melik Danişmend’e seri at binen ulaklardan ikisini gönderdi… Kılıç Aslan bir taraftan, diğer taraftan ise Melik Danişmend savaşçılarıyla birlikte sanki ava çıkmışlardı. Sonunda Niksar yakınında Raymond St. Gilles’ı sıkıştırdılar. Çok kanlı geçen savaş kısa sürdü. Haçlı ordusundaki savaşçılardan, yaklaşık onbeşbini (15000) öldürüldü. Beşbin (5000) kadar Haçlı savaşçısı teslim oldu, kadınlar ve çocuklar da tutsak alındı (Haçlı ordularında kadın ve çocukların da sefere katıldıkları bilinmektedir). Tutsak alınan Haçlı savaşçıları, kadınlar ve çocuklar, Kılıç Aslan ve Melik Danişmend’e yalvarmaya başladılar. Avrupa’ya dönmek istemiyorlardı. Bilindiği gibi Haçlı seferlerine katılanların hemen hepsi (üst düzey komutanları dışındakiler) işsizler, yoksullar, çapulcular, suçlular, derebeyleri tarafından köle gibi kullanılan serflerden oluşuyordu. Tutsakların hiçbiri Avrupa’daki sefil yaşantılarına dönmek istemiyordu. ‘Yaratılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü’ ya… İstekleri kabul edildi ve tutsakların hepsi Tokat yöresinde, çeşitli yerlerde iskan edildiler…
Haçlı savaşçıları, kadınları ve çocuklarının içimize alınıp barındırılması, başka topluluklardan bazılarının acınarak içimize alınıp barındırılması, bunların bakılıp beslenmesi (garga misali) ilk değildi, son da olmadı. Bu tutum binlerce yıllık Türk Töresinin gereğiydi… Böylesi sığıntılar zamanla Türk gibi oldular, Müslüman gibi oldular. Hemen hepsi iyi Türkçe konuşur, sanki bizden birileri gibidirler. Ancak asla tam olarak bizden olmadılar. Bunlar: Siyasette varlar. Parti başkanı, milletvekili, bakan olanları var. İş insanı, sanatçı, tüccar, bürokrat hatta sendika başkanı olanları var. Kilit noktalarda bunları görürsünüz. Bunlar içten içe dışa bağlıdırlar, sanki uyuyan hücre gibi beklerler. Dışarıdaki sahipleri dürterse hemen uyanırlar ve kendilerine ne görev verilirse yaparlar. Şu son yıllarda hücreler uyandırıldı, uyandırılmakta… Sömürücü ve de sapık inançlı güçler, kendilerine engel olabilecek tek güç olarak Türk’leri görüyorlar. Doğru. Şimdi biraz daha ayrıntılı irdeleyelim. Şunları istiyorlar: Türk budunları birlik olmasınlar. Güçlenmesinler. Yapılıp edilenlerden haberleri olmasın yani uyutulmalılar. Eğer uyandırmak isteyen olursa şiddetle karşı çıkılmalı, bastırılmalı…
Asırlarca sabırla çalıştılar ve uyutma işini başardılar. Türklerin kalkınıp gelişme, zenginleşme yollarını tıkadılar. Özellikle din ve mezhep konularında fikir çatışmaları başlatıldı, hatta karşılıklı savaşmaları için kışkırttılar. Türk budunlarının kendi aralarında iletişim kurmalarını engelliyorlar. Türk devletlerini birleştirecek bir yol yapılmasını bile engellemeye çalıştılar/çalışıyorlar… Uyuyan hücrelerden uyandırdıkları piyonların günümüzdeki ortak tutumları şöyle: 1)Türk düşmanıdırlar. 2) Atatürk düşmanıdırlar. 3) Cumhuriyet düşmanıdırlar… Söz konusu piyonların günümüzdeki söylemleri de şöyle: “Türkler Anadolu’ya 1071 de geldi, işgalciler”, “Atatürk deccaldır”, “Atatürk dinsizdir”, “Atatürk ayyaştır”, “Türk diye bir millet yoktur”, “Ben Türk değilim”, “Hepimiz (hücre piyonları) Türk olmaktan kurtulduk”, “Yüz yıllık narkoz (cumhuriyet)”… Vd. Bütün bunları; hayasızca, utanmazca ve arsızca söylemekte / yaymaktalar…
Onların bir başka fitne sokma işi de şöyle: “Müslüman olmayan Türkler Türk değidir”… Atatürk ve arkadaşlarının, cumhuriyeti de kurarak uyandırdığı Türk kişileri ve de uyuma numarası yapan Türk kişileri okuyun: Hıristiyan Türkler; Gagavuzlar (Gökoğuzlar), Türk Ortodoksları (Papa Eftim’in izinde olanlar) Macarlar, Galatlar (Keltler) , adını yazmadığım bazı Hıristiyan Türk budunlar var. Bunların hiçbiri Türk’e düşmanlık etmez, kişi kendisine nasıl düşman olsun… Musevi Türklere gelince: Karaylar, Orhanoğulları (Aşkenazlar), hatta Safaratlar, özellikle Hazar Türkleri (Asya, Doğu Avrupa, Avrupa, Amerika vd. yerlerde milyonlarca Hazar Türkü Musevi olan; zengin/kültürlü üst düzey kişi ve toplumlar var) Yukarıda belirttiğim Musevi Türlerin hiçbirinden Türk’e zarar gelmez, kişi kendisine neden zarar versin, deli mi? Eğer Türk budunlarının yağılarını (düşmanlarını) arıyorsan; dışımızdaki yüzsüz güçlere ve onların piyonları olan içimizdeki uyuyan hücrelere bakın…
Son olarak: “YARATILANI HOŞ GÖR YARADAN’DAN ÖTÜRÜ” bu kutlu ilkemizi bırakalım/cayalım mı? Asla! Eğer bu ilkemizi bütün Türk budunları kaybederse kendi benliğimizi kaybederiz. Böyle bir uğursuzluk olursa; Acundaki insanlar, hayvanlar, bitkiler hatta cansız varlıklar ISSIZ/SAHİPSİZ kalır... Ancak Ulus ve Devlet olarak şu iki konuda ivedilikle harekete geçmeliyiz:
1) Bilindiği gibi Milli Eğitimimiz 1949 yılında ABD ne teslim edildi. Bu esaretten hemen kurtulmalıyız. Ve, bilindiği kadarıyla en az onyedibin (17000) yıllık Türk Tarihi, bütün okullarımızda zorunlu ders olarak programa alınmalı.
2) İçimizdeki uyuyan hücrelerin nerelerden/hangi sığıntı toplumlardan (ben bir kısmını biliyorum, devlet hepsini bilir/bilmeli) çıktıkları tam olarak listelenip hepsi denetim ve baskı altına alınmalı. Yine de ihanet ve nankörlük yapılırsa mutlaka gereği yapılmalı…