Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°

Asyatik dillerde sentaks birliği ve batı merkezli teorilerin çöküşü

YAYINLAMA:
Asyatik dillerde sentaks birliği ve batı merkezli teorilerin çöküşü

Dil, kimlik kavgasının değil; tarihî tabakaların ve kültürel temasın ürünüdür.

Geleneksel dilbilim, 19. yüzyıl dilbiliminin “Aryan Teorileri”yle şekillenmiş kalıplarına dayanıyor olsa da yapısal veriler bambaşka bir tablo ortaya koymaktadır. Farsça ve onun dağ şivesi gibi görülen Kürtçe, Batı merkezli emperyalist sınıflamaların aksine, cümle matematiği ve ek dizilimi bakımından Türkçe ile aynı Asyatik karakteri paylaşmaktadır. Bir dilin en temel “genetik kodu”, kelime haznesinden önce cümlenin dizilim sırasıdır. Bu makalede bunun örneklerini vereceğim.

Franz Bopp’tan bu yana diller çoğu zaman “kelime benzerlikleri” üzerinden sınıflandırılmış; böylece Hint-Avrupa gibi devasa ama yapısal olarak birbirinden kopuk şemsiyeler oluşturulmuştur. Oysa bir dilin gerçek kimliği, sözcük dağarcığından ziyade o sözcükleri bir araya getiren matematiksel algoritmadır. Dilbilimci Franz Bopp ve ardılları bu gerçeği yeterince görmemişlerdir.

Türkçenin temel karakteri, (Özne) – Yer tamlayıcısı/Nesne – Yüklem diziliminde belirginleşir. Farsça ve Kürtçe gibi Asyatik özellik taşıyan dillerde de bu kural büyük ölçüde korunmuştur. Bu makale; Türkçe, Kürtçe ve Farsça gibi dillerin, Batı’nın iddia ettiği “Ari” kökenlerden ziyade; yüklemin sonda bulunduğu, eklerin mantıksal bir silsileyle eklendiği “Asyatik” bir ana gövdeye dayandığını savunmaktadır. Bu dillerde ana öge olan yüklemin sonda bulunması, dilin mantık dokusunun doğal sonucudur (Aksan, 2015, s. 82–84).

Dilin matematiği: (Özne – Yer tamlayıcısı/Nesne – Yüklem) dizilimi.

Bir dili “Asyatik” kılan en temel kural, cümlenin amacının (yüklemin) sona saklanmasıdır. İngilizce veya Fransızca gibi dillerde eylem (yüklem) cümlenin başında ya da ortasında gelerek düşünceyi erkenden sonlandırırken; Türkçe, Kürtçe ve Farsçada zihin cümlenin sonuna kadar aktif bir bekleyiş içindedir.

Örnek analiz

Kürtçe: Tı çı dibêjî? (Sen ne diyorsun?)

Türkçe: Sen ne diyorsun?

Farsça: To çe miguyi? (Sen ne söylüyorsun?)

Görüldüğü üzere, bu üç dilin “cümle matematiği” büyük ölçüde aynıdır. Bu durum, dillerin birbirine sadece komşu olmasından değil; aynı düşünce mekanizmasına (Asyatik modele) sahip olmasından kaynaklanır.

Kürtçede kar “iş”, -ker ise “yapan/eden” anlamı taşıyan bir ek olarak görülür. Bu ek, Türkçedeki -ci/-çı ekinin işlevine benzer biçimde kullanılmaktadır. Kar-ker = işçi.

Farsçada da “işçi” kelimesi kâr-ker biçiminde söylenir. Buradaki fark, çoğu zaman ses ve uzunluk (uzatma) özelliklerinde ortaya çıkar. Görüldüğü gibi kelime, sona eklenerek Türkçeye benzer bir biçimde yeni anlam üretmektedir. Bu bakımdan Farsça ve onunla aynı havzada gelişen Kürtçede eklemeli yapı izleri belirgindir.

Sondan eklemeli yapı ve anlam ilişkisi: Asyatik dillerin (Saka, Hun, Türk, Med) ortak bir diğer özelliği, yeni kelime üretilirken kökün anlamının korunması ve eklerin bu kökü “açımlamasıdır”. Batı dillerindeki içten bükülme, Asyatik dillerde yerini daha şeffaf ve izlenebilir bir kurala bırakır.

Kürtçe ve Farsçada “bükümlü” sanılan pek çok yapı, gerçekte arkaik eklemelerin kalıntısı gibi de değerlendirilebilir. Örneğin Türkçedeki göz-lük yapısındaki mantık silsilesi, Farsça ve Kürtçe türetimlerinde de kök-anlam ilişkisini bozmadan devam eder.

“Aryan” efsanesi ve tarihsel gerçeklik: MÖ 3000–1500 yıllarında gerçekleştiği iddia edilen “Aryan göçleri”, kimi Batılı tarihçilerin Hindistan ve İran halklarını Avrupa ile akraba kılma çabasının bir ürünü olarak da yorumlanabilir. Oysa bu coğrafyada binlerce yıl hüküm süren Saka (İskit), Hun ve Med halklarının dilleri incelendiğinde; bu havzanın “Asyatik” bir dil birliği oluşturduğu görülür. Bu halklar, dili bükmek yerine eklerle zenginleştiren ve yüklemi sonda tutan bir medeniyet çevresinin parçasıdırlar.

Sonuç olarak Kürtçe ve Farsça; Batı dillerinin bükümlü ve “yüklemi başta” olan yapısından ziyade, Türkçenin temsil ettiği Asyatik/Avrasyacı matematiksel modele daha yakındır. Bu dilleri “Hint-Avrupa” parantezine hapseden yaklaşım, dilin matematiğini (sentaksını) görmezden gelen ideolojik bir yaklaşımdır.

Bu makalede “Asyatik köken” tezini daha teknik bir dille vurgulamış oldum.

Kaynakça

Aksan, Doğan (2015). Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim. Ankara: TDK Yayınları, s. 82–84.

Johanson, Lars (2007). Türk Dili Haritası Üzerinde İncelemeler (Çev. S. Akça & N. Demir). İstanbul: Grafiker Yayınları, s. 31–33.

Gemalmaz, Efrasiyap (2010). Dil Merkezi ve Dilin Matematiksel Yapısı. Erzurum: Fenomen Yayınları, s 115–120.

Korkmaz, Zeynep (2005). Türk Dili Üzerine Araştırmalar. Ankara: TDK Yayınları, s. 45.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız