Godot Gelmezken

YAYINLAMA:
Godot Gelmezken

“Haftaya belli olur.”

İlk duyduğumuzda gayet makul bir cümle. Bir hafta sonra tekrarlandığında biraz can sıkıcı. Üçüncü haftadaysa artık yalnızca bir haber beklemiyor, o haberin sonucuna bağladığımız başka kararları da erteliyor olabiliriz.

Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken oyununu düşündüğümde aklıma önce o yol kenarındaki ağaç geliyor.

Vladimir ve Estragon, hakkında pek az şey bildikleri Godot'yu bekliyorlar. Konuşuyor, oyalanıyor, gitmekten söz ediyorlar. Bir çocuk geliyor ve Godot'nun bugün gelmeyeceğini, yarın geleceğini söylüyor. Ertesi gün de Godot görünmüyor.

İki adamın bekleyişi sürüyor.

Oyunun sonunda gitmekten yine söz ediyorlar.

Ama yerlerinden kıpırdamıyorlar.

Beckett'in eserini tek bir psikolojik açıklamaya indirgemek mümkün değil. Zaten benim üzerinde durduğum şey, bu iki adamın neden beklediğini çözmek değil. Onların hareketsizliğinde gündelik hayatımızdan ne kadar tanıdık bir davranış olduğunu fark etmek.

Şöyle bir durum düşünün.

Çalıştığınız yerde koşulların değişeceği söyleniyor. Biraz sabretmeniz isteniyor. Tam o sırada başka bir iş ilanı görüyorsunuz. Başvurmak yerine “Önce şu mesele bir netleşsin” diyorsunuz.

İlanın süresi doluyor.

Beklediğiniz haber hâlâ gelmemiş.

Oysa kimse size diğer işe başvurmamanızı söylemedi. Bu kararı siz verdiniz.

Bir süre sonra ilginç bir şey oluyor. Başlangıçta “Haftaya belli olur” diyen başkasıyken, artık “Ay sonuna kadar bekleyeyim” diyen siz oluyorsunuz.

İlk ertelemenin sorumlusu siz olmayabilirsiniz. Ama sonrakilerde kendi payınız giderek artıyor.

Üstelik geçen zaman, beklediğimiz şeyin gerçekleşeceğine dair yeni bir kanıt sunmasa bile beklemeye devam edebiliyoruz.

İşte burada psikolojinin üzerinde durduğu bir karar verme yanılgısı devreye girebiliyor: Batık maliyet yanılgısı. Bir diğer adıyla Concorde etkisi.

Adını, Birleşik Krallık ile Fransa'nın ortak geliştirdiği Concorde uçak projesinden alıyor. Projenin ekonomik geleceğine ilişkin ciddi kuşkulara rağmen sürdürülmesi, bu yanılgının bilinen örneklerinden biri olarak anılıyor.

Yanılgının temelinde, geri alamayacağımız para, zaman veya emeği, bundan sonra devam etmek için başlı başına bir gerekçe saymamız var.

“Bunca zaman bekledik, biraz daha beklesek ne olur?”

Bu cümlede dikkatimi çeken, beklenen şeyin gerçekleşmesine ilişkin yeni bir bilgi bulunmaması.

Yalnızca geçmişte harcanan zaman var.

Elbette bu, her bekleyişin yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Bazı ilişkiler onarılabilir, bazı işler zamanla düzelebilir, kimi kararların olgunlaşması gerekebilir. Sabırla sürdürülmüş bir çabanın sonucunu almak da mümkündür.

Ancak devam etmek için hâlâ geçerli nedenlerimizin bulunmasıyla, yalnızca geçmişte harcadığımız zaman nedeniyle devam etmemiz aynı şey değil.

Bir arkadaşlıkta aylarca ertelenen konuşmayı düşünün.

İlk başta karşımızdaki insan hazır değildir. Sonra koşullar uygun olmaz. Bir süre sonra uygun bir zaman bulunsa bile bu kez konuşmayı biz erteleriz.

Belki kırgınlığı geride bırakabileceğiz. Belki de o konuşma, uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir gerçeği ortaya çıkaracak.

Bunu henüz bilmiyoruz.

Ama belirsizliği sürdürmenin de bir karar olduğunu çoğu zaman hesaba katmıyoruz.

Dahası, beklediğimiz şeyin gerçekleşme ihtimali değişmese bile o bekleyişin hayatımızda kapladığı alan büyüyebiliyor.

Başvurmadığımız bir iş, yapmadığımız bir konuşma, ertelediğimiz başka bir başlangıç…

Godot'nun gelmemesi, Beckett'in sahnesindeki iki adamı yerinde bırakıyor.

Bizim hayatımızdaysa bazen beklediğimiz haber gelmeden başka fırsatların süresi doluyor.

Ve bütün bunların sonunda aklımda tek bir soru kalıyor:

Bizi olduğumuz yerde tutan gerçekten beklediğimiz şey mi, yoksa bunca zamandır beklemiş olmamız mı?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız