Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir
Başlıktaki söz Mustafa Kemal Atatürk'e ait...
Bugünkü yazımda birkaç çok değerli ve çok önemli kitaptan söz edeceğim...
The Grapes of Wrath-Gazap Üzümleri (John Steinbeck'in yazdığı roman. Steinbeck, 1939 yılında yayınladığı eseriyle Pulitzer Ödülü'nü kazanmıştır) Ekim 1929'dan sonra 13 milyon ABD vatandaşını işsiz bırakan ekonomik kriz dönemini anlatmıştı...
Gazap Üzümleri, 1940'da gösterime sunulan ABD yapımı filmdir. Özgün adı The Grapes of Wrath'tır. John Steinbeck'in 1939 yılında okurlara sunulan, yazara Pulitzer Ödülü'nü getiren aynı adlı romanından senaryosunu Nunnally Johnson'ın uyarlayıp yazdığı filmi John Ford yönetmiştir.
ABD'deki Büyük Buhran (Büyük Depresyon), 1941 yılında II. Dünya Savaşı'nın ekonomik ve endüstriyel etkileriyle fiilen sona ermiştir.1939'dan itibaren ABD'nden Almanya-İtalya-Japonya üçlüsüyle savaşabilmek için gereken her şeyi satın alan İngiltere ödemeyi altınla yapmıştır...ABD'nin 2026'daki 8000+ tonluk altın stoğu bir zamanlar İngiltere'ye ait altınlardır…
Water for Elephants -Filler İçin Su da aynı dönemi konu alıyor...Filler İçin Su (İnkilap Yayınevi) kitap raflarında yerini aldığı günden itibaren “Çok-Satanlar” listesinden inmedi. Bu kitap, Book Sense, 2007 “Yılın Kitabı”, Newsday, 2006 “En Beğenilen Kitap”, Book Browse Diamond “En popüler Kitap Ödülü” ve American Library Association Alex ödülü de dahil olmak üzere pek çok ödül almıştır.
Sara Gruen, 1930’lu yıllarda Amerika’da yaşanan büyük ekonomik krizin sirklere nasıl yansıdığını, o şatafatlı görünümün ardında neler yaşandığını, kendisine verilen hiçbir komutu anlamadığı sanılan bir file bağlanmanın nasıl bir his olduğunu ve bir erkeğin hayatının sonuna kadar âşık kalacağı bir kadını sevmesini, anılarıyla hayata tutunan yaşlı bir adamın ağzından okurlarına usta bir dille aktarıyor.
Filler için Su, bugün hâlâ New York Times Bestseller, Publishers Weekly Bestseller ve Amazon Bestseller gibi listelerin üst sıralarında yer almaktadır.
"Aşkın Büyüsü" Türkçe adıyla Türkiye sinemalarında gösterilen film "Water for Elephants -Filler İçin Su" adlı romandan uyarlandı...Sara Gruen'in 2006 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan, Richard LaGravenese'in senaryosundan Francis Lawrence tarafından yönetilen 2011 yapımı bir Amerikan romantik drama filmi. Filmde Reese Witherspoon, Robert Pattinson, Christoph Waltz ve Hal Holbrook rol alıyor.
40 yaş genç sevgilisi ressam Françoise Gilot ressam Pablo Picasso'yla aşk yaşadığı dönemde onunla birlikte Picasso'nun resimlerini sakladığı bankanın yerin altındaki kasalarını ziyaret etmişti...Bankanın kasalarının koruma görevlisi Picasso'ya şöyle demişti: "Sen şanslısın.Burada tanıdığım müşterilerin çoğunluğu her geçen yıl aynı kadınla gelir ancak kadınlar her geçen yıl biraz daha yaşlanmış oluyor.Sen ne zaman buraya gelsen, yanında başka bir kadın bulunuyor ve her biri öncekinden biraz daha genç oluyor..."
Picasso ile Yaşamak-Surviving Picasso-Life with Picasso: ressam Françoise Gilot (1921-2023) iki çocuğunun babası olan, çevresindeki tüm kadınları seks kölesi ve oyuncağı haline getiren, cinsel ilişki kurmak için kendisinden 40 yaş küçük kadınları tercih eden, yanında çalışanlara Mısır Firavunu'nun köleleriymiş gibi kötü davranan, kontrol manyağı karakterli, kibir abidesi, şımarık ressam Pablo Picasso'yla (1881-1973) yaşadığı 10 yılı (1943-1953) 1964'te yayınlanan anı kitabında anlatmıştı...
Françoise Gilot Picasso'nun narsist ve baskıcı karakterine dayanamayarak onu terk eden ilk ve tek kadın olarak bilinir...Picasso Fransa'yı işgal eden Almanlarla da iyi geçinmişti...Picasso 91 yaşında öldüğünde yaklaşık 250 milyon dolarlık servetiyle dünyanın en zengin insanlarından biriydi...
Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa tablosu 21 Ağustos 1911 tarihinde Paris'teki Louvre Müzesi'nden çalınmıştı...Pablo Picasso, 1911 yılındaki bu hırsızlık olayında kısa süreliğine şüpheli olarak sorgulanmıştır. Ancak suçsuz olduğu anlaşılınca aklanmıştır. (Picasso ile Yaşamak; Hemen Kitap Yayınevi)
Surviving Picasso, James Ivory'nin yönettiği ve Anthony Hopkins'in ünlü ressam Pablo Picasso'yu canlandırdığı 1996'da sinemaseverlere sunulan bir filmdir...Hopkins fiziksel olarak Picasso'ya ikizi kadar benzerliğiyle de dikkat çekmiştir...
Bolşeviklere sempatisiyle tanınan Amerikalı gazeteci John Reed'in "Dünyayı Sarsan On Gün -Ten Days That Shook the World" adlı kitabı ilk kez 1919'da yayınlandı...John Reed Moskova'daki Kremlin Duvarı Mezarlığı'nda gömülü olan tek Amerikalıdır. Tifüs hastalığına yakalanan John Reed 1920'de Moskova'da öldü. Yaşadıkları iki ayrı filme konu oldu: Reds (1981; Warren Beatty) ve "Ten Days That Shook the World" (1982; Sergei Bondarchuk)...Tarihçi İlber Ortaylı Sergei Bondarchuk'un filmine hayrandı…
Rusya İç Savaşı'nda (1917-1923) 12 milyondan fazla insan öldürüldü...
Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan, orijinal adı ve tam başlığıyla "History's Greatest Heist: The Looting of Russia by the Bolsheviks-Tarihin En Büyük Soygunu: Rusya'nın Bolşevikler Tarafından Yağmalanması" isimli eser çok kıymetli bir tarihi inceleme kitabı...Ünlü tarihçi Sean McMeekin tarafından kaleme alınan bu çalışma, Rus Devrimi'nin ve ardından gelen iç savaşın bilinmeyen ekonomik ve finansal arka planını gözler önüne sermektedir.
Tarihçiler Rus Devrimi’nin şu en büyük gizemini çözmeyi hiçbir zaman başaramadı: Bolşevikler, etrafı düşmanlarla çevrili olmalarına ve geride devasa bir ekonomik yıkım bırakmalarına karşın, beş yıl süren uzun iç savaş boyunca iktidarda nasıl kalabildi? Leon Trotsky Kızıl Ordu'yu nasıl ve hangi imkanlarla kurdu?
Sean McMeekin, Tarihin En Büyük Soygunu’nda Sovyet Maliye Bakanlığı’ndan ve farklı arşivlerden elde ettiği, daha önce gün yüzüne çıkmamış belgelerden yararlanarak Rusya’da komünizmin ilk yıllarına dair karanlık sırları açığa çıkarıyor.
Bolşeviklerin sıradan Sovyet yurttaşlar ile kurumların altından gümüşe, antikadan sanat eserine varıncaya dek birikimlerine el koyuşunu belgelerken, Rus Komünist Partisi’nin 1917-1922 yılları arasında tarihin gördüğü en büyük yağma hareketini sınıf savaşının temel maddi kaynağına nasıl dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.
Tarihin En Büyük Soygunu Lenin rejiminin Rusya’nın paha biçilmez kültürel mirasını zırhlı trenlere, uçaklara ve makineli tüfeklere dönüştürmesinin hikâyesi…Üstelik Lenin, Çiçerin & Trotsky 1919-1922 döneminde Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına da her türlü silah, cephane, mühimmat, mermi, askeri malzeme temin etmeyi başardılar…
Cengiz Aytmatov, Sovyet gizli servisi NKVD-KGB’nin acımasız içyüzünü, insanı bir yakıt gibi tüketen totaliter baskı sistemini ve Stalin döneminin karanlık sorgu odalarını çarpıcı bir şekilde kaleme almıştır.
Yazarın bu temayı en doğrudan ve en çarpıcı şekilde işlediği eseri, Cengiz Han'a Küsen Bulut (1990) adlı romanıdır...
Sansürlenen Bölüm: Eser aslında Aytmatov'un başyapıtı olan Gün Olur Asra Bedel (1980) romanının bir parçası olarak yazılmıştı. Ancak o dönemdeki katı Sovyet rejimi ve NKVD-KGB baskısı nedeniyle sansürden geçemeyeceği için kitaptan çıkarılmak zorunda kaldı.
Aytmatov, SSCB'nin dağılma sürecine girdiği Gorbaçov döneminde (Glastnost) bu yasaklı bölümü genişleterek bağımsız bir kitap olarak yayımlayabildi.
"İnsan Yakan Soba" Metaforu: Kitapta NKVD-KGB, “hiç söndürülmeden yanması gereken bir soba” olarak tasvir edilir.
Bu örgütün/iktidarın tek yakıtı ise suçlu ya da suçsuz ayrımı yapılmadan içine atılan "insan"dır.
Kuttubayev'in Trajedisi: Eserde, idealist öğretmen Abutalip Kuttubayev'in tamamen kendi halkına ait masal ve efsaneleri (hafızayı ve kimliği korumak amacıyla) yazıya dökmesi suç kabul edilir. Askerî savcı/NKVD- KGB ajanı Tansıkbayev tarafından acımasızca sorgulanır, "casus" olmakla suçlanır ve bu totaliter baskı altında hayatını kaybeder.
Tarihsel Bağ ve Gerçeklik: Aytmatov’un bu derece güçlü bir NKVD-KGB ve Stalin dönemi eleştirisi yapmasının arkasında derin bir kişisel acı yatar: Yazarın babası Törekul Aytmatov, 1937 yılında NKVD-KGB ajanları tarafından götürülmüş ve 1938'de kurşuna dizilerek bir toplu mezara gömülmüştür
Aytmatov bu eseriyle, geçmişteki Cengiz Han’ın mutlak hükümdarlığı ile Stalin döneminin totaliter baskı çarkları arasında edebi bir köprü kurarak, devlet gücünün insan onurunu ve hafızasını yok etme çabasına en büyük itirazlardan birini yükseltmiştir.
Çarlık Rusyası'nın gizli polis teşkilatı, 1881-1917 yılları arasında faaliyet gösteren Ohrana (Okhranka) idi…
NKVD, Rusça Narodnıy Komissariyat Vnutrennih Del (İçişleri Halk Komiserliği) kelimelerinin kısaltmasıdır. Sovyetler Birliği'nde 1934-1946 yılları arasında hem iç güvenlik hem de gizli polis teşkilatı olarak faaliyet gösteren devlet birimidir.
KGB'nin en yaygın açılımı, Rusça "Komitet Gosudarstvennoy Bezopasnosti" ifadesinin kısaltması olup Türkçede Devlet Güvenlik Komitesi anlamına gelir. Bu terim, Sovyetler Birliği'nin 1954 ile 1991 yılları arasında faaliyet gösteren istihbarat ve gizli servis teşkilatını ifade eder.
Bir Bahriyelinin Anıları (1914-1981)
Enise Huriye Hanım'ın eşi, Turgut ve Barbaros Orhan'ın babası çok değerli subay M. Celaleddin Orhan Kurtuluş Savaşı sırasında Rusyadan Karadeniz yoluyla silah getirilmesinde görevliydi...1949’da Albay iken emekli olan M. Celaleddin Orhan İstiklal Madalyası sahibiydi...
Kurtuluş Savaşı’nın pek sözü edilmeyen deniz cephesi ve Sovyet yardımlarının Türkiye’ye taşınması, Türk-Sovyet dostluğunun gelişmesinde büyük rol oynar. Bu dostluk iki hükümet arasında kalmaz, en alt birimlere kadar yansır. Rus limanlarından silah taşımacılığındaki çok etkin başarılı hizmetlerinden ötürü İstiklal Madalyası ile taltif edilen M. Celaleddin Orhan’ın anılarından aldığımız aşağıdaki bölüm, o dönemi anlamak açısından önemlidir:
“Bir gün, yine asker subay kuyruk olmuş cephane taşıyorduk. (...) Rus askerleri hep birden bizleri uzun uzun alkışladılar. Sonra da cephane vagonuna hücum ile vagondaki sandıkları kaptıkları gibi koşa koşa gemiye taşımaya başladılar. (...) Bu suretle 25-30 kadar Rus askerinin de yardımıyla gece yarısına bitirmeye çalıştığımız 127 ton topçu mermisi ile 20 ton da eğer takımı yükümüzü 4-5 saat evvel bitirmiş olduk. (...) Biz teğmenler de dahil olmak üzere rıhtım üzerinde bağdaş kurup Türk, Rus askerleri karışık hep birlikte güle oynaya yediğimiz o yemeğin tadını hiçbir zaman başka bir sofrada bulamadım dersem inanın. Ruslar, Rus oyunları bizimkiler de memleket oyunları oynadılar. En sonunda da Kemal Paşa-Lenin kardeş diyerek hep beraber halay çekişleri bir ömürdü.”
2 Temmuz 1900 yılında İstanbul'da doğan M. Celaleddin Orhan; ilk öğrenimini 1906-1914 yıllarında İngilizce ve Fransızca eğitim veren İstanbul'daki sivil okullarda yaptı, 1914-1920'de Heybeliada Deniz Harp Okulunda eğitim ve öğrenimini tamamladı.
1920'de Teğmen olarak Deniz Harp Okulundan mezun oldu, 15 Mayıs 1920'de Kuvayı Milliye hareketine katıldı...Ulusal Kurtuluş Savaşımız süresince Rus liman iskelelerinden silah taşımacılığı yaptı...1949 yılında Dz. Kd. Albay iken emekli oldu.
Mektebi Fünun-u Bahriye-i Şahane ve Ben diye başlayan anılar yakın tarihimizin az bilinen bir dönemine ışık tutmaktadır. 1906-1949 okul yaşamındaki eğitim ve öğretim olanakları ve uygulamasını Deniz Subayı olarak 1920-1922 fiili hizmet dönemlerinde ki olayları ve de 1923-1949 yıllarındaki Genç Cumhuriyetimizin ve Deniz Kuvvetlerimizin aşamalarını içeren Celaleddin Orhan'ın anılarını Kastaş Yayınevi saygılarıyla sunar.
Tell England: A Study in a Generation, Ernest Raymond tarafından yazılan ve Şubat 1922'de İngiltere-Birleşik Krallık'ta yayınlanan bir romandır. Temaları Birinci Dünya Savaşı ve içinde savaşmak için gönderilen genç erkeklerdir. Kitap en çok satanlar arasında yer aldı...Roman Çanakkale Savaşı'nı konu alıyor...Roman iki kez beyazperdeye uyarlandı...Filmi ilgiyle seyredenler arasında Mustafa Kemal Atatürk de bulunuyor...
Tell England-The Battle of Gallipoli (1931)
Filminin Tamamı
https://www.youtube.com/watch?v=88H6bTEsaYY