Utanma Kalmadı Artık!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Utanma Kalmadı Artık!

“Utanma kalmadı” sözü, toplumsal değişimlerden, kişisel ilişkilere kadar, hayatın pek çok farklı alanında karşılık bulan oldukça güçlü bir serzeniş oldu dilimizde. İnsanların birbirine olan saygısının azalması, toplumsal sınırların esnemesi ve dijital dünyayla birlikte mahremiyet algısının değişmesi bu durumu en çok tetikleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Utanma duygusunun azalması veya tamamen kaybolması hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan toplumların en büyük dönüşüm sancılarından biridir. Eskiden insanı frenleyen en büyük mekanizma olan “başkası ne der?”, “ayıp olur” ya da “yüzüm kızarır” düşüncesi, günümüzde yerini büyük oranda kuralsızlığa ve arsızlığa bırakmış durumdadır!

Bir toplumda “utanmanın kalmaması” durumunu doğuran temel nedenler arasında;
•    Sosyal medya ve “görünür olma” çılgınlığı
•    Hukukun ve kuralların yetersiz kalması
•    Arsızlığın normale dönüşmesi ve cezasızlık algısı
•    Utanmayı “zayıflık” olarak gören modern algı sayılabilir.
Sonuç olarak, utanma duygusu yok olduğunda birey duyarsızlaşır. Güven bağları kopar, toplumsal vicdan yaralanır ve geriye sadece kendi çıkarını düşünen maskeli kalabalıklar kalır.

Ünlü psikolog Doğan Cüceloğlu’nun da belirttiği gibi;
“Utanma duygusu bizi mütevazı yapar ve insan olarak sınırlarımızı hatırlatır. Bu sınır kalktığında ise, geriye kural tanımayan bir kaos kalır.”

Utanma duygusunun kaybolması (yüzsüzleşme), bireysel ahlakın ve toplumsal normların çöküşünü gösteren en tehlikeli psikolojik ve sosyolojik durumlardan biridir. Psikiyatristlerin ve sosyologların analizlerine göre, utanma hissinin yok olması, toplumları bir arada tutan görünmez bağları koparır.

Nazım Hikmet ve Maksim Gorki gibi düşünürlerin de vurguladığı gibi; utanmamak, sadece kişiyi değil, doğrudan sistemi çürütür. Utanmayı bilen, hatasından ötürü “yüzü kızaran” insanlar, toplumsal adaletin ve umudun son kalesidir.

Utanma duygusu, insanı diğer canlılardan ayıran ve bizi bir arada tutan sosyal bir denetim mekanizmasıdır. Bu duygu yok olduğunda, geriye ne ahlak ne adalet ne de güven kalır!

Dünyamızdaki utanmaz figürlerin neredeyse tamamının sosyopatik düzeyde ortak özelliklere sahip olduklarını görürüz. Onlarda suçluluk duygusu hiç yoktur, yaptıkları kötülüğün getirdiği yıkımla zerre ilgilenmezler. Üstelik, kötülük yaptıkları kurbanı, suçlama alışkanlıkları vardır. Hani “hem suçlu hem güçlü” denir ya, işte bunlar da böyledir! İstisnasız hepsinde algıyı gerçeğin önüne koyma becerisi vardır. Ne kadar büyük bir ahlaksızlık yaparlarsa yapsınlar, bunu iyi bir (PR) kampanyasıyla veya manipülasyonla örtebileceklerini bilirler. Utanmazlar genellikle “örgütlü bir ittifak” içinde, birbirlerine destek olarak varlıklarını sürdürme maharetini de gösterirler.

Dünyadaki iyi insanlar, toplumsal yozlaşmayı, çürümeyi, insani değerleri kaybetmeyi ve kötülüğün sıradanlaşmasını istemiyorlarsa eğer; utanmaz insanları dışlamalı ve cezalandırmalıdır! Yoksa dünya yaşanmaz bir yer olacak!
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız