Antalya Yeni Bir Ücretle Tanışmaya Hazırlanıyor!
Bundan tam 16 yıl önce, 27 Ekim 2010 tarihinde, Atıksu Altyapı ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlenmesinde Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik yayımlandı. Yönetmeliğin temelinde, atıksu ve evsel katı atık hizmetlerinin maliyetinin, bu hizmeti alanlardan karşılanması anlayışı vardı. Başka bir ifadeyle, “Kirleten öder” ilkesi…
Yönetmeliğe uyum sağlamaları ve gerekli düzenlemeleri yapmaları için belediyelere iki yıllık bir süre tanınmıştı. Ancak bu süre, yıllar uzatıldı da uzatıldı. Aradan tam 16 yıl geçti.
Peki, bu durumu belediyeler açısından 16 yıllık bir gelir kaybı olarak mı değerlendirmeliyiz? Yoksa vatandaşın cebine bugüne kadar yeni bir yük getirmediği olarak mı görmeliyiz?
Ortada yürürlükte olan bir mevzuat var. Belediyeler, görev ve sorumluluklarını mevzuat hükümleri doğrultusunda yerine getirmek zorunda. Kamu kaynaklarının doğru kullanılması, hizmet maliyetlerinin karşılanması ve kamu zararının önlenmesi de yerel yönetimlerin temel sorumlulukları arasında. Ancak vatandaşın ödediği vergiler, harçlar ve hizmet bedelleri düşünüldüğünde, yeni bir ücretin gündeme gelmesi doğrudan vatandaşın cebini olumsuz etkiliyor.
Peki, belediyeler açısından önemli bir gelir kaynağı olacak bu uygulama bugüne kadar neden hayata geçirilemedi? Bunun temel nedeni, yönetmeliğe uyum süresinin çeşitli düzenlemelerle uzatılması olabilir. Bu süreçte belediyeler, uygulamayı erteleme imkânı buluyor. Dolayısıyla süre uzatımları, belediyelere hem hazırlıklarını tamamlama hem de yeni ücretin vatandaş üzerindeki etkilerini değerlendirme fırsatı vermiş olabilir.
Ancak burada, evsel katı atık hizmetinin yapısından kaynaklanan önemli bir ayrıntı var. Asıl mesele: Hizmetin iki belediye arasında paylaşılması...
Evsel katı atık hizmeti tek bir belediyenin sorumluluğunda olsaydı, belki de maliyet hesaplarının hazırlanması ve ücret tarifelerinin belirlenmesi çok daha kolay olacaktı. Bakınız; su ve atıksuda hizmetin yürütülmesi ve ücret tahsilatı büyükşehir belediyesi bünyesinde gerçekleştirildiği için sistem uzun yıllardır işliyor.
Evsel katı atık hizmetlerinde ise durum farklı. Sunulan hizmet ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediyesi arasında paylaşılmış durumda. İlçe belediyeleri; çöplerin toplanması ve aktarma istasyonlarına taşınmasından sorumlu. Büyükşehir belediyeleri ise katı atık yönetim planlarının hazırlanması, atıkların değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesi ile bu amaçla gerekli tesislerin kurulması ve işletilmesi görevlerini üstleniyor. Dolayısıyla hizmetin farklı aşamaları, farklı belediyeler tarafından yürütülüyor. İşte uygulamanın en önemli güçlüğü de burada ortaya çıkıyor.
Yönetmelik, evsel katı atık ücretlerinin belirlenmesinde “tam maliyet” ve “kirleten öder” ilkelerinin esas alınmasını öngörüyor. Bunun anlamı şu: Hem ilçe belediyelerinin hem de büyükşehir belediyesinin toplam maliyetinin ortaya konulması gerekiyor. Yönetmelik, bu ücretin tek bir kalem olarak su faturaları üzerinden tahsil edilmesini hükmediyor. Böylece maliyet hesaplarının hazırlanması, ücret tarifelerinin oluşturulması, tahakkuk işlemlerinin yapılması ve tahsilatın gerçekleştirilmesi aşamalarının birbiriyle uyumlu yürütülmesi gerekiyor.
İlçe belediyeleri, kendi hizmetlerinden kaynaklanan giderlerin karşılanması ve yeni gelir kaynağının devreye girmesi için zaman zaman Büyükşehir Belediye Meclisinde farklı yöntemler önerse de bugüne kadar uygulamanın başlatılmasını sağlayacak nihai sonuca ulaşılamadı. İlçe belediyeleri açısından bakıldığında, katı atık hizmetlerinin maliyetini karşılayacak gelirin bir an önce tahsil edilmesi isteniyor. Büyükşehir belediyesi açısından ise hem kendi hizmetlerinin maliyetinin karşılanması hem de sistemin doğru hesaplamalarla kurgulanması önem taşıyor.
Son üç ay! 31 Aralık 2026 tarihine kadar yeni bir süre uzatımı yapılmadığı takdirde, Antalyalılar 2027 yılının ocak ayından itibaren evsel katı atık ücretiyle tanışabilir. Ya da belediyeler, özellikle de belediye meclis üyeleri gelir kaybına sebep vermekten cezai yükümlülük altına girebilir.
Aslında önemli olan, bu ücretin ne zaman alınacağı kadar nasıl hesaplanacağıdır. Çünkü hizmetin toplam maliyetinin bütün abonelere eşit şekilde yansıtılması, “kirleten öder” ilkesinin amacına uygun bir sonuç doğurmayabilir. Örneğin, su aboneliği bulunduğu hâlde su tüketimi olmayan, oturulmayan veya fiilen evsel katı atık üretmeyen aboneler de olabilir. Kullanım biçimleri ve atık üretim miktarları dikkate alınmadan yapılacak bir ücretlendirme, vatandaş açısından hakkaniyet tartışmalarına yol açabilir.
Bu nedenle ücret tarifesi hazırlanırken yalnızca toplam maliyetin karşılanması değil, bu maliyetin abonelere hangi ölçütlere göre yansıtılacağı da önemlidir.
Sonuç olarak belediyelerin mevzuattan doğan sorumluluklarını yerine getirmesi kadar belediyeler maliyetlerini doğru hesaplamalı, ücretlendirme adil olmalı, vatandaş da neye ve neden ödeme yaptığını bilmelidir.
Bir başka yazımızda, bir başka konuda görüşmek dileğiyle…
Kalın sağlıcakla.