Bir Etiket Kaç Kanıt İster?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Bir Etiket Kaç Kanıt İster?

Geçenlerde sosyal medyada karşıma siyah beyaz eski bir fotoğraf çıktı.

Takım elbiseli bir adam ve üzerinde kabaca şu iddia:

“Laboratuvara girmesi yasaklanan dâhi.”

İnsan böyle bir cümleyi görünce geçip gidemiyor.

Fotoğraftaki kişi Wolfgang Pauli'ydi.

Kuantum fiziğinin en önemli isimlerinden biri, 1945 Nobel Fizik Ödülü sahibi bir bilim insanı. Ama karşıma çıkan hikâyenin Nobel'le ya da kendi adıyla anılan dışarlama ilkesiyle pek ilgisi yoktu.

Mesele cihazlardı.

Pauli'nin bulunduğu yerlerde deney düzeneklerinin bozulduğu, cihazların çalışmadığı, beklenmedik teknik aksiliklerin çıktığına dair zamanla öyle bir ün oluşmuştu ki meslektaşları buna şakayla karışık bir isim bile vermişlerdi:

Pauli Etkisi.

Deneysel fizikçi Otto Stern'in, bu ün nedeniyle Pauli'yi enstitüsünden uzak tutmak istediği bile aktarılıyor.

Buraya kadar hikâye nefis.

Ama biraz araştırınca daha ilginç bir tarafıyla karşılaştım.

“Pauli Etkisi” bilimsel olarak kanıtlanmış fiziksel bir etki değildi. Pauli'nin varlığıyla bozulan cihazlar arasında gösterilmiş bir neden-sonuç ilişkisi yoktu.

Geriye ise yıllarca anlatılacak kadar güçlü bir hikâye kalmıştı.

Arızalar Pauli'nin ününü besliyor, Pauli'nin ünü de her yeni arızayı anlatılmaya değer hâle getiriyordu.

Benim aklım tam burada insanlara gitti.

Çünkü bazen bir insan hakkında verdiğimiz karar da böyle çalışmıyor mu?

Bir şeye inandıktan sonra hâlâ karşımızdaki insana mı bakıyoruz?

Yoksa artık inandığımız şeyi doğrulayacak kanıtlara mı daha fazla ağırlık veriyoruz?

Psikolojide bunun tanıdık bir karşılığı var: doğrulama yanlılığı.

Kabaca, zaten inandığımız şeyi destekleyen bilgileri daha kolay fark etme, hatırlama ve önemseme eğilimimiz.

Bir arkadaşımız için “dağınıktır” diyoruz.

Sonra masasında unutulmuş bir kahve fincanı görüyoruz.

İçimizden tek kelime geçiyor:

“İşte.”

O tek kelimenin içinde aslında küçük bir dosya var.

Bak, yine yaptı.

Ben zaten biliyordum.

Demek ki haklıymışım.

Ama burada ince bir ayrım var.

Bir insanın tekrar eden davranışlarından bir kanaate varmak başlı başına haksızlık değil. Hepimiz bunu yapıyoruz. Birini tanımak dediğimiz şeyin içinde geçmiş deneyimlerimiz de var.

Sorun, kanaatimizin değiştirilemez bir etikete dönüştüğü yerde başlıyor.

Çünkü o andan sonra karşımızdakini tarif etmekten çok, onun hakkında verdiğimiz kararı savunmaya başlayabiliyoruz.

Kanıt arıyoruz. Üstelik buluyoruz da.

Fakat her kanıta aynı ağırlığı vermiyoruz.

Etikete uyan davranış önemli oluyor.

Uymayan ise “bu seferlik” diye kenara çekilebiliyor.

İşin daha ilginç tarafı, bu yalnızca bugünü etkilemiyor.

Geçmişi de yeniden düzenleyebiliyor.

Bugün birinin bencil olduğuna karar verdiğimizde, üç yıl önce yaptığı bir davranış birden başka anlam kazanabiliyor:

“Demek o zaman da böyleymiş.”

Olay değişmiyor.

Ama bizim ona verdiğimiz anlam değişiyor.

Geçmişi, bugünkü kanaatimizin tanığı hâline getiriyoruz.

Belki insan ilişkilerinde bazı dosyalar tam da böyle kalınlaşıyor.

Bir davranış yaşanıyor.

Sonra bir başkası.

Bir süre sonra karşımızdaki insan daha ağzını açmadan dosyayı masaya koyuyoruz.

Ve galiba meselenin en rahatsız edici tarafı bundan sonra başlıyor.

Çünkü bazen karşımızdakinin beklediğimiz hatayı yapması bizi yalnızca kızdırmıyor ya da üzmüyor.

Biraz da rahatlatıyor.

“Ben demiştim.”

Ne tuhaf bir rahatlık.

Bir insanın yanılmasını, gecikmesini, sözünü tutmamasını istememiş olabiliriz.

Ama olduğunda en azından bizim hükmümüz yerinde kalıyor.

Yanılmamış oluyoruz.

Belki de bu yüzden bazı etiketler bu kadar dayanıklı.

Çünkü onları sökmek yalnızca karşımızdaki hakkındaki fikrimizi değiştirmeyi gerektirmiyor.

Kendi yanılma ihtimalimizi de kabul etmemizi gerektiriyor.

Pauli'nin hikâyesindeki aksiliklerin neden yaşandığını bugün bir psikoloji kavramıyla açıklayamayız. Böyle bir sonuca varmak, elimizdeki hikâyenin söylediğinden fazlasını söylemek olur.

Ama hikâye bize başka bir soruyu düşündürebilir:

Bir insan hakkında bir kanaat oluşturduktan sonra, onu destekleyenlerle ona ters düşenleri gerçekten aynı terazide mi tartıyoruz?

Çünkü mesele bazen kaç kanıtımız olduğu değil.

Hangilerini kanıt saydığımız.

Ve belki bir etiketi yapıştırmaktan daha zor olan tek şey, artık onu taşımayan bir insana bakıp bunu fark etmektir.

O etiketten vazgeçmek için kaç kanıt gerekiyor?

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız