Yılmak, Bıkmak Nedir, Bilir Misiniz?
Bir köyden çıkıp, hali vakti yerinde bir ailenin köy delikanlısı olarak önce kasaba, ilçe, sonra şehir yetmedi; büyükşehir, hatta başkentte yıllarını geçirmiş;
Aileden dolayı çiftçi ve tüccar olmayı planlarken, birden kendisini bürokrasinin merdivenlerinde ve masalarında bulmuş;
Biraz özgüven, biraz zihni sinir proje yatkınlığı ile bürokraside “çirkin ördek yavrusu, solcu” olsa da yine de makamların “ona bir danışın, onunla bir konuşun” denilen kişisi;
Hatta o zamanlar milliyetçi bir bakanın beni sürmeyi konuştuğu bir toplantıda, Teftiş Kurulu Başkanı rahmetli Erdil Olcay’ın, “O çocuğu görevden alırsanız, ilk itirazı ben yaparım.” deyince, Sayın Bakan bana, “Bir yanlışını görürsem, tırnaklarını sökerim.” dediğini yıllar sonra anımsayarak, “Sen adam gibi adammışsın da fark etmemişiz.” dediğinde ikimizin de gözleri buğulanmıştı.
Devletin en tepesinde ve herkesin yönetici olarak hayran olduğu bir Cumhurbaşkanı ile 7 yıl birlikte olmuş;
Siyasette iyi niyetin zirvesini göstermiş, bir partinin Genel Başkanı istifa ettikten sonra, siyasi mağdur olmasın diye yeni yöneticilerden ona TBMM’ye milletvekili olarak giderken yanında olacak birkaç milletvekili kontenjanı istemiş ve parti yöneticileri de “olur” deyip, beni de o kontenjan listesinde saymışlar iken;
Son anda gönderilen listede beni yok sayarak, sorumluluğun Deniz’de mi, Osman’da mı olduğu bir komediyi yaşamış;
Yıllarca memleketinin Ankara’daki derneğinin başkanlığını yapmış birisi olarak, artık olaylara, kişilere ve siyasi süreçlere biraz farklı bakabilen birisi olmuşum.
Arabam ile giderken yollardaki sürücülere, yayalara;
Toplu taşıma araçlarına biniyor isem de yolculara, yollarda yürüyor isem de sokaktaki insanlara bakıyorum, bakıyorum da şaşıp kalıyorum.
Gerçekten Yaşar Kemal ne kadar haklıymış: “O iyi, güzel insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler; demirin tuncuna, insanın piçine” kaldığımızı sokaklarda görmek ne acı.
Bazen kendimi, her şeyden yılmış, bıkmış hissediyorum gördüklerimden ve yaşadıklarımdan sonra.
Sonra da “Yok öyle, yılmak, yıkılmak.” deyip, önüme gelen her yerde haykırıyorum:
Bu güzel memlekette, bu güzel ataların çocukları, torunları olarak, verilen onca emeğe karşın, her şeyin içine edilmeye çalışıldığı bu günlerde yılmak, bıkmak yok.