Polis Barikatlarından Evden Eve Nakliyata
Geçen yıl yüksek lisans eğitimi için İstanbul’a giden kızım Naz’a Şişli’den bir ev kiralamıştım. Ben de fırsat buldukça kızımı ziyarete gidiyordum. 1990’lı yıllarda üniversite öğrencisiyken 4 yılımı geçirdiğim İstanbul’la özlem gideriyordum. 1990’lardan bu yana nüfusu neredeyse 3’e katlanan İstanbul düzensiz göçmenlerin de akınına uğramış. Özellikle Taksim bölgesinde Türkçe’den çok Arapça konuşulması dikkatimi çekti.

Öte yandan eskiden Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı’nın önünde herkes fotoğraf çektirirdi. Ya şimdi? Güvenlik gerekçesiyle anıtın etrafı İstanbul Valiliği’nin talimatıyla polis barikatlarıyla çevrilmiş. Bu uygulama birkaç yıldır devam ediyormuş. Bu durum Taksim’i gezmeye gelen turistlerin de dikkatini çekiyor. Hatta bu barikatların neden çekildiğini bizzat bana soranlar bile oldu. Çünkü heykelin bariyerle çevrilmesi normal karşılanan bir durum değildir.

Ayrıca heykeller genellikle dünyanın her yerinde o ülkedeki düzenin, rejimin sembolleridir. Çok eski çağlardan beri devam eden bir gelenektir bu. Çok derin anlamları vardır meydanlardaki heykellerin. Rejimlere yönelik saldırılarda da bu yüzden ilk hedef meydanlardaki anıtlar olmaktadır. Nitekim yakın geçmişte bunun örneklerini Irak’ta ve Suriye’de gördük. Ama ülkemizde Cumhuriyete ve rejime yönelik bir tehdit olduğunu sanmıyorum.

Ortada bir saldırı riski ve rejime yönelik bir tehdit olmadığı halde Cumhuriyetimizin ilk yıllarında bağışlarla yaptırılan Taksim’deki Cumhuriyetin sembolü olan anıtın demir barikatlarla çevrilmesini sanat tarihi mezunu Türk vatandaşı, bir gazeteci olarak hiç beğenmediğimi ifade etmek isterim.

Öte yandan geçen yıl Katoliklerin ruhani lideri Papa’nın İstanbul’a yaptığı ziyaret nedeniyle bizim evin olduğu İnönü Mahallesi de polis barikatlarıyla çevrilmişti. İşin garibi İstanbul’da bu demir korkuluklardan oluşan polis barikatlarını taşıma, kurma, sökme ve kaldırma işlerini Orta Asya’dan gelen Uygur, Özbek, Türkmen ve Afgan uyruklu oldukları iddia edilen göçmenler yapıyordu.
Muhalefet partilerinin de tepkisini çeken bu durum anladığım kadarıyla İstanbul’dan Antalya’ya da sıçramış. Hatta Antalya’da evden eve nakliyat işlerinde çalıştırılıyormuş bu mülteciler. Bu durumdan lojistik firmaları son derece rahatsız. Çünkü haksız rekabet nedeniyle zor duruma düşmüş birçok nakliyatçı.

Konudan Antalya’da şehit aileleri ile gazilerin eşyalarını ücretsiz taşıyan bir nakliyatçının bilgi vermesi üzerine haberdar oldum. Antalya’da adliye muhabirliği yaptığım yıllardan beri tanıdığım bu nakliyatçı arkadaşın anlattığına göre Antalya'da kaçak göçmen çalıştıran en az 10 nakliyatçı varmış. Bu arkadaşın söylediğine göre Orta Asya’daki ülkelerin vatandaşları olan bu kişiler İstanbul’da barınamayınca Antalya’ya gelmişler. Ağırlıklı olarak Çallı semtinde barınıyorlarmış.
Bu durumun sektörü kayıt dışına ittiğini anlatan nakliyatçı arkadaş şöyle devam etti:
“Sektörde kayıt dışı istihdam edilen bu kişiler evden eve nakliyat işlerinde ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Maliyetleri düşürmek amacıyla daha düşük yevmiyelerle çalışmayı kabul eden bu düzensiz göçmenler ağırlıklı olarak Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinden. Türkmenistan uyruklular ağırlıkta. İstanbul’dan buralara gelmişler. Kayıt dışı çalışan bu kişiler nedeniyle işini düzgün yapanlar, sektör sıkıntı içinde. Hem firmalar hem de hamallar bu durumdan muzdarip. Haksız rekabete neden olan bu durum ülke güvenliğini de riske sokuyor. Ayrıca yabancı uyruklu bu kişileri kayıt dışı çalıştıranlar korsan taşımacılık yapıyor. Çünkü bunların çoğunun psikoteknik belgeleri de SRC belgeleri de yok. Bu konuda Antalya Valiliği’nden gereğini yapmasını istiyoruz.”