Hegel’den Nietzche’ye İnsan Toplum Kurtuluş Sorunu-2

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Hegel’den Nietzche’ye İnsan Toplum Kurtuluş Sorunu-2

1848: AYNI SOKAKTA İKİ AYRI DÜNYA
1848 yılı Marx ile Schopenhauer arasındaki ayrılığı düşünce alanından çıkarıp hayatın içine taşır.
Marx ve Engels’in Komünist Manifestosu tam bu devrimci ortamda yayımlandı.[7]
Marx ve Engels açısından Avrupa’yı sarsan olaylar yalnızca hükümdarlara öfkelenen insanların başkaldırısı değildi. Toplumun içerisinde gelişen ekonomik ve sınıfsal çelişkiler siyasal alana taşınıyordu.
Burjuvazi feodal düzeni tasfiye etmiş; fakat kendi gelişmesi içerisinde proletaryayı yaratmıştı. Tarih artık yalnızca hükümdarların, savaşların ve büyük devlet adamlarının tarihi olarak değil; 
üretim ilişkileri ve sınıf mücadeleleri üzerinden de okunmalıydı.[7]
Schopenhauer aynı olaylara bambaşka bir pencereden baktı.
1848 hareketlerine sempati duymadı. Siyasal devrimin insanın temel varoluş sorununu ortadan kaldıracağına inanmadı. 8 Eylül 1848’de Frankfurt’taki çatışmalar Schopenhauer’in yaşadığı yere kadar ulaştı. Hükûmet kuvvetleri binaya girerek ihtilalcilere karşı mevzi aldılar; Schopenhauer de askerlere yardımcı oldu. Cartwright’ın aktardığına göre filozof, ihtilalcileri mevcut efendilerini devirip kendilerine “yeni efendiler” arayan insanlar olarak görüyordu.Bu küçümseyici değerlendirme, Schopenhauer’in 1848 devrimlerine karşı siyasal tavrını olduğu kadar, iktidarın el değiştirmesinin insanın iktidar arzusunu ortadan kaldırmayacağı yönündeki felsefî yaklaşımını da yansıtır.
1848–1849 olaylarında düzeni savunurken ölen veya sakatlanan askerler ve onların yakınları için oluşturulan yardım fonunu daha sonra mirasçısı yapması, siyasal tavrının açıklığını göstermektedir.[2]
Fakat burada yalnızca muhafazakâr bir siyasal tavır görürsek Schopenhauer’in düşüncesini eksik okumuş oluruz.
Onun itirazının arkasında daha temel bir soru vardır:
Bir iktidarı yıkan insanın iktidar arzusu da ortadan kalkmış mıdır?
Schopenhauer açısından sorun yalnızca kimin iktidarda olduğu değildir.
Sorun aynı zamanda iktidarı isteyen insandır.
Marx ile Schopenhauer’in gerçekleşmemiş tartışması tam burada başlamaktadır.
Onlar yaşarken birbirlerinin muhalifi olmadılar.
Schopenhauer’in felsefesinden Marx’a rahatsız edici bir soru yöneltilebilir:
İnsanın kendisi değişmeden yalnızca toplumsal ilişkileri değiştirmek gerçek özgürleşmeyi sağlayabilir mi?
Bir kral devrilebilir.
Bir hanedan ortadan kaldırılabilir.
Mülkiyet biçimleri değiştirilebilir.
Bir toplumsal sınıf iktidardan uzaklaştırılabilir.
Fakat iktidar arzusu ortadan kalkmış mıdır?
Bencillik sona ermiş midir?
İnsanın doyumsuz istemesi yok olmuş mudur?
Schopenhauer açısından cevap olumsuzdur. Çünkü isteme, belirli bir siyasal rejimin değil, insanın ve dünyanın varoluş yapısının temelindedir.[6]
Eski efendinin ortadan kaldırılması, efendilik ilişkisinin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmeyebilir. İnsan bir iktidarı yıkarken başka bir iktidar yaratabilir.
Fakat Marx’ın Schopenhauer’e yöneltebileceği soru da en az bunun kadar güçlüdür:
Tarih içerisinde ortaya çıkmış eşitsizlikleri, mülkiyet ilişkilerini ve sömürüyü insanın değişmez metafizik yapısına bağlamak, tarihsel olanı ebedîleştirmek değil midir?
Asıl felsefî hesaplaşma burada başlıyor.

Devamı var…
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız