Kalleşçe Öldürülen Türk Başbuğları-25

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Kalleşçe Öldürülen Türk Başbuğları-25

Çalışmaların başlangıcında, özellikle Avrupa ülkelerinin elinde bulunan savaş gemilerini inceletmiş, planlarını çıkarttırmıştır.  Kendisi dahi bu çalışmalara katılmış, gemi resim ve krokilerini bizzat kendisi de çizmiştir. Kâğıt üzerindeki çalışmalar devam ederken Haliç’teki tersane, büyütülmüş ve çağdaşlarından daha üstün teknik özelliklerle donatılmıştır. Haliç tersanesinin büyütülerek modern hale getirilişinin nasıl bir durum olduğunu anlamak için şu örnek yeterli sanıyorum: Fransız donanmasının büyük gemileri Haliç tersanesinde bakım ve onarıma alınmıştır. Bakım ve onarımları Türk ustalar tarafından yapılan büyük savaş gemileri Fransa’ya götürülmüştür. Yapılan işten çok memnun olan Fransızlar Sultan Aziz’e teşekkür mektubu yollamışlardır. Çok seri çalışmalar sonunda,  kısa zamanda Haliç tersanesinde Osmanlı İmparatorluğu donanması için; 25 adedi zırhlı olmak üzere 180 adet yüzer savaş aracı yapılıp teslim edilmiştir. Bunun nasıl bir güç olduğunu anlamak için iki hususu bilmekte fayda var: Birincisi, Osmanlı İmparatorluğu donanması o zamanda, İngiliz donanmasından sonra dünyanın ikinci büyük gücü olmuştur. İkinci husus; İngiliz donanması, Endonezya’yı bombalayarak ezmek ve de kendine itaat eder hale getirmek için Kızıldeniz’den geçip gitmek istemişti. Osmanlı İmparatorluk donanması da İngiliz donanmasının önünü kesmişti. Türk donanması ile savaşı göze alamayan İngiliz donanması geri dönmek zorunda kalmıştır…
Sultan Aziz’in çok kısa zaman diliminde yaptıklarına bakılınca: Devlet-i Ali’nin yeniden dünya gücü haline gelmekte olduğu, Türklerin silkinip ayağa kalkmakta oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Bu beklenmedik durum, kötülüğün güçleri ve ortakları olan Haçlıların hiç hoşuna gitmedi. Onlarca hatta yüzlerce yıldır, Türk imparatorluğunu önce Avrupa’dan atmak, sonra da tamamen ortadan kaldırmak için yaptıkları bütün çalışmalar boşa gitmek üzereydi. Onca yıldır verdikleri emekleri ve harcadıkları paralar heba olacaktı. Daha da önemlisi Tek Tanrı inancını temel alan Türk Töresinin bütün Avrupa’yı, sonra da bütün dünyayı denetimi altına almasını nasıl engelleyebilirlerdi? Onlara göre, durumun o kadar vahim hale gelmesini önlemek için acilen bir şeyler yapmak gerekiyordu. Oysa bu konuda çok işler başarmışlar, Türk Devletini her yönden iyice zayıflatmışlar, yakın zamanda parçalanıp ortadan kaldırılacak bir duruma getirmişlerdi. Bu gidiş kim tarafından tersyüz edildi? Elbette Sultan Aziz tarafından! Öyleyse hemen, en kısa zamanda öldürülmeliydi… 
Kötülüğün güçleri ve ortakları olan Haçlıların, Türk devletleri içinde sürekli kendilerine hizmet edecek kişiler bulundurdukları bilinen bir gerçeklik. Devlet-i Ali içinde de (aslında sanılandan çok) uşakları olduğu kesindi. Düşman, kendisine uşaklık yapacakların özellikle üst düzey yöneticiler olmasını yeğliyordu. Sonradan anlaşıldığına göre; o zamanda Osmanlı imparatorluğundaki en üst düzey adamlarının Mithat Paşa olduğu anlaşılmıştır. Sırası gelmişken hemen uyarmak istiyorum: Devlet-i Ali’de ‘Paşa’ unvanı yalnızca askere verilmez, hemen her kademedeki devlet görevlisine hatta bir doktora bile paşa unvanı verilmektedir. Bu konuda bilgisi olmayan ve de yanlış bilgilendirilen insanlarımız, ‘Paşa’ unvanlı Devlet adamlarını, (özellikle de kötü ve hain olanlarını) şerefli Türk subayları imiş gibi görmektedirler, çünkü kasıtlı olarak, üstü örtülü ifadelerle öyle gösterilmeye çalışılmaktadır. İşte bu Mithat Paşa da sivil bir devler adamıdır. 

DEVAMI VAR
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız