Sayın Belediye Başkanlarımızın Dikkatine
Sayın Belediye Başkanlarımızın Dikkatine
Fakat öyle sanıyorum ki bazı belediye başkanlarımıza bu ülke ve millet sevdamızı anlatamıyoruz. Birileri suç işlerken belediye başkanlarının yahut bir belediye başkanı kadrolarının sessiz kalması, suçluyu koruduğu anlamını taşır; yani alenen suça iştirak etmiş sayılır.
Yaşanan bir olayı anlatmanın yararlı olacağı kanaatindeyim. Olay şöyledir:
Yıllardan bu yana kentimizin 100 civarında kurulan semt pazarlarında esnafın avazının çıktığı kadar bağırıp çağırdığı, bu eylemin toplumun işitme sistemine, sinir hücrelerine, moral ve enerji aktivitelerine tıbbi anlamda ne şekilde ve nasıl zarar verdiğini defalarca anlatarak ilgili belediye başkanlarına veya ilgili başkana, kamu sağlığının korunması adına adeta "İMDAT" çağrısında bulunduk.
Yıllardır çağrılarımızı yeniledik. Sonuçta ilgili başkan, kendisi muhatap olmasa da bir yardımcısını görevlendirdi. İlgili başkan yardımcısıyla konuya ilişkin durumları bilimsel ve hukuksal ölçekte, dilimin yettiğince anlatmaya çalıştım.
Sayın başkan yardımcısı, pazarlarda halkı sağırlaştıran pazarcı esnafına Kabahatler Kanunu'na göre 1500 TL ceza yazdıklarını, cezayı ödeyip tekrar bağırmaya başladıklarını, başkaca bir çarenin olmadığını anlatınca; ben kendisine yalnızca bunun çare olmadığını, önemli olanın yüksek gürültünün engellenmesi olduğunu, bunun için de haddim olmayarak, münasip bir devlet diliyle kendisine 1593 sayılı U.H.K.'nin 1. maddesini, 2872 sayılı Çevre mevzuatını, Gürültü Kontrol Yönetmeliğini, 5602 sayılı Tüketicinin Korunmasına Dair Kanun hükümlerini ve Anayasamızın 56. maddesini uygulamalarını önerdim.
"Daha gürültünün önüne geçemezseniz pazar ruhsatlarının iptali cihetine gidersiniz." deyince Sayın Başkan Yardımcısı, "Onların ruhsatı yok. Biz onlara yer tahsis ediyoruz, o kadar." deyince şaşırıp kaldım.
Bir örnek aklıma geldi. Dedim ki:
"Elinde bir makası, bir de saç fırçası olup insanları tıraş eden berberin duvarında işletme ruhsatı başta olmak üzere 12-13 tane resmî belge asılı durumda. O belgeleri almadan vatandaşın kılına bile dokunamıyor o berber. Aksi hâlde belediye o vatandaşın dükkânını kapatıyor."
Açıkça insan hayret ediyor. Adam pazar yerinde; kanun ve ilgili mevzuata aykırı olarak açıkta süt ve süt ürünleri, yoğurt, peynir, tereyağı vb., bal, pekmez, çerez, çekirdek, zeytin, zeytinyağı, et preparatları, ekmek ve daha nice gıda maddesi satacak ama ruhsata gerek duyulmayacak. Akıl alır gibi değil.
Gıda güvenliği, gıda terörü, kimyasal terör hakkında, kanserojen vakalar üzerine yıllardır saç baş ağartıyoruz ama hadise böyle. Açıkça anayasa haklarımız ihlal ediliyor.
SONUÇ OLARAK:
İşlenen suça ilgili belediye başkanı yahut başkanları ve kadroları da iştirak etmiş olmuyorlar mı?
Sayın Başkanım, lütfen sağlığımızı tüketen gürültü konusunu çözünüz. Adam meydan okuyor devlete. "Benim dokunulmazlığım var. Bana kimse ceza yazamaz." diyor. Bağırmaya devam ediyor.
Fakat öyle sanıyorum ki bazı belediye başkanlarımıza bu ülke ve millet sevdamızı anlatamıyoruz. Birileri suç işlerken belediye başkanlarının yahut bir belediye başkanı kadrolarının sessiz kalması, suçluyu koruduğu anlamını taşır; yani alenen suça iştirak etmiş sayılır.
Yaşanan bir olayı anlatmanın yararlı olacağı kanaatindeyim. Olay şöyledir:
Yıllardan bu yana kentimizin 100 civarında kurulan semt pazarlarında esnafın avazının çıktığı kadar bağırıp çağırdığı, bu eylemin toplumun işitme sistemine, sinir hücrelerine, moral ve enerji aktivitelerine tıbbi anlamda ne şekilde ve nasıl zarar verdiğini defalarca anlatarak ilgili belediye başkanlarına veya ilgili başkana, kamu sağlığının korunması adına adeta "İMDAT" çağrısında bulunduk.
Yıllardır çağrılarımızı yeniledik. Sonuçta ilgili başkan, kendisi muhatap olmasa da bir yardımcısını görevlendirdi. İlgili başkan yardımcısıyla konuya ilişkin durumları bilimsel ve hukuksal ölçekte, dilimin yettiğince anlatmaya çalıştım.
Sayın başkan yardımcısı, pazarlarda halkı sağırlaştıran pazarcı esnafına Kabahatler Kanunu'na göre 1500 TL ceza yazdıklarını, cezayı ödeyip tekrar bağırmaya başladıklarını, başkaca bir çarenin olmadığını anlatınca; ben kendisine yalnızca bunun çare olmadığını, önemli olanın yüksek gürültünün engellenmesi olduğunu, bunun için de haddim olmayarak, münasip bir devlet diliyle kendisine 1593 sayılı U.H.K.'nin 1. maddesini, 2872 sayılı Çevre mevzuatını, Gürültü Kontrol Yönetmeliğini, 5602 sayılı Tüketicinin Korunmasına Dair Kanun hükümlerini ve Anayasamızın 56. maddesini uygulamalarını önerdim.
"Daha gürültünün önüne geçemezseniz pazar ruhsatlarının iptali cihetine gidersiniz." deyince Sayın Başkan Yardımcısı, "Onların ruhsatı yok. Biz onlara yer tahsis ediyoruz, o kadar." deyince şaşırıp kaldım.
Bir örnek aklıma geldi. Dedim ki:
"Elinde bir makası, bir de saç fırçası olup insanları tıraş eden berberin duvarında işletme ruhsatı başta olmak üzere 12-13 tane resmî belge asılı durumda. O belgeleri almadan vatandaşın kılına bile dokunamıyor o berber. Aksi hâlde belediye o vatandaşın dükkânını kapatıyor."
Açıkça insan hayret ediyor. Adam pazar yerinde; kanun ve ilgili mevzuata aykırı olarak açıkta süt ve süt ürünleri, yoğurt, peynir, tereyağı vb., bal, pekmez, çerez, çekirdek, zeytin, zeytinyağı, et preparatları, ekmek ve daha nice gıda maddesi satacak ama ruhsata gerek duyulmayacak. Akıl alır gibi değil.
Gıda güvenliği, gıda terörü, kimyasal terör hakkında, kanserojen vakalar üzerine yıllardır saç baş ağartıyoruz ama hadise böyle. Açıkça anayasa haklarımız ihlal ediliyor.
SONUÇ OLARAK:
İşlenen suça ilgili belediye başkanı yahut başkanları ve kadroları da iştirak etmiş olmuyorlar mı?
Sayın Başkanım, lütfen sağlığımızı tüketen gürültü konusunu çözünüz. Adam meydan okuyor devlete. "Benim dokunulmazlığım var. Bana kimse ceza yazamaz." diyor. Bağırmaya devam ediyor.