Şaka Sevgiyi Ne Zaman Aşındırır?
Geçenlerde kalabalık bir masada, şaka diye başlayıp bir insanı küçülten o tanıdık sahnelerden birine denk geldim.
Birisi yanında oturan eşinin unutkanlığından, beceremediği işlerden ve insanların içinde yaptığı hatalardan söz ediyor; her cümlesinin sonuna küçük bir kahkaha ekliyordu.
Masadakiler güldü.
Eşi de gülümsedi.
Ama bazı gülümsemeler insanın eğlendiğini değil, ortamı bozmak istemediğini gösterir.
Bir süre sonra eşine dönüp:
“Şaka yapıyorum, hemen alınma,” dedi.
Bu cümleyi hepimiz duymuşuzdur.
“Şaka yaptım.”
“Ne var bunda?”
“Sen de hiçbir şeyi kaldıramıyorsun.”
Oysa bir sözün şaka olup olmadığına yalnızca söyleyen kişi karar veremez.
Mizah, iki kişinin birlikte gülebildiği yerde yakınlık kurar. Biri gülerken diğeri kendisini saklamak zorunda kalıyorsa, orada mizahın yanında başka bir şey daha vardır.
Bazen üstünlük.
Bazen bastırılmış bir öfke.
Bazen de şakanın içine gizlenmiş küçük bir hesaplaşma.
Elbette yakın ilişkilerin içinde takılmalar olur. İnsan sevdiğinin huylarını bilir, küçük kusurlarıyla eğlenir. Bazen dışarıdan kimsenin anlamadığı şakalar, iki insan arasında özel bir dil bile oluşturur.
Fakat birlikte gülmekle birini gülünecek kişiye çevirmek aynı şey değildir.
Aradaki farkı şakanın konusu kadar, şakanın kurduğu ilişki belirler.
İki insanı birbirine mi yaklaştırıyor?
Yoksa birini kalabalığın önünde biraz daha küçük, diğerini biraz daha güçlü mü gösteriyor?
Herkesin gülmesi, söylenen şeyi zararsız hâle getirmez.
Kalabalık bazen gerçekten komik olduğu için güler. Bazen ne yapacağını bilemediği için. Şakanın hedefindeki kişi ise alıngan görünmemek, ortamın tadını kaçırmamak için gülümseyebilir.
Sonra eve döndüğünde sessizleşir.
Karşısındaki ise hâlâ aynı cümlede durur:
“Ama şakaydı.”
Belki de insanı en çok söylenen sözden ziyade, o sözün bıraktığı izin inkâr edilmesi yoruyor.
Çünkü “Şaka yaptım,” sözü bazen açıklama değil, sorumluluktan kaçış cümlesine dönüşüyor.
Sözü söyleyen niyetini anlatıyor.
Kırılan kişi ise sonucunu yaşıyor.
Niyet önemlidir ama iyi niyet, söylenen sözün bıraktığı etkiyi ortadan kaldırmaz.
İlk söz dikkatsizlikle söylenmiş olabilir. Fakat “Bunu insanların içinde söyleme, beni incitiyor,” denmesine rağmen aynı davranış sürüyorsa artık mesele masum bir şaka değildir.
İlişkiyi asıl aşındıran, ilk hatadan çok, incinme açıklandıktan sonra bunun önemsenmemesidir.
Çünkü seven insanın görevi karşısındakini her şeye dayanıklı hâle getirmek değil; nerede incindiğini öğrendiğinde oraya daha dikkatli basmaktır.
Üstelik en ağır şakalar çoğu zaman insanın zaten hassas olduğu yerlerden çıkar: bedeni, yaşı, kazancı, ailesi, geçmişte yaptığı bir hata ya da karşısındakine güvenerek anlattığı bir korkusu…
Yakınlık, bir insan hakkında herkesten daha fazla şey bilmek demektir.
Ama o bilgileri kalabalığın önünde onun aleyhine kullanabilme hakkı değildir.
Tam tersine, sevdiğimiz insanın en savunmasız yerlerini bildiğimiz için oraları koruma sorumluluğudur.
İnsan bir kez kırıcı bir söz duyduğu için sevgisinden vazgeçmez.
Ama her kalabalıkta sıranın ne zaman kendisine geleceğini düşünmeye başlarsa rahatlığını kaybeder. Kendisiyle ilgili bir şey anlatırken temkinli olur, bazı duygularını saklamaya başlar.
Güven bazen büyük ihanetlerle değil, küçük teşhirlerle azalır.
Bir ilişkiyi yoran da yalnızca söylenen şaka değildir.
O şakadan sonra insanın kendisini korumaya başlamasıdır.
Sevdiğimiz kişiyle birlikte gülebilmek güzel.
Ama kalabalığın kahkahasını kazanmak uğruna yanımızdaki insanın yüzündeki gülümsemeyi kaybediyorsak, yaptığımız şeyin adını yeniden düşünmemiz gerekir.
Çünkü sevgi bir anda bitmeyebilir.
Bazen bir masada herkes gülerken, içlerinden birinin sessizce geri çekilmesiyle aşınmaya başlar.