Kişisel Çıkarları Değil, Sistemi Konuşalım
Siyasette neden aynı tartışmaları dönüp dönüp yaşıyoruz?
Çünkü isimleri konuşuyoruz, sistemi değil.
Ahmet gitse ne olur?
Mehmet gelse ne değişir?
Eğer düzen aynıysa sadece oyuncular değişir.
Peki neden gerçek sorun görünmüyor?
Çünkü siyasetçilerin etrafında küçük ama etkili çevreler oluşuyor. Karar vericilere en yakın gruplar, zamanla halkı görünmez hâle getiriyor.
Halkın sesi uzaklaşıyor, yakın çıkar gruplarının sesi büyüyor.
Seçmen ise örgütlü değilse sesini ancak sandıkta gösterebiliyor. O da dört ya da beş yılda bir.
Ancak yakın çevreler her gün konuşuyor, her gün etkiliyor, her gün yön veriyor.
İşte sorun burada başlıyor.
Peki güçlü lider kimdir?
Kalabalıklara konuşan mı?
Yoksa çevresindeki fanusu kırabilen mi?
Gerçek lider, kendisine sürekli alkış tutan küçük çevreyi aşabilendir. Halka doğrudan ulaşabilendir.
Çünkü gerçek sorun oradadır:
Sokakta, pazarda, kirada, adalette ve gelecek kaygısında…
Bir yerde sürekli insanlar konuşuluyorsa üretim azalır.
Kim kime yakın?
Kim kimi tasfiye edecek?
Kim kimin adamı?
Bunların sonu yoktur.
Bunun yerine konuşulan şey sistem olursa, üretim olursa, iş olursa…
Sonuçta verimlilik gelir, refah gelir.
Asıl soru şu:
“Kimin başa geleceği mi önemli?”
Yoksa
“Nasıl bir sistem kurulacağı mı?”
Benim hayatımı değiştirecek olan isimler değil, kurallardır.
Şeffaf siyaset, siyasi etik yasası, hukukun üstünlüğü, denetlenebilir finansman…
Bunlar yoksa ne olur?
İktidar değişir, muhalefet değişir; ancak düzen değişmez.
O zaman siyaset fikir yarışına değil, çıkar savaşına dönüşür.
Bugün tartışılan birçok kriz aslında sonuçtur.
Butlan davaları da öyle, kavgalar da öyle, kutuplaşma da öyle…
Peki nedenleri konuşuyor muyuz?
Siyasetin finansmanı nasıl oluyor?
Kim kimi fonluyor?
Etik sınırlar neden şeffaf değil?
Hukuk neden kişilere göre değişiyor?
İşte bunları konuşmadan sonuçları tartışıyoruz.
Sonra ne oluyor?
Fanatik futbol taraftarı gibi kendi rengimizi savunuyoruz, gerçeği değil.
Oysa demokrasi takım tutmak değildir.
Demokrasi, yanlış yapan kendi tarafın olsa bile doğruyu savunabilmektir.
Çünkü mesele kişiler değil.
Mesele, kişilere bağımlı olmayan bir sistem kurabilmektir.
Kişisel çıkarları değil, sistemi konuşmaya başladığımız gün Türkiye gerçek anlamda nefes almaya başlayacaktır.