Yoksullar İçin Cehenneme Dönüşen Bir Gezegende Yaşıyoruz
Yeni bir bulmaca...Cevap anahtarıysa en sonda...
1-Yıl 2010...ABD Başkanı Barack Obama Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı arayarak İran'ın nükleer programını durdurmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden İran'a Yaptırımlar Paketi Kararı çıkarmak istediklerini söyledi...Hangi ülke Birleşmiş Milletler Oturumu'nda Barack Obama'nın isteğini reddederek Yaptırım Paketi'ne onay vermedi?
A-Brezilya
B-Türkiye
C-Lübnan
D-Hepsi
2-Türkiye 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesine doğru yol alırken ülkedeki iç savaş ortamı ve tüpgaz,ampul, sigara, petrol, benzin, mazot, akaryakıt, yağ, çay, kahve, şeker karaborsası vardı...
Uğur Mumcu Temmuz 1980'deki bir yazısında silah kaçakçılarıyla güvenlik kuvvetleri arasındaki Çorum'da gerçekleşen bir çatışmadan söz eder...(Yazı başlığı: Susan Basın; 4 Temmuz 1980; Cumhuriyet Gazetesi)...
Türkiye'de 1970'li yıllar, özellikle sağ-sol çatışmaları ve ideolojik şiddet olaylarına sahne olmuştur. Resmî ve tarihî verilere göre, 1974-1980 arasındaki şiddet olaylarında toplam 5.388 kişi (5.107 sivil ve 281 güvenlik görevlisi) terör ve siyasi şiddet nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
PKK terör örgütü yani Türkçe açılımıyla Kürdistan İşçi Partisi, 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesi Fis köyünde kuruldu. Öcalan, grubun lideri olarak seçildi.Örgütün ilk dönemlerinde suikast eylemleri önemli yer tuttu.
Mehmet Celal Bucak (1936, Siverek - 16 Temmuz 1983), Türk siyasetçidir. Ortaokul mezunuydu. Çiftçilik, TBMM'de 15. ve 16. Dönem Adalet Partisi Şanlıurfa Milletvekilliği yaptı. Evli ve beş çocuk babasıydı. Bucak aşiretinin lideriydi.30 Temmuz 1979 tarihinde Cuma Tak önderliğindeki PKK militanları Bucak'a suikast düzenledi. Bucak suikasttan yaralı olarak kurtuldu. PKK terör örgütünün ilk ses getiren silahlı eylemi, 1979'da Bucak aşiretinin liderlerinden, dönemin Adalet Partisi milletvekili Mehmet Celal Bucak'a saldırmak olmuştu…
14 Temmuz 2010 tarihli Fransız Le Monde Gazetesi PKK Teröründe 42 bin insanın hayatını kaybettiğini açıklamıştı...
Bir siyasi lider 12 Eylül 1980 darbesinden hemen önce şöyle dedi:
"Parlamento kulislerinde, otel lobilerinde, vurguncu yazıhanelerinde düzenlenen oyunları tarlalarda bozacağız, fabrikalarda bozacağız...Demokrasi bir seyirlik oyun değildir. Demokrasi, halkın tribünlerde oturduğu, siyasi partilerin sahada oynadığı bir oyun değildir. Halkın tribünlerden sahaya inmesi gerekir. Yoksa birisi düdüğü çalar ve oyun biter."
Bu açıklamayı kim yapmıştı?
A-Behice Boran
B-Mehmet Ali Aybar
C-Bülent Ecevit
D-Deniz Baykal
E-İsmail Cem
F-Ahmet Taner Kışlalı
G-Süleyman Demirel
3-ABD siyasetindeki dinazorlarlardan Cumhuriyetçi Partili Senatör Addison Mitchell McConnell III, Amerikalı siyasetçi, avukat ve Kentucky'den Amerika Birleşik Devletleri Senatosu üyesidir...20 Şubat 1942 Cuma doğumludur...
Addison Mitchell McConnell III hangi tarihten bugüne ABD senatörüdür?
A-Ocak 1985
B-Ocak 1996
C-Ocak 1972
D-Ocak 2000
4-George Roger Waters, dünyaca ünlü efsanevi rock grubu Pink Floyd'un kurucu ortağı, bas gitaristi, baş söz yazarı ve konsept lideridir. Müzik tarihinin en değerli ikonlarından biri olan Waters, özellikle 1970'li yıllarda rock müziğin seyrini değiştiren tematik ve felsefi albümlerin arkasındaki ana yaratıcı yetenek olarak tanınır...
Kuruluş ve Liderlik: 1965 yılında Pink Floyd grubunu kuran üyeler arasında yer aldı. Grubun ilk lideri Syd Barrett'ın 1968'deki ayrılışının ardından grubun sanatsal ve kavramsal yönünü tek başına üstlendi...
Grubun en çok satan ve ölümsüz eser haline gelen The Dark Side of the Moon, Wish You Were Here, Animals ve The Wall albümlerindeki şarkı sözlerinin tamamına yakınını yazdı ve konsept tasarımlarını yaptı...
The Wall Metaphoru: Çocukluğunda babasını II. Dünya Savaşı'nda kaybetmesinin yarattığı travma ve bireyin topluma karşı ördüğü duvarlar, onun başyapıtı olan The Wall albümünün temelini oluşturdu...
Pink Floyd - The Wall - Full Movie [1982]
https://www.youtube.com/watch?v=HZtyxrwlunk
Roger Waters bomba etkisi yaratan bir açıklama yaptı:
"Arjantin, Ekvator, Kolombiya ve Uruguay'da otel rezervasyonlarım reddedildi…İsrail'i eleştirmem nedeniyle."
Pink Floyd efsanesi, bunun arkasında "çok güçlü bir lobi" olduğunu iddia ediyor ve İsrail'in "soykırımcı apartheid devleti olmaya devam etmek" istediğini söylüyor.
1914 doğumlu George Roger Waters'ın babası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Anzio Muharebesi'nde (İtalya) hayatını kaybeden Eric Fletcher Waters'tır...
Eric Fletcher Waters aslen bir öğretmen ve savaş karşıtı (pasifist) bir bireydi. Savaşın başlarında Londra'da ambulans şoförü olarak görev yaptı. Daha sonra savaş karşıtlığından vazgeçerek İngiliz Ordusu'na katıldı ve Teğmen (Second Lieutenant) rütbesiyle savaştı. Oğlu Roger Waters'ın doğumundan sadece birkaç ay sonra öldürüldü!
Eric Fletcher Waters ne zaman öldürüldü?
A-Mart 1944
B-Şubat 1944
C-Nisan 1944
D-Mayıs 1944
E-Haziran 1944
5-ABD Başkanı Donald Trump’ın yoksullar için artan yaşam maliyetleri, yüksek enflasyon, Orta Doğu’daki kördüğüme dönen İran savaşı, gizlenen Jeffrey Epstein dosyaları, yüksek benzin fiyatları, kaybedilen hatta düşmanlaşan müttefik ülkeler, ABD hükümeti hakkındaki dünya halklarında yükselen olumsuz düşünceler, yükselen nefret ve Başkan'ın lüks yaşam-konfor anlayışına, hayranlığına hizmet edecek gösteriş projelerine odaklanması gibi konularda suçlayabileceği hiçbir Demokrat Partili bulunmuyor...
Yıllık Savaş Bütçesi'ni 1 trilyon 500 milyar dolara yükseltmeye çalışan, Orta Doğudaki İran, Lübnan, Gazze, Yemen hariç bütün ülkeleri ABD askeri üsleri haline getiren Donald Trump Amerikası'nda milyonlarca insan sağlık sigortası kapsamı dışında kaldı...
İnsan hakları savunucuları, düşük ve orta gelirlilere sigorta desteğinin kesilmesiyle bir yılda 1 milyon insanın sağlık sigortasız kaldığını açıkladı. Yaşlı ve yoksullar bu koşullarda hayatta kalabileceklerinden umutsuz. Her geçen yıl sigorta dışı kalanların sayısı artıyor.
ABD'de Kongre'nin özel sağlık sigortasına verilen kamu desteklerini 1 Ocak 2026'da sonlandırması, milyonlarca kişinin sağlık güvencesini kaybetmesine yol açtı. Human Rights Watch ve Oxfam America'nın raporlarına göre, Trump döneminde zenginlere trilyonlarca dolarlık vergi indirimi sağlanırken, yıllık maliyeti 35 milyar dolar olan sağlık destekleri kesildi. Sigorta primleri yüzde 58 artarak ortalama 178 dolara çıktı ve yaklaşık 6 milyon kişinin sigortasını kaybetmesi bekleniyor. Özel sigortalı yetişkinlerin yüzde 9'u birkaç ay içinde sigortasız kaldı. Orta ve düşük gelirli aileler temel ihtiyaçlarını kısarak sigorta primlerini ödemeye çalışıyor. Uzmanlar, Kongre'nin "sıradan insanların sağlığını zenginlere vergi indirimi için feda ettiğini" belirterek ABD'nin sağlık hakkı yükümlülüklerini ihlal ettiğini vurguluyor.
ABD Halk Meclisi Kongre'nin özel sağlık sigortasına tanınan kamu desteklerinin süresini uzatmaması, milyonlarca kişinin sağlık güvencesini kaybetmesine yol açtı.
İnsan Hakları Gözlem (Human Rights Watch [HRW]) ve Oxfam America, araştırmalarının sonuçlarına dayanarak desteklerin 1 Ocak 2026’da sona ermesinin ardından milyonlarca hanenin sigortasız kaldığını, kişisel sağlık harcamalarının hızla arttığını ve ülkedeki eşitsizliğin daha da derinleştiğini açıkladılar.
Kongre, 2025’te kabul edilen, Trump’ın çıkartmakla övündüğü Türkiye'deki "torba yasalar" gibi “Büyük, Güzel Tek Yasa” ile en varlıklı kesimlere büyük vergi indirimleri sağlarken, milyonlarca kişinin özel sağlık sigortasına erişimini kolaylaştıran kamu desteklerinin süresini uzatmadı. Dar ve orta gelirli milyonlarca kişi sağlık sigortası primlerini ödeyemez duruma düştü. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de sağlığa erişim hakkı, bir kez daha gelir düzeyiyle doğrudan bağlantılı hale geldi.
HRW’nin ekonomik adalet ve haklar araştırma sorumlusu Matt McConnell, Kongrenin “sıradan insanların sağlığının zenginlere vergi indirimi için feda edilmesi” doğrultusunda tercih yaptığını söyledi. McConnell, “ABD Kongresi, insanların hakları olan sağlık hizmetine erişebilmek için çok daha fazla para ödemesine ya da sigortasız kalmasına yol açtı.” dedi.
ABD’de sağlık sistemi, birçok ileri veya orta gelişmişlikteki ülkeden farklı olarak herkes için parasız kamu sağlık hizmetine dayanmıyor. Çalışanların önemli bir bölümü sağlık sigortalarını işverenleri üzerinden alıyor.
Yoksullar için Medicaid (Tıbbi Yardım), yaşlılar için Medicare (Tıbbi Bakım) gibi kamu programları var. Ancak bu sistemlerin dışında kalan milyonlarca kişi, 2010’da Barack Obama’nın başkanlığı döneminde kabul edilen ve daha çok ObamaCare olarak popülerleşen sağlık reformu yasası Affordable Care Act (Karşılanabilir Bakım Yasası) kapsamında kurulan kamu denetimli sigorta piyasalarından özel sağlık sigortası satın alıyordu. Devlet de düşük ve orta gelirli kişilerin bu sigorta poliçelerini ödeyebilmeleri için prim desteği sağlıyordu.
2021’de Biden’ın başkanlığı döneminde Kongre bu destekleri genişletti. Hanelerin sağlık sigortası primleri gelirlerinin en fazla yüzde 8,5’iyle sınırlandı; desteklerden yararlanabilecek gelir grupları genişletildi. Bu düzenlemeler sayesinde 2020-2025 arasında piyasadan özel sigorta alanların sayısı iki katına çıktı. Sağlıkta sektörel araştırmalar yürüten KFF’ye göre, 2025’e gelindiğinde bu yolla yaklaşık 24,3 milyon kişi sağlık sigortası yaptırabilmişti.
Yoksullardan sigorta primleri kaldırıldı, zenginler gelir vergisi yükümlülüğünden kurtarıldı
Ancak bu genişletilmiş prim destekleri, Trump’ın yeniden başkan olduğu 2025’in sonunda, çoğunluğu Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’nin kontrolüne geçen Kongre tarafından kesildi. Aynı dönemde trilyonerler üzerindeki vergi yükü neredeyse sıfırlandı. HRW ve Oxfam’a göre en zengin yüzde 0,1’lik kesim önümüzdeki sekiz yıl boyunca her yıl yaklaşık 50 milyar dolar daha az vergi ödeyecek. Oysa, milyonlarca kişinin sağlık sigortasına erişimini mümkün kılan genişletilmiş desteklerin yıllık maliyeti yaklaşık 35 milyar dolar dolayındaydı.
Oxfam America’nın kıdemli ekonomik adalet danışmanı Jackson Gandour, durumu “önceliklerin vahim biçimde yanlış belirlenmesi” olarak tanımlıyor. Gandour’a göre Kongre, “milyonlarca kişinin sağlık hizmetini keserken en zenginleri ve büyük şirketleri daha da zenginleştiriyor.”
Desteklerin sona ermesinin etkisi kısa sürede hissedildi. 2026’da sigorta piyasalarına kayıt yaptıranların sayısı, 2025’e kıyasla 1 milyon azaldı. Sigorta maliyetleri ve primlerinin hesaplanması konusunda uzman şirket Wakely Consulting Group’un tahminine göre yıl içinde bu piyasalarda sigorta sahibi olanların sayısı 16,5 milyona kadar inebilir. Bu, 2025’e kıyasla yaklaşık 6 milyon sigortalının sigortadan çıkması demek.
Sigorta destekleri kesilirken, sigorta primleri tersine dramatik artışlar gösterdi. Özel sigortalarda aylık ortalama primler 2026’da yaklaşık yüzde 58 arttı. Ortalama ödeme 113 dolardan 178 dolara çıktı. En büyük artışlar, Medicare kapsamına henüz girmeyen yaşlı yetişkinlerin ve federal yoksulluk sınırının dört katından biraz yüksek gelire sahip orta gelirli yaşlıların primlerinde oldu. Bu gruplar, kâğıt üzerinde “çok yoksul” sayılmadıkları için bazı desteklerin dışında kalıyorlar; ancak gelirleri, kaliteli sağlık sigortası primlerini karşılayabilmekten çok uzak.
KFF’nin 2026 başında yaptığı ankete göre, 2025 sonunda özel sigortasına sahip yetişkinlerin yüzde 9’u birkaç ay içinde sigortasız kaldı. Sigortasını kaybedenlerin yüzde 80’i bunun nedeninin artan maliyetler olduğunu belirtti. Sigortasını koruyabilenler de kendilerini güvencede hissetmiyor: Altı kişiden biri, yıl boyunca primlerini ödeyebileceğinden emin değil. Yarısından fazlasıysa sağlık sigortasını sürdürebilmek için gıda, giyim ve diğer temel hane harcamalarını kısmak zorunda kaldığını ya da kalacağını söylüyor.
HRW’ye konuşan eski bir USAID dış yardım görevlisinin anlattıkları, krizin orta sınıfı da nasıl kırılganlaştırdığını gösteriyor. Verdiği örnekte, geçtiğimiz yıl işini kaybeden bir kadın, yaşadığı eyalet Medicaid kapsamını genişletmediği için kamu sağlık desteği alamıyor. Geçici öğretmenlik yaparak kazandığı yaklaşık 700 dolar aylıkla, ayda 1.100 dolar olan özel sigorta primini ödemesi gerekiyor. Masraflarını kısmak için arabasını satmış, ailesinin yanına taşınmış ve Medicaid kapsamına girebileceği başka bir eyalete taşınmayı da düşünüyor. Geleceği içinse şunları söylüyor: “Şu anda benim yaşımdaki biri için mesele, Sosyal Güvenlik’e ve Medicare’e ulaşacağım güne kadar hayatta kalmak.”
Sigortadan çıkmak zorunda kalanların resmi sayısı henüz açıklanmadı. Ancak ön göstergeler kaybın çok büyük olduğuna işaret ediyor. 41 eyalette özel sigortaya kayıtlar düştü. Düşüş Kuzey Carolina’da yüzde 22’ye, Ohio’da yüzde 20’ye vardı. Bazıları, tamamen sigortasız kalmamak için daha ucuz ama daha niteliksiz planlara geçti. Bu süreçler tedaviye erişim sorununu ortadan kaldırmıyor, sadece görünmezleştiriyor.
Daha ucuz planların çoğunda da muafiyetler çok yüksek. Ortalama yıllık muafiyet 2025’te 2 bin 759 dolarken, 2026’da 3 bin 786 dolara çıktı. İnsanlar görünüşte sigortalı olsalar da hastaneye gittiklerinde ceplerinden binlerce dolar ödemek zorunda kalabiliyorlar.
HRW ve Oxfam, ABD’nin uluslararası hukuk kapsamında herkes için sağlık hakkını güvence altına almakla yükümlü olduğunu hatırlatıyor. Sağlık hakkı, kişinin ödeme gücüne bağlı olmadan sağlık hizmetlerine erişebilmesini gerektiriyor. Kongrenin zenginlerin vergi indirimlerini sürdürüp sağlık desteklerini uzatmaması bu hakkı baltalıyor; yalnız sağlık değil, barınma, gıda ve eğitim gibi diğer temel haklarda da zincirleme yoksunluğa yol açıyor.
HRW’nin ekonomik adalet ve haklar araştırma sorumlusu Matt McConnell ABD’li kanun koyucuların “çok daha az kaynağa sahip olmasına rağmen herkes için sağlık hakkını daha iyi gerçekleştiren ülkelerden ders alması gerektiğini” söyledi. Ona göre en azından Kongre'nin, aileleri sağlık primiyle kira arasında seçim yapmaya zorlamaması gerekirdi.
JD VANCE AÇIKLAMALAR YAPTI:
2028'de Cumhuriyetçi Parti'den ABD Başkanı seçilmek isteyen JD Vance da şimdiden yaptığı ayrıntılı, kapsamlı açıklamalarla yol almaya, dünya halklarına güven vermeye çalışıyor...
Devasa servetleri yöneten Yahudilerin (Rothschild'lerin, Larry Ellison'ın, David Ellison'ın ve Miriam Adelson'ın) ABD hükümetinin politikalarını İsrail lehine yönlendirme çabalarına isyan eden, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'la ABD anlaşmasını eleştiren İsrailli yetkililere alışılmışın dışında sözlerle tepki göstererek, İsrail'in dünyada kalan "tek güçlü müttefiklerini" küstürmemeleri konusunda uyardı.
Vance, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında tansiyonun arttığı bir dönemde, Netanyahu'nun hükümet üyelerine "Uyanın ve gerçekleri görün" çağrısında bulundu.
Vance, Beyaz "Donald Trump şu anda dünya üzerinde İsrail'e sempati duyan tek devlet başkanı...Eğer İsrail hükümetinin üyesi olsaydım, dünyada hâlâ sahip olduğum tek güçlü müttefike saldırmazdım...Son üç ayda, İsrail'i koruyan silahların üçte ikisi ABD üretimiydi...Üstelik bunlar Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla ödendi...İsrail'in sorunu Donald Trump değil ve İsrail'de en büyük sorununun ABD Başkanı olduğunu düşünen kim varsa, durumun gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyor...
Vance, ABD-İran anlaşmasına saldıran isimler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir ile Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in adını doğrudan andı. Vance, "Onlara vereceğim yanıt şu olurdu: Tam olarak öneriniz nedir? Dokuz milyon nüfuslu bir ülkesiniz. Sahip olduğunuz her ulusal güvenlik sorununu öldürerek çözemezsiniz" dedi.
JD Vance, İsrail'in Amerikan siyaseti üzerinde "anlaşma ve çıkar" ayrımına dikkati çekti...
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsrail'in, ABD siyasetini etkilemeye çalışmak konusunda çoğu ülkeden daha etkili olduğunu belirterek, "Benzer çıkarlarımızın olduğu alanlar ve çıkarlarımızın ayrıştığı alanlar elbette olacak." dedi.
Hürmüz Boğazı'nın dar bir su geçiş yolu olduğunu belirten Vance, buradaki trafik akışının durdurulmasının dünyanın enerji arzında yüzde 25'lik bir kesinti yapıldığı anlamına geldiğini söyledi.
Vance, ABD'nin buradaki ticari gemilere saldırıları önleyebileceğini savunarak, bu anlamda askeri gücün bir yol ancak diplomasinin de bir seçenek olduğunu vurguladı.
Karşıdaki muhatapla konuşmanın önemine dikkati çeken Vance, bazı insanların konuşmak yerine kendilerinden yalnızca bombalamalarını beklediklerini dile getirdi.
"Askeri gücümüzü, sorunu çözmek için birçok araçtan biri olarak kullanmaya çalışacağız"
Vance, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gemilere ateş ederseniz, gemilere ateş ettiğiniz tesislere ateş edeceğiz. Ama bunu sonsuza dek açık uçlu bir şekilde yapmayacağız. Sadece bombalayıp durmayacağız. Askeri gücümüzü, sorunu çözmek için sahip olduğumuz birçok araçtan biri olarak kullanmaya çalışacağız."
İran halkının ayaklanmaları ve yönetimlerini değiştirmek istemeleri kararının yine İranlılara ait olduğunun altını çizen Vance, "Biz, halkın kendisi bu sonucu istemedikçe, bir rejim değişikliği sağlamak için İran'a 150 bin kara askeri göndermeyeceğiz. Asker göndermeyi önermek bile, 'temelde ABD ordusunun, İran halkı için bu işi yapması gerektiğini söylemek' anlamına geliyor. Biz artık bu işleri yapmıyoruz, kesinlikle yapmıyoruz." diye konuştu.
Vance, şu anda boğazları açmayı, petrol ve doğal gazın serbest akışını sağlamayı amaçladıklarını vurgulayarak, İran'ın nükleer silah programına sahip olmasını engellemek istediklerinin ve bunu başarmak adına diplomasiyi ve askeri gücü kullandıklarının altını çizdi.
ABD ile İran arasındaki mutabakatla birlikte ülkesinin, yalnızca İran'la değil Körfez'deki Arap devletleriyle de çalışmayı hedeflediğini aktaran Vance, Körfez ülkelerinin kendilerine "İranlılar gerçekten davranışlarını değiştirmeye istekliyse, ülkelerini yeniden inşa etmek için yatırım yapmak isteriz," şeklinde mesaj ilettiklerini söyledi.
Vance, "Eğer İran, Körfez Arap ülkelerine karşı tutumunu değiştirirse, bu temelde İranlılar ile Körfez Arap ülkeleri arasında bir mesele. Mutabakat Zaptı'nda temelde şöyle bir madde var; eğer İran, tüm yükümlülüklerini yerine getirirse, diğer ülkelerin İran'a yatırım yapmasına izin vereceğiz. İşte bu kadar," ifadelerini kullandı.
Kamuoyunun bu konuda nihai bir çözüme ulaşma konusuna olumlu baktığını savunan Vance, "Orta Doğu'da uzun vadeli, ucu açık rejim değiştirme savaşlarına" sıcak bakmadıklarını belirtti.
Vance, "İsrail hükümetinin, Amerikan siyasetini ne kadar etkilediği konusu çok konuşuluyor ve İsrail hükümeti içinde de anlaşmadan nefret eden bazı kişiler var. Bunun somut kanıtlarını görüyoruz." şeklinde de konuştu.
İran ile müzakerelere balta vurmaya ve anlaşmayı engellemeye yönelik "çok gizli, son derece iyi finanse edilmiş bir kampanya" olduğuna dikkati çeken Vance, kendisine yönelik İran'la müzakere edilmemesi konusunda sosyal medyada eleştiriler yapıldığını ancak kendisinin amacının ABD'nin hedeflerine uygun bir anlaşma yapmak olduğunu vurguladı.
Vance, şunları söyledi:
"Yabancı hükümetler, sürekli ABD'yi etkilemeye çalışıyor. İsrail yapıyor, diğer ülkeler de yapıyor, bu işin doğası böyle. Beni asıl rahatsız eden şey; Amerikalıların, yani ABD siyasetinin önde gelen isimlerinin, bu etkinin kendi yargılarını ve savundukları şeyleri etkilemesine izin vermesi. Beni asıl rahatsız eden bu. İnsanlar, her zaman ABD'yi etkilemeye çalışacaklar, ister müttefikimiz olsunlar ister düşmanımız."
İsrail'in "ABD kamuoyu savaşını kaybettiğini" vurgulayan Vance, bu konunun daha önce Trump tarafından da kamuoyu önünde söylendiğine işaret etti.
Vance, İsrail'in Fransa veya İngiltere gibi bir müttefik olduğunu belirterek, "Onlarla anlaşmazlıklarımız olacak, anlaşmalarımız olacak. Benzer çıkarlarımızın olduğu alanlar ve çıkarlarımızın ayrıştığı alanlar olacak," dedi.
İsrail'in, ABD siyasetini etkilemeye çalışmak konusunda çoğu ülkeden daha etkili olduğuna dikkati çeken Vance, İsrail'in ABD hükümetini bir yöne veya diğerine çekmeye çalışmasının doğal olduğunu dile getirdi.
Vance, İsrail hükümeti içerisinde ABD'nin İran politikasına karşı insanların olduğunu, bunların askeri harekatı sürdürmek istediklerini dile getirerek, "İsrail'in ABD Büyükelçisi bence gerçekten iyi bir insan. Açıkçası, öncelikle İsrail'i önemsiyor. Ben de öncelikle Amerika'yı önemsiyorum. Ama sistemlerinin içinde, Amerikan kamuoyunu manipüle eden ve savaşı süresiz olarak devam ettirmek için değiştirmeye çalışan bazı insanlar olduğunu kesin olarak biliyoruz." diye konuştu.
Vance, "İsrail'in etkisi olmasaydı (ABD) İran'da bu savaşı başlatır mıydı?" sorusuna "Bence Başkan, İsrail'in herhangi bir etkisinden tamamen bağımsız olarak çok güçlü bir şekilde buna inanıyor." cevabını verdi.
Trump'ın "İsrailliler tarafından şantajla bu işe zorlandığı" söylentilerini reddeden Vance, "Bu kesinlikle doğru değil. Karar alma sürecini yakından gördüm. Müzakerelerimize katılıp katılmamanız önemli değil. Trump'ın şantajla zorlandığı fikri bana çok saçma geliyor," ifadesini kullandı.
İran ile yürüttüğü müzakereleri "rayından çıkarmak için yabancı bir etki kampanyasının finanse edildiğini" kaydeden Vance, "Tam olarak benim peşinde olduğum anlaşmayı baltalamak için finanse edilen gerçek bir yabancı etki kampanyası var," şeklinde konuştu.
Vance, "İsrail hükümeti içindeki bazı unsurlar tarafından para ödenen" eski bir kampanya görevlisinin, İran'la müzakereleri sürdürmesi nedeniyle kendisine karşı saldırılar düzenlediğini belirterek, "Bana takıntılı bir şekilde saldırıyorlar, İran'la müzakere etmememiz gerektiğini söylüyorlar." dedi.
Vance, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu iddiasıyla yargılandığı sırada hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein hakkındaki dosyaların ABD'nin dış politikasına etkilerine de değindi.
Esptein dosyalarının Trump ve yönetimini "İran'a karşı saldırılara zorlamak için şantaj amacıyla kullanıldığı" iddialarına yönelik Vance, ABD'de hükümetin Epstein dosyalarının yayınlanması sürecini iyi yönetemediğini söyledi...
Vance, "Bunun sebebi; Pam Bondi'nin (o dönemki ABD Adalet Bakanı) 'müşteri listesi masamda' demesiydi, değil mi? Pam'i seviyorum, kötü niyetli bir insan olduğunu düşünmüyorum. Bence Pam, siyasi yanıt vermeye çalışıyordu. Bence elimizde olanı ve olmayanı abarttı." diye konuştu.
Vance, Trump yönetiminin Epstein dosyalarına ilişkin iletişim sürecini de eleştirerek, "Eğer insanlar Epstein belgelerini kötü yönettiğimizi söylüyorsa, suçluyuz. Özellikle iletişim konusunda ciddi hatalar yaptık," dedi.
Belgelerin daha hızlı yayımlanması gerektiğini belirten Vance, mağdurların korunması için bazı düzenlemeler gerekse de sürecin baştan itibaren daha şeffaf yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
ABD Adalet Bakanlığı, kasım ayında kabul edilen "Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası" kapsamında ocak ayında 3 milyondan fazla sayfa belge, 2 bin video ve 180 bin görseli kamuoyuna açmıştı.
Epstein, 2019'da New York’taki cezaevinde, insan ticareti suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken ölü bulunmuştu. Epstein, 2008 yılında Florida’da bir mahkemede reşit olmayan bir kişiyi fuhşa zorlamaktan suçlu bulunmuştu.
Epstein’in mağdurları, onun zengin ve siyasi elitlere hizmet eden geniş çaplı bir seks ticareti ağı kurduğunu dile getiriyor.
"Epstein'ın İsrail'de merkez solla çok daha derin bağlantıları vardı"
ABD Başkanı'nın çocuklarla cinsel ilişkiye girdiğine dair "tek bir güvenilir kanıt bile görmediğini" aktaran Vance, "Epstein soruşturmasını yanlış yönettiğimizi söylemek istiyorlarsa, evet suçluyuz," ifadesini kullandı.
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun "şu an ABD'de pek popüler, pek saygın bir kişi olmadığını" kaydeden Vance, Jeffrey Epstein'ın "İsrail derin devletinin unsurlarıyla bağlantılı" olduğunun görüldüğünü belirtti.
Vance, "Jeffrey Epstein İsrail siyasetinin merkez sağ kanadıyla bağlantılı değildi. Amerika'da ise her kesimden insanla bağlantısı vardı. Cumhuriyetçi arkadaşları da vardı, Demokrat arkadaşları da. İsrail'de merkez sağdan ziyade, merkez solla çok daha derin bağlantıları vardı" şeklinde konuştu.
Öte yandan Vance, Epstein'in istihbarat bağlantılarına ilişkin "Epstein'in açıkça Amerikan istihbaratının en üst kademeleriyle bağlantıları vardı. Açıkça İsrail istihbaratının en üst kademeleriyle de bağlantıları vardı," ifadelerini kullandı.
"UFO meselesini araştıracak zamanım olmadı"
ABD'de Başkan Yardımcısı görevi dolayısıyla "neredeyse sınırsız bilgiye erişimi" olduğunu, yasa tasarılarının geçmesi için senatörlerle iletişim kurduğunu anlatan Vance, şunları kaydetti:
"İranlılarla, Kübalılarla veya İsraillilerle Orta Doğu'da olup bitenler hakkında pazarlık yapıyorsunuz ve bunların çoğu, Uzaylı Ziyaretçiler-UFO meselesi gibi, ben de UFO meselesini araştıracağımı söylemiştim ve bunu 1,5 yıldır söylüyorum ama henüz yapmadım çünkü zamanım olmadı."
Vance, kendisine yönelik eleştirilere yanıt vererek "Daha önce Trump'ın seçim döneminde bizzat İsrail hükümeti tarafından desteklenen kişiler bana acımasızca saldırıyor. Bizzat Başkan'ın (Trump) ülke için koyduğu müzakere hedefini gerçekleştirmeye çalıştığım için bana saldırıyorlar," şeklinde konuştu.
Dergileri açtığında "yabancı ülkelerin etkisiyle" kendisine yönelik eleştirileri gördüğünü söyleyen Vance, "Benim buna yanıtım 'Cehenneme kadar yolunuz var' oluyor." dedi.
İsrail'in ABD'de kamuoyu desteğini giderek kaybettiğini söyleyen Vance, İran ile yürütülen müzakereleri engellemek amacıyla 'yabancı kaynaklı' bir nüfuz kampanyası finanse edildiğini öne sürdü.
Trump: Beyrut'ta binaları yıkmanıza gerek yok! demişti
Trump'ın kendisi de, özellikle Lübnan'daki Hizbullah militanlarına yönelik İsrail saldırılarındaki yüksek ölü sayısına giderek daha eleştirel bir tutum sergiliyor. Trump, "İki İHA çöle atılıp zarar vermeden çöle düştüğünde Beyrut'ta binaları yıkmanıza gerek yok. Daha iyi davranabilirler ve açıkçası daha iyi bir iş çıkarabilirler" dedi.
ABD Başkan yardımcısı JD Vance'in eşinin kökenleri hangi ülkeye uzanıyor?
A-Malezya
B-Madagaskar
C-Bangladeş
D-Hindistan
E-Pakistan
F-Filipinler
6-Gold Digger: The Outrageous Life and Times of Peggy Hopkins Joyce (2000; Constance Rosenblum), Secret Lives of Great Filmmakers (2009; Robert Schnakenberg) , Charlie Chaplin (2014; Peter Ackroyd), Einstein: His Life and Universe (2007; Yazan: Walter Isaacson), Churchill: A Life (1991; Martin Gilbert) gibi kitaplarda "City Lights" adlı başyapıtın yapım sürecinde Hollywood'da neler yaşandığı konu edildi:
1958'de ve 1972'de Türk sinemasının yağmaladığı filmlerden biridir; "City Lights" (1931) ...
Türk sineması Aydın Arakon, Metin Erksan, Muammer Çubukçu, Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Ertem Göreç, Bülent Oran'dan kurulu bir senaryo ekibi kurarak "City Lights"ı yağmalar...Filmin adını da "Üç Arkadaş" koyar...
Charles Chaplin'i 20 Eylül 1929'da Hollywood'daki evinde ve "City Lights" filminin setinde ziyaret eden Winston Churchill eğer Chaplin Napoleon'u canlandıracaksa "Genç Napoleon" filminin senaryosunu yazmaya talip oldu...
Churchill geniş ailesinin maddi ihtiyaçları için yeni gelir kaynağı bulmaya çalışmaktaydı...
Churchill "Chaplin harika komedyen, siyasette Komünist, sohbeti keyif verici" dedi...
31 Aralık 1927'den 22 Ocak 1931'e kadar üzerinde çalışılan "City Lights" Chaplin bir sahneyi Stanley Kubrick gibi 127 kez çekebildiğinden o dönem için korkunç bir yapım maliyetine ulaştı: 1,5 milyon dolar...
Joseph Kennedy ve Chaplin Wall Street borsasının altüst olacağını tahmin edip 29 Ekim 1929 büyük borsa çöküşünden hemen önce borsadaki hisse senetlerini satarak mali iflastan kurtulmuştu...Oysa Churchill bunu yapmadığından Wall Street borsasında büyük para kaybetti...
Chaplin'in ikinci eşi Lita Grey (1908-1995) Nabokov'un "Lolita" romanındaki "Lolita" karakterinin esin kaynağıydı, Grey "The Kid" ve "The Gold Rush" gibi Chaplin filmlerinde rol almıştı...
Rus yönetmen Sergei Einstein de Chaplin'in Summit Drive'daki evinde konuk edilmişti...
Elsa ve Albert Einstein'ın "City Lights"ın ilk gece gösterimine katılmasıyla birlikte test gösteriminde çok az kişinin beğendiği bu film tüm sinema tarihinin, son 90 yılın, sinema seyircileri ve film eleştirmenleri tarafından en çok beğenilen filmleri arasında seçkin bir yer edindi...
Ocak 1931'de Albert Einstein Universal Film Stüdyolarını gezerken Charlie Chaplin'le tanışmak istediğini söyleyince Stüdyo'nun patronu Chaplin'i aradı ve Chaplin'i bir öğle yemeğinde Albert Einstein ve eşi Elsa'yla buluşturdu...
Ocak 1931'de Chaplin Los Angeles Tower Sineması'nda "City Lights" için bir test gösterimi düzenledi ve bu gösterimde film çok az kişi tarafından beğenilerek Chaplin'in çok ama çok üzülmesine yol açtı...
30 Ocak 1931 Cuma gecesi Los Angeles'ta Chaplin'in "City Lights" filminin ilk gösteriminde Einstein çifti kırmızı halıda Chaplin'in onur konuğu oldu...Chaplin Einstein'a sinema salonu önünde toplanan büyük kalabalığı göstererek şöyle dedi:
"Bu kalabalık beni anladıkları için, seni de anlamadıkları için alkışlıyor!" 30 Ocak gecesi "City Lights" olağanüstü bir beğeni topladı...
New York George M. Cohan Sineması'ndaki New York ilk gösteriminde ve 27 Şubat'ta Londra'daki Dominion Sineması'ndaki Londra ilk gösteriminde de "City Lights" çok beğenildi...
Joseph Kennedy ve Chaplin Wall Street borsasının alt üst olacağını tahmin edip 29 Ekim 1929 büyük borsa çöküşünden hemen önce borsadaki hisse senetlerini satarak mali iflastan kurtulmuştu...Oysa Churchill bunu yapmadığından Wall Street borsasında büyük para kaybetti...
Charles Chaplin'in filmlerine hayranlık duyanlar arasında Atatürk ve Sovyetler Birliği lideri Stalin de var...
Stalin, Charlie Chaplin filmlerini çok severdi..Hatta tatildeyken Soçi'ye Chaplin filmlerin kopyalarının getirilmesini emretmişti. Mihail Romm anılarında, Stalin'in bir keresinde "Şehir Işıkları" (City Lights) filminin gösterimi sırasında, özellikle de filmin son sahnesinde gözyaşlarına hakim olamadığını anlatır. Stalin, Chaplin'in titizliğini şu sözlerle övmüştü:
"Bir bakalım, bazı yönetmenler nasıl çalışıyor; örneğin Charlie Chaplin. Adam iki-üç yıl boyunca sessiz kalıyor, hazırlanıyor, ayrıntılar üzerinde çalışıyor... Gerçek yönetmenler (bir film üzerinde) iki-üç yıl çalışır..."
Stalin, "Büyük Diktatör" (The Great Dictator) filmini seyretmişti ve tıpkı Almanya'daki Hitler gibi, o da filmin Sovyetler Birliği'nde gösterilmesini yasakladı. Stalin, diktatör Adenoid Hynkel karakterinin istenmeyen bir kıyaslamayı —Hitler'le değil, bizzat kendisiyle yapılacak bir kıyaslamayı— gündeme getirmesinden endişe ediyordu.
İşin ilginç yanı, Charlie Chaplin'in Stalin'i Hitler'i yenebilecek tek kişi olarak görmesiydi.
STALİN'İN GÖZDESİ FİLMLER:
Chapaev (1934): Kızıl Ordu komutanını konu alan bu kahramanlık temalı Sovyet savaş filmi, Stalin'in en sevdiği filmlerden biriydi.
The Lost Patrol (1934): Stalin Amerikan Western filmlerini çok severdi. Bu John Ford filmini o kadar beğenmişti ki, filmin Sovyetler Birliği'nde yeniden çevrilmesi talimatını vererek *The Thirteen* (1937) filminin yapılmasını sağladı ve böylece fiilen "Kızıl Western" türünün doğuşuna öncülük etti.
Tarzan the Ape Man (1932) ve Tarzan Serisi: Stalin Nazi Almanyası'nı işgal eden ordusunun Sovyetler Birliğine ganimet olarak getirdiği bu filmleri çok seviyordu...Stalin Johnny Weissmuller'in Tarzan filmlerinin büyük bir hayranıydı.
Queen Christina (1933): Başrolünde Greta Garbo'nun yer aldığı bu Hollywood yapımı tarihi dramın, hem Stalin'in hem de onun İtalyan faşist mevkidaşı Benito Mussolini'nin favorilerinden biri olduğu ortaya çıkmıştı...
Stalin'in konumu ve paranoyası nedeniyle, bu filmler onun özel ev sinemasında gösterilirdi. Güvenilir Sovyet yetkilileri sıklıkla bu gösterimlere "davet" edilirdi...bu davetleri reddetmek ya da diktatörün tercihlerine, beğenilerine coşkulu bir tepki vermemek Stalin'in evine davet edilen yöneticilerin kaderini bile belirlerdi...
Stalin'in Beğendiği Filmlerden Bazıları:
1. ‘Jolly Fellows’ (1934), Grigori Aleksandrov
2. ‘The Lost Patrol’ (1934), John Ford
3. ‘Chapaev’ (1934), Sergey and Georgy Vasilyev
4. ‘City Lights’ (1931), Charlie Chaplin
5. ‘The Last Masquerade’ (1934), Mikhail Chiaureli
6. ‘Volga-Volga’ (1938), Grigori Aleksandrov
7. ‘Under the Roofs of Paris’ (1930), Rene Clair
8. ‘Tarzan, the Ape Man’ (1932), W. S. Van Dyke
9. ‘His Butler’s Sister’ (1943), Frank Borzage
10. ‘Ivan the Terrible’ (1944), Sergey Eisenstein
11. ‘Girl Friends’ (1935), Lev Arnshtam
12. ‘Katia’ (1938), Maurice Tourneur
13. ‘Butterball’ (1934), Mikhail Romm
14. ‘The New Gulliver’ (1935), Aleksandr Ptushko
15. ‘The Maxim Trilogy’, Grigori Kozintsev and Leonid Trauberg
The Inner Circle (Projeksiyoncu) 1991'in filmi bu yapım, Andrey Konçalovski tarafından yönetilmiştir...Senaryo yazarı: Alexander Lipkov'dur...
Bu film, Joseph Stalin'in 1935'ten ölüm yılı olan 1953'e kadar olan süreçte özel film projeksiyonisti olan KGB subayının gerçek hayat hikayesinden esinlenilmiştir. Film, diktatörün en yakın çevresine giren ve rejimin tüm acımasızlığına, siyasi oyunlarına şahit olan bir adamın gözünden Sovyetler Birliği dönemini anlatır.
Alexander Ganshin/ Ganchin, 1935'ten 1953'e kadar Sovyet lideri Josef Stalin'in özel film operatörlüğünü, makinistliğini yapmıştır.
Hikâyesi 1991 yapımı The Inner Circle filmine konu edilmiştir...Ancak filmde onu canlandıran karakterin adı Ivan Sanchin olarak değiştirilmiştir. (Kaynak Kitap: The Inner Circle: An Inside View of Soviet Life Under Stalin-A Pictorial History)
The Inner Circle filminde Stalin'in film projeksiyoncusu rolünde olan oyuncu başka bir filmde hangi ünlü kişiyi canlandırmıştı?
A-Jimmy Carter
B-Roy Orbison
C-Mahler
D-Beethoven
E-Mozart
F-Albert Einstein
CEVAP ANAHTARI:
1-D
2-C
3-A
4-B
5-D
6-E