Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
28°

Toprağa Serilen Destan

YAYINLAMA:
Toprağa Serilen Destan

Antalya'nın cümle kapısından içeri girince, Toroslar'ın eteklerinde; rüzgârın keçileri değil, masalları sürüklediği Döşemealtı'nı görürsünüz.

Yüzyıllardır süren tezgâh ile ipliğin sevdası burada yaşar. Her düğümde bir dert, her ilmikte bir umut gizlidir. Bu topraklarda halı dokunmaz; halı yazılır. Dağın suskunluğu, obanın türküsü, kadının söyleyemediği sözler yünle, kök boyayla ve motiflerle dile gelir. Döşemealtı halısı dedikleri işte budur; bir halkın sessiz destanıdır.

Yörük kızı çökmüştür tezgâhın başına... Bir elinde kök boya, bir elinde kuzunun yününden eğrilmiş iplik. Ellerinde zamanın izi, gözlerinde Toros'un mavisi vardır. O, ilmeği atarken yalnızca ipi değil, atalarının hatıralarını da düğüme bağlar. Kocasulu desenini işlerken sevdayı anlatır; mihraplı desende ise dua eder gibi dokur. Her motifin bir öyküsü, her rengin bir anlamı vardır. Kırmızı sevdanın ateşi gibi yanar; lacivert gece kadar derindir. Beyaz ise suskun bir annenin gözyaşıdır.

En kısa gecenin en uzun günü 21 Haziran gün dönümü gelince Döşemealtı’nda bir görsel şölen başlar. Döşemealtı Halılarıyla birlikte yurdumuzun ve farklı ülkelerin el dokumaları  Döşemealtı'nda buluşur. On binlerce halı tarlaya serilir.  Toprakla, güneşle buluşur.  Çünkü halı dediğin, güneşte dinlenir.  rüzgârda dalgalanan sessiz bir ordu gibi...  Halılar gökyüzünü görerek renk kazanır; güneşle olgunlaşır, rüzgârla nefes alır, kirinden ve tozundan arınır. Bu, tabiatla halının kardeşliğini anlatan kadim bir törendir.

Gece ile gündüz yeniden eşitlendiğinde halılar topraktan toplanır. Temizlenir, özenle katlanır ve adeta kutsal bir metin gibi katlanır. Sonra pazarlara, çarşılara, müzayedelere, yeni sahiplerine doğru yola çıkar. Ama ne kadar uzağa giderse gitsin, her halı Döşemealtı'nın bir parçasını da beraberinde taşır; güneşini, rüzgârını, suskun köylerini ve Yörük kültürünü...

Günümüzde tarlalarda her yıl halı sayısı çoğalırken maalesef Döşemealtı’nda kirkit sesleri yok denilecek kadar azaldı. İyi ki bir kaç Ayşe bacımız var. Başlarında yazmaları, gözlerinde sabırları, ellerinde Toros'un sesiyle ilmik atmaya devam ediyor. Geçmişle gelecek arasında sessiz bir köprü kuruyorlar.

Bugün Döşemealtı halısı coğrafi işaretle korunan bir kültür mirasıdır. Ama özünde hâlâ bir Yörük duası, bir gelin çeyizi, bir çobanın özlemi olarak yaşamaya devam eder.

Çünkü Döşemealtı halısı yalnızca bir eşya değildir. O tarlalar da yalnızca toprak değildir. Onlar, bir halkın susmadan anlattığı öyküdür. Anadolu'nun toprağına, kadınına, emeğine ve sabrına ilmik ilmik yazılmış bir destandır.

Cümle Kapısı'nın iç tarafında daha anlatılacak nice hikâye var...

Onları da bir başka yazımızda paylaşmak dileğiyle.

Şimdilik kalın sağlıcakla.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız