Dokuma'ya Dokundurmalar
Ortalık toz duman, ekonomi siyaset yaşam alanları hemen her şey merkezi iktidar odaklı kapanın elinde kalıyor ya da harcanıyor… Bu gidişe yaslanmaktan medet umanların yerel operasyonlarının da ardı arkası kesilmiyor. Artık biliyoruz ki tüm yerel yönetimlere esas karakterini veren temel özellik kamu kurumu adı altında piyasaya kaynak aktarmak, kamusal alanları ve kamusal hizmetleri ticarileştirirken, bunları özel işletmelerin, çıkar çevrelerinin zenginleşme aracı haline getirmek. Dokuma Fabrikası'nın öyküsünde “sütten ağzı yanma…” meselesi olsa da benzer süreç işliyor.
Kepez Belediyesi'nde AKP iktidarının ilk yıllarında Özelleştirme İdaresi ile yürütülen pazarlıklar ve sonrasında TURKMALL ihalesi sürecinde karşılaşılan direnç ve mahkeme kararı sonucunda umduğunu bulamamanın getirdiği hayal kırıklıklarını giderme çabaları bugünlerde yeniden vizyona girdi. 2005 yılının AKP’li Kepez Belediye Başkanı Erdal Öner’in yardımcısı sıfatıyla Dokuma Projesi'nin en has savunucularından biri olarak siyaset sahnesinde yerini alan Mesut Kocagöz, belli ki arka plan çalışmalarını tamamlamış ve sahne söylemlerini hazırlamış olarak ve bu kez CHP’li olarak “Dokuma’ya Dokun” hamlelerini bir şekilde nihayete erdirmek istiyor.
Dokuma'nın AKP’li çekirdek ekibinde yer alan Erdal Öner’in, Mesut Başkan'ın CHP’den Kepez Belediye Başkanı olduktan sonra onu Kepez Vakfı’na Genel Müdür olarak ataması boşuna olmasa gerek. Gerçi kısa bir süre önce CHP operasyonlarının başlamasıyla istifa haberi gazetelerde yer almıştı ama Dokumanın önüne çadır kurup direnişin sembol ismi haline gelen ve onları destekleyenlerden kimi isimlerin de Kepez Vakfı çalışanı veya başkan danışmanı olarak bu ekipte yer almaları sağlanmıştı. Ekibin devşirme olmaktan çıkarılıp daha kabul edilebilir bir hüviyete büründürülmek istenmesinin tercih edildiği ortadaydı. Ancak plan mı pilav mı? ilkesellik mi?bağımlılık mı? ikilemlerinin baskısı altında her bir bireyin tercihlerinin kendileriyle sınırlı olabileceği, bireysel olarak kimsenin toplumsal olandan yana kavramların içini boşaltmaya muktedir olamayacakları da tartışmadan uzak bir konu.
“Dokumaya Dokun” ekibi hummalı bir çalışmayla, Kent Konseyi, STK, Meslek Odası, kulis ve sunumlarıyla, planında ticari alan ama bu alana kentin “ortak aklı” dokunsun, burada ne yapılacaksa birlikte karar verelim, diyor. Gerçi kulağa hoş gelse de ortada yapay zeka ürünü olduğu belirtilen bir proje dolaşıyor. Alanın kullanım konularından bahsediliyor. Böyle olunca ortak aklı nereye koyacaksınız diye soru akla geliyor doğal olarak, cevap olarak da bu bir taslak, bu başlıkların uygulanması şart değil, proje de zaten yapay zeka ürünü, değişebilir ama “gelir getirici şeyler” olmadan olmaz, yeter ki siz bizi destekleyin deniliyor. Adı üzerinde zeka yapay, ne verirsen, nereye yönlendirirsen öyle bir çıktı alıyorsun.
O nedenle bu söylem ortak aklı hayata geçirmek için yeterli bir formül değil ama esas akla geçen dönem bu alan ile ilgili yapılan proje yarışması geliyor. Dokumaya Dokun ekibine bu yöntemle elde edilen sonuçlar ise cazip gelmiyor.
Bunun yerine “parasızlıktan” “gelir getirici şeylerin gerekliliğinden” “kente, kentsel dönüşüme katkılardan” “rant ve rant düşkünlüğü sağlamaktan ” söz ediliyor olması önceliğin kamusal yarar olmadığını ortaya koyuyor.
Şurası açık ki bu alanın kentsel değerlere, kent belleğine, kentlilik bilincine ve toplumun her kesimi için erişilebilirliğine ve onlarla kurulacak kentsel bağların güçlendirilmesine nasıl bir katkı sağlayabileceğine yönelik proje önerileri tartışılmadan, kent dinamikleri aktif olarak sürece dahil edilmeden, alanın kullanım koşulları planlama ilkelerine göre değil de, yalnızca parası olanların yararlanabileceği yatırımlar ve yöntemlerle ele alınırsa, kamusal ihtiyaçlar göz ardı edilerek kamusal alanlar para kazanma ve para kazandırma aracı olarak görülürse ağır kent hakkı ihlali var demektir.