Günümüz bürokrasisindeki kırık çizgiler
Bazen haberlerde “Eski Türkiye-Yeni Türkiye” diye bir şeyler duyuyoruz. Ne anlama geldiğini bilemem ama gelin size devlet bürokrasisinin geçmişinden akılda kalanlar hakkında bazı örnekler takdim edeyim.
Malum, 63 yıla dayanan bir kamu emeklisiyim. Köprünün altından çok sular akıp geçti elbette. Eskiden tüm kamu dairelerinde kurum müdürünün şoförü sabahın07.00-08.00’lerinde piyasaya çıkar, tüm basın kurumlarından birer adet gazete alıp çalıştığı kurumun müdürüne ait odaya, makam koltuğuna tüm gazeteleri bırakır; hemen dönüp müdürünü evinden alır, makamına getirirdi.
Peki müdür bey ne yapardı? Makamda sabah çayını bile içmeden derhal o günün gazetelerini tek tek inceler, kurumuyla alakalı bir haber, bir eleştiri, herhangi bir olumsuzluk var mı yok mu araştırırdı.
Şayet teşkilatını ilgilendiren bir haber, bir eleştiri varsa derhal harekete geçilir, yardımcılarından birisi görevlendirilerek haber kaynağı incelenir; ortada herhangi bir kamusal zarar, olumsuz bir durum var ise olayın üzerine gidilir, çözümü gerektiren bir husus varsa gerekli tedbirler alınır, ilgili vatandaş da bilgilendirilir, gerekirse şikâyetçiye teşekkür edilirdi. Vatandaş onurlandırılırdı.
Şimdi günümüze bir göz atalım ve kamu adına soralım. Antalya’yı baz alalım. O eski zamanlardaki kurumsal hassasiyet var mı, yok mu? Gerek görülmesi hâlinde vatandaşın bir sıkıntısı var mı? Var ise duruma göre kurumlarımız hemen teyakkuza geçiyorlar mı?
Mesela kurum yetkilileri kentimizdeki gazeteleri, gazetelerin köşe yazılarını okuyup duruma göre o sorunlara ilişkin çalışmalar yapıyor mu? Eskiden devlet kurumlarımız hem il bazında hem de bakanlıklar bazında belli zamanlarda denetlenerek eksiklikler ve aksaklıklar hakkında raporlar hazırlanır, hataların ve yetersizliklerin telafisi yoluna gidilirdi.
Çok açık olarak ifade etmek istiyorum ki bu ve benzeri konularda, hatta kamu sağlığının fevkalade mühim olduğu durumlarda bile bizleri şaşırtan ağır gerçeklerin olduğunu ifade etmekten derin bir üzüntü duyuyorum.
İzin verin de Cumhuriyet tarihinin en eski bürokratlarından biri, bir çevreci olarak ve de meslek yeminimin, vicdani-insani sorumluluğumun gereği olarak ülkemizin, bölgemizin ve beldemizin sorunlarını kapalı da olsa ifade etmiş olayım.
Bu nedenle demek isterim ki mülki idaremiz, kendi çalışma programları çerçevesinde ilimizdeki tüm kamu kurumlarını rutine dayalı bir denetim ağı içinde tutarak; kamu yararının, insan hayatının, insan sağlığının, ekonominin ve ekolojinin koruma altında tutulabilmesi için bir otokontrol mekanizmasına dayalı çalışmaları gerçekleştirmelidir. Kamuoyu bunu çok arzu etmektedir.
Hâl böyle olursa bütünüyle kamu kurum ve kuruluşları her daim devletin nefesini enselerinde hissedecek, ayıplı hizmet, görev kusuru gibi olumsuzluklardan arındırılmış olacaklardır.