Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
19°

Antalya kilitlendi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Antalya kilitlendi

Antalya’yı bilirsiniz. Hani şu her yaz manşetleri süsleyen, "Turizmde rekor kırdık", "Şu kadar milyon turist ağırladık" diye caka sattığımız Akdeniz’in incisi.

Bugün o incinin bağrına kilit vuruldu.

Antalya’da ne oluyor? Şehir kilitlendi. Hani bilgisayar donar ya, ekran kalır öylece; ne ileri gider ne geri. İşte Antalya tam o noktada. Üst üste gelen operasyonlar şehrin idari çarklarını tıkadı. Siyaset, hizmet üretmek yerine adliye koridorlarında nefes tüketiyor. Yetmedi, şehrin markası Antalyaspor küme düştü. "Altı üstü futbol" demeyin, bir kentin morale, aidiyete en çok ihtiyaç duyduğu anda bayrağı yere düştü.

Turizm ne alemde? Hani rekorlar kırıyorduk? Cevap: Rekorlar kağıt üstünde kaldı. Sınırımızdaki savaşlar, bölgedeki jeopolitik gerilimler bıçak gibi kesti rezervasyonları. Turist geliyor gelmesine de, harcayanı gelmiyor. Bilimsel veriler açık: Türkiye’nin cari açığını kapatan, net döviz girdisi sağlayan en büyük ihracat kapısı Antalya turizmidir. Ülke ekonomisine milyarlarca dolar doğrudan katkı sunar. Gelin görün ki, Ankara’dan Antalya’ya dönen merkezî katkı, devenin kulak tırnağı bile değil. Antalya üretiyor, ülkeyi sırtlıyor ama kendi altyapısını, kendi geleceğini kuracak payı alamıyor. Ankara, altın yumurtlayan tavuğu sadece beslemeden kesiyor.

Peki ya tarım? Portakal bahçeleri, seralar? Seralar borç batağında. Gübre uçtu, ilaç kaçtı, mazotun yanına yaklaşılmıyor. Tarım girdileri o kadar arttı ki, çiftçi ürettiği malı satıp borcunu kapatamıyor. Toprak küstü, üretici zayıfladı. Tarım zayıflayınca ne oldu? Kentin kılcal damarlarına kan pompalayan iç ticaret durdu. Esnaf kepenk indirmemek için mucize bekliyor.

Çarşıda pazarda bir hareketlilik var ama, o neyin nesi? O hareketlilik üretime, emeğe dayalı bir kalkınmanın eseri değil. Kayıt dışı paranın, sistemi delip geçen kontrolsüz sermayenin suni teneffüsü. Şehirde sıcak para dönüyor gibi görünüyor ama o para istihdam yaratmıyor, fabrikaya dönüşmüyor, geleceği inşa etmiyor. Sadece günü kurtarıyor, o da muayyen çevreler için.

Antalya’nın nüfusu neden bu kadar kozmopolit oldu? Çünkü Antalya artık sadece bir Akdeniz şehri değil. Aldığı yoğun göçle, değişen demografik yapısıyla artık adeta Türkiye’nin bir minyatürü. Doğudan batıya, kuzeyden güneye herkes burada. Bu aslında büyük bir zenginlik olabilirdi, olamadı. Neden mi?

Neden bir "Antalyalılık" bilinci yok?  Kent kültürü oluşturamadığımız için olmasın. Gelen herkes memleketinin kahve kültürünü, kasaba alışkanlığını bavulunda getirdi, bu şehir ortak bir potada eriyemedi. Antalya, sadece "para kazanılıp gidilecek bir otel odası" gibi görüldü. Ortak bir kent kültürü, ortak bir aidiyet olmayınca da şehir her gün biraz daha kan kaybediyor, kimliksizleşiyor. 

Antalya bugün batan bir geminin en lüks kamarası gibi. Ülkenin özeti, ekonominin lokomotifi, tarımın kalbi kilitli…

Eğer bu kenti sadece ranta, kayıt dışı paraya ve günübirlik politikalara teslim etmeye devam edersek, yarın o çok övündüğümüz deniz de, o güzelim güneş de bizi kurtarmaya yetmeyecek.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız