Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
21°

Londra’dan İzlenimler

YAYINLAMA:
Londra’dan İzlenimler

Batı dünyasında medeni ve siyasal haklar da sosyal haklar da geçen yüzyıllarda mücadele ede ede kazanılmış. Bu nedenle insanlar kıymetini biliyor, bu hakları aşındırmak kimsenin aklına gelmiyor. Kimi ülkelerde ise bu haklar insanlara herhangi bir mücadele olmaksızın altın tepside ikram edilmiş. Bu nedenle olsa gerek pek kıymetleri bilinmiyor. İktidarlar da bu hakları istedikleri gibi aşındırabiliyorlar; kimsenin sesi soluğu çıktığı yok.

Özgürlükler; insanın onurlu, korkusuz ve yaratıcı yaşam sürmesi açısından vazgeçilmez haklardır. Yaşam, düşünce, ifade, inanç ve seyahat hürriyeti gibi değerler, bireyin kendini gerçekleştirmesinin ve toplumsal huzurun temelini oluşturur. Özgürlüklerin kıymetini bilmek, bu hakları sadece kullanmak değil, aynı zamanda demokratik toplum içinde savunmak anlamına gelir. İnsanlar bu özgürlüklere uzun bir mücadelenin sonucu sahip oldular. Bu nedenle bu özgürlüklerin kıymetini bilmek gerekir.

Özgürlük Ateşi ve Sefiller

Victor Hugo’nun Sefiller romanından uyarlanan bir müzikali Londra’nın en eski tiyatrolarından birinde (Sondheim Theatre, 1907) izledim. Muhteşem tiyatronun tüm koltukları doluydu. Müzikalin bir sahnesinde 5 ve 6 Haziran 1832’de Paris Cumhuriyetçilerinin anti-monarşist ayaklanması sahnelenmişti. Otoriter krala başkaldıran devrimciler “Özgürlük, özgürlük!” diye bağırıyordu.

Bu sahneyi soluksuz izlerken ben de şu düşüncelere daldım: Geçmişte Fransa başta olmak üzere çeşitli ülkelerde baş gösteren ayaklanmalarda nice insan ölmüş, işkence görmüştü. Onların yaktıkları özgürlük ateşi, bugün insanoğlunu bu noktalara getirdi. Tıpkı geçen yazımda söz ettiğim gazete dağıtıcısı çocukların, paragöz medya patronuna karşı başlattıkları grev gibi... Büyük küçük, kadın erkek tüm emekçilerin geçen yüzyıllardaki direnişleri ile günümüzdeki sosyal haklara sahip olundu. Bu hakların kıymeti bilinmeli, geçmiş direnişçiler saygı ile yâd edilmeli.

Tarihin Sürekliliği: Fare Kapanı (The Mousetrap)

Londra, kültür-sanat faaliyetleri açısından oldukça zengin bir kent. Tarihî bir başka tiyatroda (St. Martin’s Theatre, 1916) Agatha Christie’nin Fare Kapanı adlı eserinden uyarlanan oyunu izledim. Dikkat çekici husus; oyunun 1952’den bu yana aralıksız bu tiyatroda oynanıyor olması. Kızımın kayınvalidesi on yaşında iken oyunu izlemiş; bunu adet edinmiş, çocukları ve torunları on yaşlarına bastıklarında onları aynı tiyatroda bu oyuna götürmüş. Kızımla izlemeye gittiğimde tiyatro salonu yine her yaştan insanla doluydu.

Binalar, Parklar ve Koruma Kültürü

Şehrin merkezindeki bu tarihî tiyatroları yıkıp yerine modern binalar inşa etmek kimsenin aklına gelmemiş. Sadece bu tür binalar değil, Londralıların yaşadıkları evlerin pek çoğu da geçen yüzyıllardan kalma. "Bu evleri yıkıp yeni, modern, akıllı bir bina dikmek mümkün değil mi?" dedik; “Hayır, eskimiş binalar aslına uygun restore ediliyor, tarihî kimlik korunuyor” dediler.

Korunan sadece binalar da değil. Şehrin içindeki sayısız, devasa parklar da muhafaza ediliyor. Örneğin ünlü Hyde Park, 200 futbol sahası büyüklüğünde; yemyeşil çimlerle kaplı, yüzyıllık devasa ağaçlarla dolu. Bu alanlara AVM, rezidans veya lüks otel dikmek kimsenin aklından dahi geçmemiş. İnsanlar bu parkların keyfini çıkarıyor; kimi spor yapıyor, kimi uzanıp kitap okuyor, kimi köpeğini gezdiriyor. Tam bir huzur ve sakinlik hâkim. Çevre bilinci; tarihî ve kültürel eserlere saygı doruklarda.

Bir Karşılaştırma: Antalya Arkeoloji Müzesi

Bir İngiliz halkının tarihî eserlerine, kültürel değerlerine ve doğaya verdiği öneme bakıyorum, bir de bize... Kıskanmamak mümkün değil. Aklıma geçen yıl "deprem riski bahanesiyle" yıkılan ödüllü Antalya Arkeoloji Müzesi geliyor. Müze Çalışma Grubu (MCG) yıkılmaması için büyük uğraş vermişti ancak dinleyen olmadı; müze bir gece yarısı yıkıldı.

Şimdilerde bir avuç insan hâlâ her Perşembe müze önünde toplanıyor, "Müzemizi isteriz!" diye ağıtlar yakıyor. Fakat dinleyen kim? Yeni müzenin inşasının 2026 yılında biteceği söylenmişti; peki, inşa edileceği söylenen yeni müzenin ne zaman tamamlanacağı hakkında bir bilgisi olan var mı?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız