“Bazı İnsanlar Kitap... Bazı Kitaplar Da İnsan Okur”
Bir film izliyordum geçen gün.
Tam sahneyi hatırlamıyorum şimdi. Ama bir cümle geçti.
“Bunlar herkesin okuması gereken 100 kitap.”
Bir an durdum.
Çünkü o cümle bana kitaplardan çok insanları düşündürdü.
Biz neden bazı şeyleri “herkes okumalı” diye kutsuyoruz?
Ve daha garibi…
Gerçekten okuyor muyuz?
Yoksa bazı kitapları…
Okumaktan çok taşımayı mı seviyoruz?
Bazen birinin evine gidiyorum. Kütüphane muhteşem.
1984 orada. Suç ve Ceza hemen yanında.
Bir köşede Küçük Prens.
Ve insan ister istemez düşünüyor:
Bu kitaplar gerçekten okundu mu…
Yoksa karakter aksesuarı mı oldu?
Sonra tabii dönüp kendime baktım.
Çünkü dürüst olalım…
Benim de yarım bıraktığım kitaplar oldu.
Hem de öyle böyle değil.
Bazılarında sıkıldım.
Bazılarında hiçbir şey anlamadım.
Bazılarında ise kitabı değil…
Kendimi sevmedim.
Çünkü bazı kitaplar sana hikâye anlatmıyor.
Sessizce seni önüne koyuyor.
Ve insan… Her versiyonuyla tanışmaya hazır olmuyor.
Mesela ben Yabancı’yı okurken tuhaf hissetmiştim.
Kitap beni suçlamıyordu. Ama bazı satırlarda…
Kendimden kaçamadığımı fark etmiştim.
Bazı cümleler vardı…
Okuyup geçemiyordum.
Sanki biri sessizce gelip zihnimin tam ortasına bir sandalye çekmişti.
Ve ben… ilk kez kendi iç sesimi bu kadar net duymuştum.
1984 başka vurdu bana.
O kitap bana sadece sistemi değil…
İnsanın bazen kendi zihninin içinde bile özgür olamadığını düşündürdü.
Sonra fark ettim ki mesele şu değilmiş:
“Herkesin okuması gereken kitaplar.”
Mesele…
İnsanın hangi cümlede kendine denk geldiğiymiş.
Çünkü bazen küçücük bir paragraf…
Yıllarca kimsenin sana anlatamadığı şeyi anlatıyor.
Ve bazen 600 sayfalık bir klasik… Sende hiçbir şey bırakmıyor.
Bu da biraz hayat gibi galiba.
Herkesin çok etkilendiği şey…
Sende aynı yankıyı yaratmıyor.
Belki de bu yüzden bazı insanlar aynı kitabı okuyup başka başka hayatlar yaşıyor.
Ve galiba ben artık “çok önemli kitap” fikrinden çok…
“insanın içine dokunan kitap” fikrine inanıyorum.
Çünkü bazı kitaplar bilgi bırakmıyor insanda.
İz bırakıyor.
Ve insan…
En çok altını çizdiği cümlelere benziyor.
Ben Aslı.
Bazen bir filmde duyduğun küçücük bir replik… Seni saatlerce kendi zihninin içinde dolaştırır.
Biz de… Bir sonraki cümlede görüşürüz...