Geç Kalmışlığın Pişmanlığı
Hepimizin yaşamında “ geç kalmışlığın “ o hüzünlü pişmanlığı vardır. Çünkü bazen gecikmenin telafisi yoktur.
“Geç kalmak, sadece bir zaman meselesi değil, bir daha asla aynı yerden bakamayacak olmanın sızısıdır.” Diyor Tarık Tufan.
Zamanlamanın anlamını anlatan en güzel sözlerden biri de şair Cahit Külebi’ye aittir:
“Geç kalınmış tebessüm, idamdan sonra gelen affa benzer.”
Gecikme; dünya edebiyatında zamanın telafisiz akışı, yalnızlık ve pişmanlık temalarıyla sıkça işlenmiştir.
Çoğu kez, hayatımızda, gecikmenin, telafisi olmayan hüzünlü anıları vardır. Bu anıları çağrıştıran, üç öyküyü paylaşmak isterim sizlerle.
SON DURAK
“Adam, yıllardır dargın olduğu babasının ağırlaştığı haberini aldığında terminale koştu. Biletini aldı, otobüsün kalkmasına sadece beş dakika vardı. Ancak, yolda büyük bir kaza olmuş, trafik durma noktasına gelmişti. Terminale vardığında, otobüsün perondan çoktan ayrıldığını gördü. Bir sonraki araçla şehre ulaştığında, hastane koridorunda onu karşılayan derin sessizlikten anladı: Hayat, o yarım saatlik gecikmeyi affetmemişti. En çok da “ özür dilerim “ diyememenin yükü kaldı omuzlarında…”
SİLİNEN MESAJ
“Genç kız, eski sevgilisinden gelen “ Müsait olduğunda konuşabilir miyiz? Kapının önündeyim.” Mesajını tam dört saat sonra gördü. Heyecanla balkona fırladı, sokak lambasının altındaki boşluğa baktı. Yağmur çoktan başlamış, yerdeki ıslaklık, adamın beklediği yerdeki son izleri de silip süpürmüştü. Telefonuna sarılıp aradı ama, karşıdaki ses soğuktu: “ Artık çok geç, ben o kapıdan döneli bir ömür oldu.”
MEKTUP VE TOZ
Yaşlı kadın, taşınırken eski bir sandığın dibinde sararmış bir zarf buldu. Zarf, kırk yıl önce aşık olduğu adamdandı. Mektupta: “ Eğer sen de istersen, yarın sabah istasyonda ol, beraber gidelim.” Yazıyordu. Kadın o gün istasyona hiç gitmemişti. Çünkü mektup o zamanlar eline hiç geçmemişti. O sandığın dibine, onu ailesinden kim koymuştu bilemedi. Şimdi boş peronlara bakarken, hiç yaşanmamış bir hayatın yasını tutuyordu. Geciken sadece bir kağıt parçası değil, koca bir ömürdü.”
Söylenmemiş sözlerin, hep ötelenip sonraya bırakılmış özlemlerin, yaşamakta geç kalınmış her şeyin pişmanlığı bizi bulmadan, yapılması gerekenleri geciktirmeyelim. Tıpkı Özdemir Asaf’ın dediği gibi:
“ Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. Sevecekse sevilen; hayat her şeye bedeldir. Ama geç kalınca, ne beklenen gelir ne de hayatın tadı kalır.”