Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°

Geç Kalmışlığın Pişmanlığı

YAYINLAMA:
Geç Kalmışlığın Pişmanlığı

Hepimizin yaşamında “ geç kalmışlığın “ o hüzünlü pişmanlığı vardır. Çünkü bazen gecikmenin telafisi yoktur.

“Geç kalmak, sadece bir zaman meselesi değil, bir daha asla aynı yerden bakamayacak olmanın sızısıdır.” Diyor Tarık Tufan.

Zamanlamanın anlamını anlatan en güzel sözlerden biri de şair Cahit Külebi’ye aittir:

“Geç kalınmış tebessüm, idamdan sonra gelen affa benzer.”

Gecikme; dünya edebiyatında zamanın telafisiz akışı, yalnızlık ve pişmanlık temalarıyla sıkça işlenmiştir.

Çoğu kez, hayatımızda, gecikmenin, telafisi olmayan hüzünlü anıları vardır. Bu anıları çağrıştıran, üç öyküyü paylaşmak isterim sizlerle.

SON DURAK

“Adam, yıllardır dargın olduğu babasının ağırlaştığı haberini aldığında terminale koştu. Biletini aldı, otobüsün kalkmasına sadece beş dakika vardı. Ancak, yolda büyük bir kaza olmuş, trafik durma noktasına gelmişti. Terminale vardığında, otobüsün perondan çoktan ayrıldığını gördü. Bir sonraki araçla şehre ulaştığında, hastane koridorunda onu karşılayan derin sessizlikten anladı: Hayat, o yarım saatlik gecikmeyi affetmemişti. En çok da “ özür dilerim “ diyememenin yükü kaldı omuzlarında…”

SİLİNEN MESAJ

“Genç kız, eski sevgilisinden gelen “ Müsait olduğunda konuşabilir miyiz? Kapının önündeyim.” Mesajını tam dört saat sonra gördü. Heyecanla balkona fırladı, sokak lambasının altındaki boşluğa baktı. Yağmur çoktan başlamış, yerdeki ıslaklık, adamın beklediği yerdeki son izleri de silip süpürmüştü. Telefonuna sarılıp aradı ama, karşıdaki ses soğuktu: “ Artık çok geç, ben o kapıdan döneli bir ömür oldu.”

MEKTUP VE TOZ

Yaşlı kadın, taşınırken eski bir sandığın dibinde sararmış bir zarf buldu. Zarf, kırk yıl önce aşık olduğu adamdandı. Mektupta: “ Eğer sen de istersen, yarın sabah istasyonda ol, beraber gidelim.” Yazıyordu. Kadın o gün istasyona hiç gitmemişti. Çünkü mektup o zamanlar eline hiç geçmemişti. O sandığın dibine, onu ailesinden kim koymuştu bilemedi. Şimdi boş peronlara bakarken, hiç yaşanmamış bir hayatın yasını tutuyordu. Geciken sadece bir kağıt parçası değil, koca bir ömürdü.”

Söylenmemiş sözlerin, hep ötelenip sonraya bırakılmış özlemlerin, yaşamakta geç kalınmış her şeyin pişmanlığı bizi bulmadan, yapılması gerekenleri geciktirmeyelim. Tıpkı Özdemir Asaf’ın dediği gibi:

“ Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. Sevecekse sevilen; hayat her şeye bedeldir. Ama geç kalınca, ne beklenen gelir ne de hayatın tadı kalır.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız