TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'tan Talebimiz
Sayın Başkan, aşağıda dile getireceğimiz konu, toplumsal yaşamımız için çok mühimdir. Bilhassa belediyelerimizin sorumluluklarıyla ilgili yasaların bazı belediyelerimizce anlaşılamadığı, dar boğazların olduğu ortaya çıkmıştır.
Konuya ilişkin bazı örnekler aşağıda olduğu gibidir. Bazı belediyelerce tercüme edilemeyen yasalara açıklık getirmek amacıyla müdahalenize ihtiyaç vardır.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün de imzası bulunan ve 1934'te çıkarılan 1593 sayılı U.H.K. (Umumi Hıfzıssıhha Kanunu)'nun 1. maddesi aynen şöyledir:
"Genç ve müstakbel neslin sağlığına musallat olan her türlü muzırla mücadele devletin temel görevidir." denilmektedir.
2872 sayılı yasanın özüne inilerek hazırlanan "Gürültü Kirliliği Yönetmeliği" vardır.
Anayasamızın 56. maddesi de şunu söylüyor: "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürülebilirlik içinde sağlamakla görevlidir." denilmiştir.
Uygulanmasında hayati önem ve mecburiyet bulunan bu zorunlu yasalara rağmen bazı belediyeler yukarıdaki yasaları uygulamayıp, yalnızca sınırlı ölçüdeki Kabahatler Kanunu'na sığınarak; işlenen çevre ve insanlık suçları karşısında halkın bedenen ve ruhen tahribatına çare aranamamaktadır.
Çarşıda, pazarda, yolda, sokakta açıkta satılan, gayri sıhhi açıdan merdiven altı üretilen gıda maddelerinin durumuna; bilhassa semt pazarlarında açıkta satılan süt ve süt ürünleri, peyniri, tereyağı, et preparatları, çerezi, çekirdeği, balı, pekmezi ve daha nice gıda maddeleriyle ilgili olarak sürdürülebilirlik içinde teknik ve bilimsel denetimlerin (genel manada numuneler alınarak tahlillerinin yapılmadığı vb. olumsuzlukların bulunduğu), binlerce seyyar esnafın ürün satmak için en yüksek perdeden bağırıp çağırdıkları, toplumun işitme duyularının sağırlaştırılmasına karşı ilgili kurumların çaresizlik içinde sessiz kaldıkları, "Efendim, Kabahatler Kanunu'na göre 1500 TL ceza yazıyoruz." demekle yetindikleri, yukarıda 3 maddeyle ifade olunan yasa ve yönetmeliklere uyulmadığı anlaşılmıştır.
Yetkili kurum, "Pazarcı esnafın ruhsatlandırılmasına gerek yoktur. Pazar yerleri, esnafa tahsis edilmesiyle sınırlıdır, ruhsata gerek yok." denilmektedir.
Şu veciz örneği de dile getirmeliyiz:
Elinde bir saç tarağı, bir makası olan, bir de permatik jileti olan bir berberin duvarında 12-13 tane devlet belgesi vardır. O belgeleri paralar ödeyerek temin etmeyen berber, saçımızı kesme yetkisine sahip değildir. Önce dükkânına kocaman bir işletme ruhsatı asması gerek.
Hal böyleyken, semt pazarlarında onlarca çeşit gıda maddesi satan bir esnafın ruhsatına gerek yok deme anlamında bir kurum görüşü hâkimdir.
Devam ediliyor. "Pazar yerleriyle ilgili Kabahatler Kanunu'na, yukarıda sayılan üç kalemle ifade olunan meri yasalar eklenmediği için o kanunlara dayanarak ceza yazamayız." denilebilmektedir.
Yani, yürürlükteki yasalara göre işlem yapalım denilmemektedir. Bu çok şaşırtıcı ve üzücü bir kavramdır.
Ayrıca önemli olan, halkın beden ve ruh sağlığına zarar veren muzırların engellenmesi gerektiği hâlde, meseleye dar ve kısır açıdan bakıldığından kamu sağlığının ciddi bir risk altında olduğunu söyleyebiliriz.
SAYIN BAKAN,
Bir toplum yeterli ve güvenli gıdaya, sağlıklı suya, temiz ve yaşanılabilen temiz bir çevreye, temiz havaya (temiz atmosfere) ulaşamazsa, o toplum düşmanlarına karşı savaşabilir mi?
Bu nedenle, ilgili çevre ve insan sağlığının korunmasına ilişkin yasaların uygulanması konularında belediyelerimize yazılı talimat verilmesine ihtiyaç olduğu çok açıktır.
Mecliste; uygulama yönetmeliklerine uymayan belediyelere yaptırım uygulanması için yeni bir kanun düzenlemesine ihtiyaç vardır.
Arz ederim.